Cemal Süreya’nın kaleminden ÇEVİRİ ve gözden çıkarılmış üçüncü kişi olarak: ÇEVİRMENLER

Cemal SüreyaYeryüzünde yürüdüğümüz her yoldan daha önce biri geçmiş: ya bir kedi ya ünlü biri. Cemal Süreya da çeviri yaptığı gibi çeviri üzerine yazmış. Çevirmen, diyor Cemal Süreya, “gözden çıkarılmış üçüncü kişi.”
Şairin aşağıda yer alan “Çeviri ve Çevirmenler” yazısında ilginç bazı ayrıntılar var. Çevirmenlerin geçim ve kabul edilme sıkıntılarının her yerde hep aynı olduğunun görülmesi bir yana, Fransa’da kurulan derneğin “siyasayla ilgilenmediğini” özenle belirtiyor Süreya. İlk ve öncelikli olarak emeklilik hakkı, ücret ve isim üzerinde duruyorlar. Türkiye’de siyasetin insanları delirttiği 1975 yılında Süreya’nın bunun üzerinde duruyor. 

 

Çeviri ve Çevirmenler

1972’de Nice’te toplanan uluslararası çeviri kurultayında şair Guillevic şöyle diyordu: “Çeviri olmasaydı, İncil, dağınık ya da bir arada yasayan Yahudi topluluklarının malı olarak kalacaktı; Homeros ve Platon eski Grek uygarlığıyla birlikte yitip gidecekti; Marx, Freud ve Jung, Almanca konuşulan toprakların ötesine, geçemeyecekti; Fransızlar Shakespere’i, Ossian’ı, Goeıhe’yi okumasalardı, Fransız romantizmi başka bir görünüm içinde gelişecekti.” Asturias da çevirmenler için şöyle demişti: “Feda edilmiş kahramanlar.”

Çevirmen, bir kitabı kendisi için olduğundan çok, başkaları için okuyan kimsedir. Ulusları birbirine açıklayan, yaşamını onların kültür ballarını birbirine iletmekle geçiren bir adam. Abbe Desfontaines, 1727’de, Gulliver’in Yolculukları‘nı çevirerek Fransızlara yeni bir eğleni ve yergi türünün çevrenlerini açmıştı. Ölüler Evinden Anılar‘ın çevrilmesi de Rus polisinin ve sansürünün durumu üstüne Batıda büyük yankılar uyandırmıştı.

Çeviri konusunda ilginç bir incelemesini okuduğumuz Lily Denis, iki örnek daha veriyor. Birincisi Dostoyevski üstüne. Lily Denis’e göre, Dostoyevski, Eugenie Grandet‘yi çevirirken kendi sanatı üstüne yeni bir aydınlıkla dolmuş olabilir. Ama ikinci örnek daha ilginç ve ulusların, uygarlıkların kültür alışverişleri konusunda daha anlamlı. Maurice Simaşko adlı yazarın özellikle eski İslâm dünyasını temel alan, Orta Asya’dan İspanya’ya dek, İslâm kültür ve yaşayış biçimlerini tema olarak kullanan güzel romanları vardı. Bunlar Batı yayınevleri için pek o kadar ilginç gelmiyordu. Bu yüzden de Batı dillerine pek çevrilmiyordu. Ama, günün birinde, Fransızca-Arapça basılan bir derginin yöneticisi, bu yazarı okuyup sevmiş, Arapçaya çevirtmiş. Arap dünyasında büyük ilgi uyandırmış bu yapıtlar. Hemen her Arap ülkesinde üst üste baskılar yapmış.
Çevirinin ikinci bir işlevi de bir ülkede, bir ortamda, türlü nedenlerle yasaklanmış düşüncelerin, başka bir ülkeye, başka bir ortama akarak, yaşama olanağı bulmasını sağlamasıdır. Yani çevrilmekle yapıt korunmuş oluyor. “Çevrilen bir yapıt, yakılmaktan yakayı sıyırmıştır.” diyordu Voltaire. Gerçi günümüzde kitapların yakılması olayına daha az rastlanmaktadır, ama toplanan kitaplara, yayımı yasaklanan kitaplara çok yerde rastlanıyor. Bu bakımdan Voltaire’in bu sözü günümüz dünyasında anlamını bütün bütüne yitirmiş değil. Lily Denis, incelemesini şu sözlerle bağlıyor: “Çevirmenler uluslararası zenginliklerin taşıyıcıları, ileticileridir.”

Birçok ülkede çevirmenlere, yazarlara tanınan haklar tanınmıştır. Bununla birlikte bu hakların çoğu kâğıt üstünde kalmaktadır. Çevirmenin bazı ülkelerdeki durumuna kısa bir göz atalım.
Fransa’da; 1947’de kurulan S.T.F.’nin (Fransız Çevirmenler Derneği) çalışmaları sonucu bazı haklar elde edilmiştir. Çevirmen yayıneviyle bir sözleşme imzalamaktadır. Buna göre, özellikle çok konuşulan dillerden Fransızcaya yapılan çeviriler için sayfa başına 16-18 frank (48-51 TL); teknik konulardaki çeviriler için sayfa başına 25-50 frank (75-165 TL) ödenmektedir. Bu para yetersiz bulunuyor. Ayrıca çok daha az çeviri ücreti ödeyen yayınevleri de var (sayfa başına 8 frank [24 TL]). Yayınevleri, çevirmenlerin sendika direnmelerine karşı, amatör çevirmenleri ortaya sürüyorlar. Böylece “profesyonel” çevirmenler, bu amatörlerin varlığıyla her zaman köstekleniyorlar. Fransız çevirmenlerin bir bölüğü eski dernekten ayrılarak yeni bir topluluk kurmuşlardır: Fransız Edebiyat Çevirmenleri Derneği. Bu derneğin amacını şöyle özetleyebiliriz:

1) Fransa’da yayımlanan edebiyat yapıtı çevirilerinin “kalitesi”nin yüksek bir düzeyde olması için çalışmak;
2) Çevirmenlerin çıkarlarını savunmak;
3) Halklar arasındaki kültür alışverişinin gelişmesine katkılarda bulunmak.

Dernek siyasayla uğraşmamaktadır. Fransız çevirmenlerinin isteklerini de özetleyelim :

* Devletten, toplum içindeki durumlarını sağlam bir biçimde belirleyecek, kendilerine emeklilik hakkı sağlayacak bir yasa çıkarılmasını istiyorlar;
* Yayımcılardan, bir en az ücret sınırı saptanmasını, ayrıca bunun çevrilen kitabın toplam satışının yüzde 5’inin altında olmamasını istiyorlar (baskı sayıları yüksek olduğu için yüzde 5 oran, büyük niceliklerin karşılığı olarak düşünülmelidir).
* Çevirmenin adının kitabın kapağında ve içinde, reklam broşürlerinde, afişlerde kesenkes bulunmasını istiyorlar. Eleştirmenlerden, yapacakları eleştirilerde ve yazacakları tanıtma yazılarında çevirmenin adından da söz etmelerini istiyorlar.

Batı Almanya’da: Çevirmenle yayımcı arasında bir sözleşme imzalanır: Çeviriye 30 satırlık sayfa başına 12-13 mark ödenir (yaklaşık olarak 60 TL). Çok etkin bir Çevirmenler Derneği vardır. Derneğin amacı toplam satış üstünden belli bir yüzde alan çevirmen sayısını artırmak yönündedir. Almanya’da çevirmenin toplumsal hiç bir ayrıcalığı yoktur.

İspanya’da: Bu ülkede çevirmenin durur mu daha da iğreti bir görünüm içindedir. Çevirmenle yazar arasında bir sözleşme yoktur. Edebiyat yapıtları için sayfa başına 12-24 TL, tüketim kitapları için sayfa başına 6-9 TL ücret ödenir. Bir bakıma götürü bir ücret söz konusudur. Bilimsel yapıtların çevirmenleri biraz daha iyi bir durumdadır (sayfa başına 24-36 TL). Çevirmenlik bir meslek haline gelmiş değildir. “Profesyonel” çevirmenlerin sayısı çok az.

