Friedrich Nietzsche: Sizin hoşlandığınız en berbat, en tehlikeli yaşamdır!..

0
389

Bana öyle geliyor ki, bağışlayın bu kuruntumu, ey daha yüce insanlar –
– sizin hoşlandığınız en berbat, en tehlikeli yaşamdır, beni en çok korkutan yaşam, yabanıl hayvanların, ormanların, mağaraların, sarp dağların ve dik uçurumların olduğu yaşam.
Ve sizin en çok hoşunuza giden, tehlikenin içinden çekip çıkaracak bir yol gösterici değil, sizi tüm yollardan saptıracak bir yoldan saptırıcıdır. Ama bu hoşlandıklarınız ne kadar gerçek olsa da, olanaksız görünüyorlar bana.

Bilim Üzerine

Böyle şarkı söyledi büyücü; ve oradakilerin tümü kuşlar gibi farkında olmadan düştüler onun kurnaz ve efkârlı şehvetinin ağına. Ancak tini vicdanlı yakalanmamıştı: ansızın büyücünün arpını elinden aldı ve bağırdı: “Hava! Temiz hava girsin içeriye! Zerdüşt girsin içeriye! Sen bu mağaranın havasını ağırlaştırıyor, zehirliyorsun, kötü yaşlı büyücü seni!

Sen bizi bilinmedik tutkular ve yabanıllıklar için baştan çıkarıyorsun, seni sinsi sahtekâr. Senin gibiler hakikatten bahsedip, bir de yaygara kopardılar mı vay halimize!

Böyle büyücüler karşısında uyanık olmayan tüm özgür tinlilerin vay haline! Elden gider özgürlükleri: sen onlara zindanı öğretiyorsun ve onları zindanlara dönmek için kandırıyorsun, –

– seni yaşlı efkârlı şeytan, senin yakınmaların tuzak kokuyor, bekâreti överken şehvete davet edenlere benziyorsun!”

Böyle söyledi vicdanlı; ama yaşlı büyücü etrafına bakındı, zaferinin tadını çıkardı ve bu arada vicdanlının kendisinde yarattığı sıkıntıya da ses çıkarmadı. “Sessiz ol!” dedi alçakgönüllü bir sesle, “İyi şarkılar iyi yankılanmak ister; iyi şarkılardan sonra uzun süre susmalı.

Hepsi böyle yapıyor, daha yüce insanların. Ama sen herhalde pek bir şey anlamadın benim şarkımdan! Sende eser yok bir büyücünün ruhundan.”

“Kendinden ayırmakla övmüş oluyorsun beni,” diye karşılık verdi vicdanlı, “Pekâlâ! Ya siz ötekiler, ne görüyorum? Hâlâ şehvetli gözlerle oturuyorsunuz orada: –

Siz özgür ruhlar, nerde kaldı sizin özgürlüğünüz? Bana öyle geliyor ki, adeta dans eden berbat, çıplak kızları uzun süre seyretmiş kimselere benziyorsunuz: dans ediyor ruhlarınız da!

Daha fazla bulunuyor herhalde, büyücünün hayırsız hile ve büyü ruhu dediği şeyden: sizin içinizde, daha yüce insanlar – biz herhalde farklıyız birbirimizden.

Ve sahiden, yeterince konuştuk ve düşündük hep birlikte, Zerdüşt mağarasına dönünceye kadar, bu yüzden biliyorum: farklı olduğumuzu.

Burada, yukarıda da farklı şeyler arıyoruz, siz ve ben. Ben daha fazla güven arıyorum, bu yüzden geldim Zerdüşt’e. Çünkü o hâlâ en sağlam kale ve istem –

– her şeyin sallandığı, yerin sarsıldığı günümüzde. Ama gözlerinize baktığımda daha fazla güvensizlik arıyormuşsunuz gibi geliyor bana,

– daha fazla ürperti, daha fazla tehlike, daha fazla yer sarsıntısı. Bana öyle geliyor ki, bağışlayın bu kuruntumu, ey daha yüce insanlar –

– sizin hoşlandığınız en berbat, en tehlikeli yaşamdır, beni en çok korkutan yaşam, yabanıl hayvanların, ormanların, mağaraların, sarp dağların ve dik uçurumların olduğu yaşam.

