Ece Ayhan İlk Şiirlerinin Yayımlanışını Anlatıyor

İlk Adımlar

1951. İstanbul (“Pes İstanbul olmasa ne yapardık!” diyor ilhan Berk), Beyoğlu pastahanesine gider ve belli başlı yazın, edebiyat dergi ve gazetelerine önceleri (Hollandalı olabilir mi?) Heinrich Isaac’ın, bir Alman’m, “bir başka” Alaman’ın ve birkaç Anglo-Sakson’un (yazayım; “atonallik”in, on iki ton müziği’nin, “bagateller”in, “manyetofon”un, Alban Berg’in, Arnold Schönberg’in… Giacometti’nin, “mobü”lerin de) etkisindeki kimi çok uzun, kimi orta uzunlukta şiirlerimi, durmadan, gönderirdim. Usanmıyordum ve zarflar dolusu. Yalnız mahalle ve lise arkadaşlarım (sözgelimi; Amerikalı e.e. cummings, Pound, Eliot… çevirileri yapan ve öyküler de yazan Aslan Ebiri ve Vehip Arıkan, Enis Arıkan, Önder Baykal) vardı benim. Bu otuz-otuz beş şiirden birkaçı yayımlandı 1954’ten sonra (4 parça da öykü, evet). İlgi çekmediler.

1956 Yaz dinlencesi, tatili için benim başkentim İstanbul’a inmişim Siyasal’dan, Ankara’da basılan, haftalık Pazar Postası gazetesine bir şiir gönderdim; temmuz ortalarıdır. Baktım çıktı hemen (“İbraniceden Çizmek”, yanılmıyorsam). Sevindim. Pazar Postası’na şiirlerimi göndermeyi sürdürdüm. Orada her on beş günde bir şiirlerim çıkmaya başladı. Bu kesintisizlik 6 aydan fazla sürdü. (İlhan Berk, sorarmış Muzaffer Erdost’a “Kimdir bu?” diyedir, o da “İstanbul’dan gönderiliyor” karşılığını verirmiş.) (Muzaffer Erdost, “İkinci Yeni” ıstılahım, terimini sık sık kullanmaya başlamıştır.)
Üniversitenin açılışı dolayısıyla kasımda İstanbul’dan Ankara’ya dönmüştüm. Pazar Postası’na da uğradım. Gazeteyi yöneten Muzaffer Erdost yayımlıyormuş o şiirleri… Yani diyeceğim sürekli olarak şiirleri yayımlama başlangıcı 1956 Temmuzuydu denebilir denebilirse.

25 yaşındaydım. Şiir ve “trajedinin ancak “insan toplumları”nda geçerli bir şey olabileceğini; ana niteliği çok yavaş değişmek olan bir “topluluk” içinde yaşadığımı; “düşünce” serüveninin bile “memurlar dalaşı”nın yalın bir türevi olduğunu; “adamın dedikleri ya doğruysa?” diyedir düşünmeksizin ve alelacele bir “kötülük dayanışması”na girilebileceğini ben nerden bilebilirdim o günlerde. Yalnız bu coğrafyada derin bir “toplumsal çatlak” olduğunu belli belirsiz seziyordum o kadar.
İşte bu 1956 şiirleri, -“İkinci Yeni” çerçevesi de vardı,- biraz ilgi çekti diyebileceğim; ama olumsuz olarak. İlk elde Edip Cansever’in, Attilâ İlhan’ın, Halis Acarın’ın (Asım Bezirci), Baylana “status quo’cular”m, “arabeskçiler”in tepki duyduklarını anımsarım anımsıyorum. Olur böyle şeyler. Olacaktır da. (Bugün 1985’te bile Pazar Postası’nı yazından saymayanlar var. Yazın sözlüklerinde, tarihlerinde de adı geçmiyor, yok.)
Bence “hermetique şiir” Türkçeye “sıkı şiir” diyedir aktarılmalıdır… Hepsi bu.

Ece Ayhan
Sivil Denemeler

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Savaş ve Ressam: Bir boğa heykeli ve unutulmuş bir ressam – Sunay Akın

Kapat