Filmlik Sansür Festivalleri: Sinema sektöründe kılıçlar mı çekildi! – Deniz Yavuz

Zahit Atam

“… Kazım Öz’ün Bir Varmış Bir Yokmuş filmini hem Adana hem de Antalya reddetti, bu ise Kazım Öz’ün son üç filminin de reddedilmesi olarak ilginç. Bahoz, Şavaklar ve Bir Varmış Bir Yokmuş… İlk ikisi çok ciddi sayıda Uluslararası film festivali görmüş filmler, sonuncusu ise şimdi uluslararası macerasına yeni başlayacak. Daha da önemlisi üçü de önemli film, ama eğer Kürt sinemasına dair sansürcü bir yaklaşımdan söz ederseniz, hemen size ezbere yanıtı veriyorlar: ödüller hem kısa da hem uzun da hatta belgesel de Kürtlere gidiyor, bu nasıl sansür, tam tersine Kürtler kayırılıyor.
… Denklem sadeleşiyor, ‘uzun metrajlı alanında, Kazım Öz haricinde birileri olmalı. Artık geleneksel bir hal aldı, en iyi film Bahoz, ama o ideolojik olarak sakıncalı, başka birine verelim, o da Kürt olsun, o çok iyi bir film ama sakıncalı, ön jüride eleyelim, yarışırsa kontrol edemeyiz.’ Bu tavır sistematik rol modeline müdahale etmektir, çok iyi bir kontrol etme yöntemidir.”

Sinema sektöründe kılıçlar mı çekildi!

Altın Portakal yarım asırlık ömrünü geride bıraktı bırakmasına ama ardından sinema sektörünü karıştıran tartışmalara da kaynak oldu. İlk tartışma yetmişe yakın başvuru içerisinden ulusal ana yarışmaya ön jüri tarafından seçilen filmlerin açıklanmasıyla başladı. Sanat yönetmeni Natali Yeres, yönetmen Handan İpekçi, sinema yazarı Tunca Arslan, senarist Önder Çakar, akademisyen Selahattin Yıldız, yönetmen Özgür Doğan ve oyuncu Defne Halman’ın tercihleriyle belirlenen on filmin dışında kalan Kazım Öz’ün yönetmenliğini yaptığı Bir Varmış Bir Yokmuş isimli filmin yapımcıları Altın Portakal seçkisinde yer alamadıkları için şaşkın olduklarını belirttiler. Yönetmen Kazım Öz, Fırtına ve Şavaklar adlı filmlerine uygulanan bir nevi sansürün Bir Varmış Bir Yokmuş filmine de uygulandığının altını çizerek, Adana Altın Koza’da (2013) yarışmalı bölüme seçilmelerinin ardından son ve kapalı kapılar ardından alınan bir kararla filminin seçki dışına çıkartıldığını ve onun yerine başka bir film alındığını açıklamıştı. Bu olayın ardından Altın Portakal’a da filmini yollayan Kazım Öz’ün şikayetleri devam etti. Kazım Öz, Altın Portakal ön jürisinde yer alan yönetmen Özgür Doğan’ın kendisi ve filmler hakkındaki olumsuz bir söyleşisini işaret ederek kişisel ‘facebook’ hesabında Özgür Doğan’a yönelik şu yazıyı kaleme aldı. Filmleri hakkında bu görüşlere sahip olan bir ön jürinin Bir Varmış Bir Yokmuş için destekleyici bir oy kullanmasının mümkün olmayacağını bildiğini belirten Öz’ün yazdıkları şu şekilde:

Kazım Öz

Bir soytarı ile ilgili bir kaç şey söylemenin vakti geldi sanırım. Aşağıdaki röportajının üzerinden uzun bir vakit geçmesine rağmen, ne bir düzeltme ne de özür gelmediği için ve son olarak Altın Portakal ön jürisinde yönetmenliğini yaptığım ‘Bir Varmış Bir Yokmuş’ filminin ‘belgesel’ olduğu gerekçesiyle yarışmaya alınmaması yönünde yoğun bir muhalefet de yaptığını öğrenince bir şeyler söyleme zorunluluğu doğdu. Üstelik kendi yaptığı film ‘İki Dil Bir Bavul’ bir belgeselken ve aynı kategoride daha önce yarışmış ve ödül almışken… Ben aşağıdaki röportajının bütününü okuduğumda bu kişinin Bahoz’daki Helin’in bir ‘tokadına’ ihtiyacı olduğunu düşünmüştüm. Demek ki bu süre içinde kimse bu tokadı atmadı.”