Ve sizin en çok hoşunuza giden, tehlikenin içinden çekip çıkaracak bir yol gösterici değil, sizi tüm yollardan saptıracak bir yoldan saptırıcıdır. Ama bu hoşlandıklarınız ne kadar gerçek olsa da, olanaksız görünüyorlar bana.

Çünkü korku – insanın ilk ve temel duygusudur; korkuyla açıklanır her türlü ilk günah ve ilk erdem. Korkudan doğdu benim erdemim de, bilim deniyor ona.

Yabanıl hayvanlardan duyulan korku – en uzun zamandır insanın içinde beslenen korkudur bu ve insanın içinde sakladığı ve korktuğu hayvan da dahildir buna: – ‘içindeki hayvan’ der Zerdüşt buna.

Böyle uzun, eski bir korku sonunda inceldi, ruhanileşti ve tinselleşti – bugün bana öyle geliyor ki, bilim diyorlar adına.” –

Böyle söyledi vicdanlı; ama o sırada mağarasına dönen ve son konuşmayı duyup, neden söz edildiğini tahmin eden Zerdüşt, vicdanlıya bir avuç dolusu gül attı ve onun “hakikat”lerine güldü. “Ne?” diye bağırdı, “Neydi biraz önce duyduklarım? Sahiden, bana öyle geliyor ki, ya sen delisin ya da ben; ve senin ‘hakikat’ini hiç vakit geçirmeden tersyüz edeceğim.

Çünkü korku – bizim istisnamızdır. Oysa cesaret ve serüven ve bilinmeyenden, denenmemişten hoşlanmak – bana öyle geliyor ki cesaret insanın tüm ön tarihidir.

İnsan en yabanıl, en cesur hayvanların tüm erdemlerini kıskanmış ve onlardan çalmıştır: ancak böyle olabilmiştir – insan.

Bu cesaret, sonunda incelmiş, ruhanileşmiş, tinselleşmiş, kartal kanatlı cesaret, bu yılan akıllı cesaret – bana öyle geliyor ki günümüzde bunun adı – ”

“Zerdüşt!” diye bağırdılar, orada oturanların hepsi hep bir ağızdan ve üstüne de bir kahkaha kopardılar; ama bu kahkaha ağır bir bulut gibi yükseldi üzerlerinde. Büyücü de güldü ve kurnazca konuştu: “Pekâlâ! Çekip gitti, benim kötü tinim!

Ve sizi ona karşı uyaran kendim değil miydim, onun bir aldatıcı olduğunu, bir hile ve büyü tini olduğunu söyleyerek?

Özellikle de kendini çıplak gösterdiğinde. Ama ben ne yapabilirim ki, onun hilelerine karşı? Ben mi yarattım onu ve dünyayı?

Pekâlâ! Yine iyi olalım birbirimize karşı, iyimser olalım! Zerdüşt böyle kötü kötü baksa bile – baksanıza ona! Çok kızmış bana –:

– gece çökmeden önce, yeniden öğrenecek beni sevmeyi ve övmeyi, böyle budalalıklar yapmadan uzun süre yaşayamaz o.

O – sever düşmanlarını: gördüklerimin içinde bu sanatı en iyi bilendir o. Ama bunun intikamını – dostlarından alır!”

Böyle söyledi yaşlı büyücü ve daha yüce insanlar alkışladılar onu: bunun üzerine Zerdüşt, dolaşıp dostlarının ellerini sıktı hınzırlıkla ve sevecenlikle, – herkesin gönlünü almak ve herkesten özür dilemek isteyen biri gibi. Ama mağarasının girişine vardığında, bakın hele, yeniden dışarıdaki temiz havayı ve hayvanlarını çekti canı – ve dışarı kaçmak istedi.

Friedrich Nietzsche
Böyle Buyurdu Zerdüşt

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz