“En kötüsü de ölü bebekli kadınlardı” İzmir Rıhtımında – Ernest Hemingway

Garip olan, her gece tam gece yarısında çığlık atmalarıydı, dedi. O saatte neden çığlık atıklarını bilemiyorum. Biz limanda, onlar rıhtımda olurdu ve gece yarısı bağırmaya başlarlardı. Onları susturmak için ışıldakları üzerlerine çevirirdik. Bu her zaman işe yarardı. Işıldağı iki üç kere üzerlerinden geçirirdik, onlar da susarlardı. Bir keresinde rıhtımda en kıdemli subaydım; bir Türk subayı gelip denizcilerimizden birinin kendisine hakaret ettiğini, büyük bir öfke içinde anlattı. Ona denizcinin gemisine gönderilip ağır bir cezaya çarptırılacağını, adamı göstermesini söyledim. Gösterdiği zararsız biri olan bir topçu yardımcısıydı. Kendisine korkunç hakaretler yağdırdığını söyledi bir çevirmen aracılığıyla. Topçu yardımcısının hakaret edecek kadar Türkçe bilmesini aklım almıyordu. Adamı çağırıp “Türk subaylarıyla konuşurken dikkat et,” dedim.

“Ben hiç kimseyle konuşmadım, efendim,” dedi.

“Bundan hiç kuşkum yok,” dedim. “Ama en iyisi gemiye dön ve bugün bir daha karaya çıkma.”

Sonra Türk’e adamın gemiye gönderildiğini ve ağır bir cezaya çarptırılacağını söyledim. Çok memnun oldu. Kendisiyle iyi dost olduk.

En kötüsü de ölü bebekli kadınlardı, dedi. Kadınların ellerinden Ölü bebeklerini alamıyorduk. Altı gün yanlarında taşımışlardı ölü bebeklerini. İmkânı yok vermiyorlardı. Yapabiceceğin hiçbir şey yoktu. Sonunda zorla aldık ellerinden. Yaşlı bir kadın vardı. Bunu bir doktora anlattım, bana yalan söylediğimi söyledi. Onları rıhtımdan topluyorduk, ölüleri de toplamamız gerekiyordu. Bu yaşlı kadın sedye gibi bir şeyin üstünde yatıyordu. “Şuna bir bakar mısınız, efendim?” dediler. Gidip baktım, tam o sırada kadın öldü ve kaskatı kesildi. Bacakları kasıldı, kaskatı oldu. Sanki bir gece önce ölmüş gibiydi. Ölüydü ve kaskatıydı. Bunu bir doktora söyledim, ama o da böyle bir şeyin imkânsız olduğunu söyledi.

Hepsi orada rıhtım üzerindeydiler ve Türkler hakkında hiçbir şey bilmediklerinden, bu, depreme ya da öyle bir şeye hiç benzemiyordu. Türkler’in ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Bize daha fazlasını almamamızı emrettikleri zamanı biliyorsun ya. O sabah gelirken rüzgâr vardı. Türkler’in bataryaları vardı ve bizi denizin dibine gönderebilirlerdi. Biz rıhtıma yaklaşacak, ön ve arka demirleri atacak, sonra kentin Türk mahallesini topa tutacaktık. Onlar bizi denizin dibine göndereceklerdi, ama biz de kenti havaya uçuracaktık. Biz gelirken sadece birkaç kere kurusıkı ateş ettiler. Kemal geldi ve Türk komutanını görevden aldı. Yetkisini aştığı falan için. Bir felaket olacaktı.

Umanı hatırlarsın. Suyun üzerinde yüzen pek çok şey vardı. Yaşamımda ilk kez rüya görecek kadar etkilenmiştim. Çocuk doğuran kadınlara ölü bebeklerini taşıyanlar kadar aldırmıyordun. Onları orada doğuruveriyorlardı. İçlerinden çok azının ölmesi şaşırtıcıydı doğrusu. Üzerlerine bir şey örter ve işlerini görmeleri için bırakırdın. Doğurmak için hep en karanlık yerleri seçerlerdi. Rıhtımdan kurtulsunlar da başka hiçbir şeye aldırmazlardı.

Yunanlılar da hoş insanlardı. Kenti boşalttıklarında yanlarına alamayacakları yük hayvanlarının ön ayaklarını kırıp hepsini sığ sulara attılar. Ün ayakları kırık sığ suyun içinde tepinen o katırlar. Çok hoş bir şeydi doğrusu. Her şey o kadar hoştu ki.

Ernest Hemingway
İzmir Rıhtımında

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
15 Fotoğrafla Beyaz Irkın Siyah Irka Uyguladığı Irkçılık

Kapat