Kazım Öz’ün ‘aşağıdaki röpörtajının’ diyerek işaret ettiği ve alıntıladığı söyleşi bölümü ise şöyle:

“Soru: Şavaklar’ı diyorsunuz?
Özgür Doğan: Yok Şavaklar’ı hiç saymıyorum, ben onu film bile saymıyorum. Bahoz, Şavaklar film değil bence.
Soru: Neden?
Özgür Doğan: Değil yani film, sinema bilmez birinin ard arda dizdiği görüntüler. Serdar Ortaç yapsa daha iyisini yapardı bence.”

Kazım Öz’ün filmiyle ilgili bu savunma niteliğindeki yazısının ardından tarihçi, akademisyen, sinema yazarı Zahit Atam’da konuyla ilgili bir yazısında şunları söyledi:

“… İstanbul’da benim iki kere gördüğüm Kazım Öz’ün Bir Varmış Bir Yokmuş filmini hem Adana hem de Antalya reddetti, bu ise Kazım Öz’ün son üç filminin de reddedilmesi olarak ilginç. Bahoz, Şavaklar ve Bir Varmış Bir Yokmuş… İlk ikisi çok ciddi sayıda Uluslararası film festivali görmüş filmler, sonuncusu ise şimdi uluslararası macerasına yeni başlayacak. Daha da önemlisi üçü de önemli film, ama eğer Kürt sinemasına dair sansürcü bir yaklaşımdan söz ederseniz, hemen size ezbere yanıtı veriyorlar: ödüller hem kısa da hem uzun da hatta belgesel de Kürtlere gidiyor, bu nasıl sansür, tam tersine Kürtler kayırılıyor.

… Denklem sadeleşiyor, ‘uzun metrajlı alanında, Kazım Öz haricinde birileri olmalı. Artık geleneksel bir hal aldı, en iyi film Bahoz, ama o ideolojik olarak sakıncalı, başka birine verelim, o da Kürt olsun, o çok iyi bir film ama sakıncalı, ön jüride eleyelim, yarışırsa kontrol edemeyiz.’ Bu tavır sistematik rol modeline müdahale etmektir, çok iyi bir kontrol etme yöntemidir.”

Öteki Sinema’nın 100. bölümünde Türkiye festivalleri ve sansür tartışmaları üzerine konuşan yönetmen Kazım Öz:
“Kölelik devam ediyor, sansür de. Ama daha inceltilmiş daha gizli bir biçinde” 

1973 yılında Tunceli’de dünyaya gelen Kazım Öz sinema macerasına 1998 yılında Yeşim Ustaoğlu’na Güneşe Yolculuk filminde yardımcı yönetmenlik yaparak atıldı. 1999 yılında yirmi beş dakikalık Toprak adlı ilk filmini çeken Öz, sırasıyla Fotoğraf, Uzak, Fırtına, Son Mevsim: Şavaklar’ı çekti. Bir Varmış Bir Yokmuş’u son olarak filmografisine ekleyen Kazım Öz son yaşanan mağduriyeti ile ilgili olarak yönetmen Caner Canerik ile birlikte bir yazı kaleme aldı ve bu yazının kendisine hak verenler

tarafından yaygınlaştırılmasını istedi. ‘Kazım Öz Kürt Sinemasıdır’ başlıklı yazının bir bölümünde Öz ve Canerik şunları söylüyor:

