Senin gözün yaşlı, benim kanadım kırık Ankara – Metin Altıok

Ankara, benim aziz kentim, kestane ağaçları ve aşklarım elbet. Meclis’in arkasındaki “Begül”ün güz bahçeleri, kafe-konyak ve kitap, bir de sevgili kızım Zeynep; nasıl unuturum! Havaya kucak dolusu sararmış yapraklar savurduğumuz o altın suyuna banılmış güz günlerini, dostlarımı nasıl unuturum!

Hiç unutmadım. Gezdiğim uzak coğrafyada beni ayakta tuttuysa bu anılar tuttu. İkinci belki de üçüncü bir insan gibiydi yanımda anılarım; hep andığım ve tekrar tekrar yaşadığım…

On yıl sonra işte yine Ankara’dayım. Onunla aramızdaki bu on yıllık uzaklık gerilmiş bir lastik gibi büzülüp kapandı birden. Sanki hiç gitmemiş gibiyim Ankara’dan. Ama kentler biraz da insanlardır. Bugün içimde o güzel insanların yokluğunun burukluğu var. Yoksa yine dost ve barışığım Ankara’yla. Başımı göğsüne yaslayıp ağladığım tek kent olan Ankara’yla. Hüznümün cilacısı bu güzel kent hiç çıkmadı yaşamımdan. Bingöl’de dağbaşlarında bile yanımda oldu hep…

Zaman zaman soruyorum kendime; nerde Cemal Süreya? Bir Ankara prensi olan Cemal nerde şimdi? Hani Haluk Tuncalı, Celal Atik hangi dipsiz kuyuda? Ya o fırtına adam Ekrem Koçak nereye gitti ve ne oldu “Tavukçu”daki öğle rakılarına?

Coşkularım tarazlandı benimse, umudumda güve yenikleri, pas kokuyor aşklarım ve artık patlak bir tefle dolaşıyorum elimde Ankara sokaklarını! En kötüsü de yaşlandı zamanımın güzel kızları. Bir boşluk var yaşamımda, yüreğimde devrik bir sacayağı. İtiraf edeyim ki eskisi gibi içemiyorum da artık. Ağırıma gidiyor bu durum.

Ankara, benim aziz kentim; sen kendini biraz fazla koyverdin, bense gençlik taslıyorum hâlâ. Oysa sende hep bir Kuvayı Milliye ruhu olmuştur. “Birinci Yeni” sende başladı, “İkinci Yeni” de. Bakıyorum da şimdi herkes İstanbul’a göçüyor. Senin gözün yaşlı, benim kanadım kırık. Oysa bu böyle olmamalıydı. Çünkü şiirin gerçek başkenti sensin. Ölürsem senin toprağına gömülmek isterim. Varsın sende çürüsün bedenim.

Herkes bıraktı beni senden başka ve herkes göz ucuyla bakıyor yok sayarak sana. Seni parlamentarizmin kucağına attılar, beni gömdüler acılarıma. Yine de kaşımıyoruz birbirimizin sırtını, çünkü alışık değiliz buna. Hırçınlıklarımı bu yüzden bağışla, hoşgör sarhoşluklarımı ve bunca yıldan sonra parasızlığımı yüzüme vurma. Kapım ve yüreğim her zaman açık sana. Bunu bil, sakın unutma…

Ağustos 1993
Ankara Sanat Rehberi
Kaynak: Şiirin İlk Atlası

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“En kötüsü de ölü bebekli kadınlardı” İzmir Rıhtımında – Ernest Hemingway

Kapat