Cemal Süreya: Sartre’ın Nobel ödülünü geri çevirmesinden beri Fransa sürekli olarak cezalandırılmıştır

Cemal SüreyaNobel edebiyat ödülü, Çek şairi Jaroslav Seifert’e verilmiş. Bu ad bana bir şey söylemiyor. Papirüs’ün 1968’de yayımlanmış “Çekoslovakya’da Entellektüel Hayat” adlı özel sayısını karıştırdım. J. Seifert’in adı iki üç yerde geçiyor. Ama şiirlerinden örnek bulamamışız. Kısaca, hiç tanımıyoruz onu. J. Seifert’in resmi ideolojiye yeterince uyarlanamadığı için gözden düştüğü, “Prag Baharı” günlerinde yeniden öne geldiği anlaşılıyor. Bence, Nobel jürisi de, onun şiirinde “Prag Baharı”nı ödüllendirmiş. Çok geç değil mi?
Nobel biraz da ülkelere mi veriliyor?

Ödülün açıklanmasından birkaç gün önce, Le Monde’da George Steiner’ın ilginç bir yazısı yayımlanmıştı: “Nobel Edebiyat Ödülünün Bir Anlamı Var mı?”

Steiner’e göre, “hangi ülke?” konusunda her türlü varsayım söz konusu olabilir. Sözgelimi, Sartre’ın ödülü geri çevirmesinden beri Fransa sürekli olarak cezalandırılmıştır. İsveç Akademisi’nin seçmeleri hep kaprisli olmuştur; dahası, akademi, bu seçmelerinde eleştirel zekâyı aşağılayıp durmuştur. V. Woolf varken, Pearl Buck’ın taçlandırılması, B. Brecht karşısında Paul Heyse’ye yönelinmesi başka türlü açıklanamaz. Nobel alanlar arasında çok büyük yazarlar ve şairler de var elbet (Yeats, T. S. Eliot, Pasternak, Faulkner, Hemingway, Beckett), ama bu, akademinin genel tavrını örtmeye yetmez.

Steiner ödüllendirilmemiş büyük asları sayıyor: J. Joyce, Proust, Kafka, Thomas Hardy, Joseph Conrad, Henry James, Malraux, Musil, D. H. Lawrence, Ezra Pound, Rilke, Válery, Wallace Stevens, Kazancakis, Auden…

Yine Steiner’dan: Nobel ödülü özellikle son yıllarda kötülere, kalıklara yönelmiş görünüyor, ayrıca seçmelerde bir giderme politikası izlenmekte; Solohov’un ödüllendirilmesi, Pasternak için bir bakıma özür dileme anlamı da taşıyordu. Hiçbir dadacıya, hiçbir gerçeküstücüye, hiçbir büyük dışavurumcuya ödül verilmedi. Nobel jüri üyeleri arasında tek eleştirmen, kendini kabul ettirmiş tek “otorite” yok. Buna karşılık, çetrefil bir seçme bürokrasisi söz konusu. Denebilir ki, yalnız İngilizce çevrilmiş kitapların şansı var. Az bilinen bir dildeki (Japonca, Sırpça) kitaplar devreye seyrek olarak girer ve üçüncü elden değerlendirilir.

Steiner yazısını şöyle bağlıyor: “Kara liste mi var?”
Ülkemizde Nobel ödülü adayı olabilmek için ayrıca birkaç koşulun yan yana gelmesi gerek: Sıra sorunu, yazarın uluslararası üne kavuşmuş bulunması, Batı’da bir “tezgâh”ı olması vb. Bugün için yalnız Yaşar Kemal şanslı. Biliyorum, eski kuşaktan Nobel düşü gören birkaç şairimiz var. Böylesine büyük bir uluslararası ödülün şiire verilmesinin doğru olacağını da düşünüyorum (Türkiye’de yalnız şiirin büyük bir geleneği var; şairlerimiz dünyanın her yerindeki şairlerle boy ölçüşebilir). Ancak andığım koşullara uygun hiçbir şair olmadığı gibi, Yaşar Kemal’den başka yazarlar da öyle.

43. Gün
(Günler)
Cemal Süreya 

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Aşk kadınlar ve erkekler için asla aynı anlama gelmez” Aşk liberal bir sözleşme mi? – Esra Sarıoğlu

Aşk Neden Acıtır? kitabında, sosyolog Eva Illouz liberal hegemonyanın tuzağına düşmeden, sözleşme prensibine dayanan modern aşkın kadında nasıl ve neden...

Kapat