“… Yıllardır devam eden, önce sözüm ona “sanatsal eleştiri” ile başlatılan süreç bu gün “kelle alma” noktasına getirilmiştir. Öz ve yapmış olduğu çalışmalar her tarafta türlü kulis ve derin desteklerle tasfiye edilmeye, şahsında özgürlükçü çizgideki Kürt sineması boğulmaya çalışılmaktadır.
Bizler Kürt sineması içerisinde farklı alanlarda çalışan bireyler olarak, Kazım Öz adının bizim için özgürlükçü çizgideki Kürt Sinemasıyla bir olduğunu, kendisine yönelik tüm karalama ve tasfiye kampanyalarına karşılık onunla birlikte olacağımızı, kültürel alanda yok edilmesinin, öldürülmesinin fiziki ölümden farklı olmayacağını ve buna izin vermeyeceğimizi ilanen duyuruyoruz.”

Kazım Öz ile sinema sektörü arasındaki olaylar bu şekilde alevlenip, karşılıklı mesajlaşmalar boyutuna gelirken diğer yandan sinema yazarı Zahit Atam ile aynı sektör arasında laf dalaşması sürüyor.

Altın Portakal yarışma filmlerinin gösterimlerinin ardından özel ‘facebook’ sayfasında filmler hakkında kaleme aldığı eleştirilerinin ve Bir Gün Gazetesi’nde aynı sert üslupla sürdürdüğü eleştiri yazılarının ardından bazı yönetmen, yapımcı ve sinemacılar ile Atam’ın mensubu olduğu SİYAD’lı kimi yazarların da Zahit Atam’ı ‘kendini bilmezlikle’ suçladığı izleniyor. Zahit Atam, 12 Ekim 2013 tarihinde Bir Gün Gazetesi’ndeki köşesinde kaleme aldığı yazının ardından bir SİYAD üyesi meslaktaşının gazetenin yayın yönetmeni Ece Temelkuran’a Atam’ın işten atılması yönünde e posta attığını söylüyor. Bu girişimin yanı sıra ‘Twitter’ ve ‘Facebook’ sayfalarında Atam’ın eleştirisi ile ilgili kendisine yanıt ve hakaret içeren yazılar da kaleme alınıyor.

Eleştirilerinin ardından Zahit Atam ve sinema sektörü arasında karşılıklı yazılanlar hayli sertleşti. Atam’ın durumla ilgili ‘facebook’taki en son yazdığı görüşü şöyle:

“… şunu söyleyeyim, bir festivale gitmeden önce, daha İstanbul’da her türlü lobi faaliyetine başlanmışsa, ve kurumsal desteklerin alınmasından sürecin her aşamasında fazlasıyla organik-olmayan yöntemler kullanılmışsa, bırakın tekil olarak o filmi o şirketin daha öncesindeki işlerinde de bu genel bir yöntemse, o zaman neler diyebilirsin?”

Sinema destekleme ve değerlendirme kurullarından, festival jüri oluşumlarından, danışmanlık müessesi ile sektör örgütlerindeki yönetim kurullarından tutun sinema eleştirmenlerine kadar sirayet etmiş bu ‘gizli’ ilişkilerin yukarıda bahsedilen iki olayla birlikte konuşulmaya başlanması Türkiye’de tatbik edilen sinema için bir fırsat olabilir mi göreceğiz.

Eleştiriye eleştiriyle cevap verilmesi, ortaya atılan sebepli görüşlerin kanıtlı yanıt ya da fikirlerle cevaplanmasını umuyoruz. Filmlerin, sinemacıların ürünlerinin önünün kesilmemesini, en sert filmi izlemek istediğimiz gibi, en sert eleştiriyi de her zaman okuyabileceğimizi bilmeyi diliyoruz.

Deniz Yavuz
Antraktsinema

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
İnsan haklarının felsefi temelleri – Mihailo Markoviç

Temel medeni haklar ve özgürlükler geçmişteki demokratik devrimlerin büyük başarılarıdır. Bu haklar, her toplumda insanın özgür bir yaşam sürmesinin −yeterli...

Kapat