Birleşik Devletler’de: Çevirmen kimi zaman sözleşme yapar, kimi zaman da yayımcının çeviri ısmarlama mektubuyla yetinir. Bin sözcüklük saymaca bir sayfa başına 20-30 dolar çeviri ücreti ödenmektedir. Bu da sayfa başına 60-90 lira demektir. Amerika’daki yaşama düzeyi göz önünde tutulursa, bu ücretin oldukça düşük olduğu görülür. Ayrıca, Birleşik Devletler’de, çevirmen, yazar haklarından da hiç yararlanmamaktadır. Satış toplamı üstünden bir yüzde hesaplanıyorsa da, bu, Fransa’daki gibi, yalnızca simgesel bir değer taşımaktadır. Bu ülkede birçok çevirmen derneği var. Ancak çeviri pazarı üstünde bir etkileri olmuyor. Bunların en önemlilerinden biri olan Amerika Çevirmenler Derneği de edebiyat çevirmenlerinden çok teknik çevirmenleri bir araya getirmekte. Hemen hemen hiç bir toplumsal ayrıcalık tanımıyor çevirmene.

Sovyetler Birliği’nde: Bu ülkede çevirmen aylık bir ücretle çalışmaz. Ayrı bir sözleşmesi vardır. 100 “yazar sayfası” (bizdeki daktilo edilmiş 25 sayfa) için 100-150 ruble ücret ödenir. Çevirmen ayda 400-700 ruble kazanabilmektedir; yeni işe başlamış bir hekim ya da öğretmenin ayda 100-120 ruble aldığını göz önünde tutarsak, bu ülkede çevirmenin durumunun iyi olduğu sonucuna varabiliriz.
Sovyetler Birliği’nde iyi bir çevirmen istediği kadar çeviri olanağı bulabilir. Elbet, ayrı uzmanlık gerektiren kitaplar dışında.
İlke olarak, her çeviri denetimden geçirilir. Düzeltilecek noktalar varsa çevirmene bildirilir; uyuşmazlık durumunda, çevirmenin adı çeviriden çıkarılabilir (Fransa’da da böyledir).
Bu ülkede çevirmen, her yönden yazarın haklarına sahiptir.

Claude Noel de çevirinin güç bir iş olduğu konusu üstünde duruyor. “Çok şey bilmesi gereken bir adamdır çevirmen.” Böyle diyor. Sonra da neleri bilmesi gerektiğini sıralıyor. Bir ikisine birlikte bir göz atalım isterseniz.

* Günlük yaşamanın getirdiği geçici deyimler, söz dizileri, mesleklerle ilgili bazı terimler sözlüklerde yoktur. Çevirmen bilecek bütün bunları.
* Sözgelimi yapıtta bir kunduracı anlatılıyorsa, onun kullandığı bütün gereçleri bilecek.
Diyelim, yapıttaki olaylar 1920 yıllarında geçiyor. O sıralardaki lokomotifleri düşününün. Başka şeyleri düşünün. Bunların hepsi değişmiş, hatta parçalarına verilen adlar değişmiştir. Çevirmen o günlerde kullanılan adlan bilecek. Bunun için, gerekiyorsa, demiryollarından uzman kişilerle ilişki kuracak, incelemeler yapacak,
* V. yüzyılda, İran’da geçen bir roman düşünün. Çevirmen de yazarın yaptığı bütün incelemeleri yapmış olacaktır. O dönemin tarihini, arkelojisini, sanat görüşlerini öğrenecektir. Müzelere gitmesi gerekecektir.
* Her meslek dalında zaman zaman beliren, oturan, sonra da değişen bir argo vardır. Çevirmen bütün bunları da bilecek.

Kısacası, yaptığı çevirinin konusuyla uzaktan yakından ilgili her şeyi bilecek.
Evet, “kahramandır” çevirmen; ama Asturias’ın çok yerinde bir deyimle belirttiği gibi “Feda edilmiş bir kahraman.”
Türkiye’deki çevirmenin durumu? Ona da şöyle diyelim iş.

Cemal Süreya

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Franz Kafka’nın basın ve siyaset üzerine düşünceleri: “Yalan bile doğru’nun hizmetindedir”

Savaş sonrasında toplanan o çok sayıdaki uluslararası konferanslardan konuşuyorduk. Kafka şöyle dedi: «Bu büyük siyasal toplantılar, pek bayağı kafeterya toplantıları...

Kapat