Ece Ayhan: “Bazen yemek yiyecek param olmuyor, bir ekmek satın alıp onu yiyorum”

Yoksulluk

Hastalığın yanı sıra yoksulluk. Bir gün Beyoğlu’nun bir ara sokağında rastladım, elinde bir ekmek vardı, yarısını yemişti. Sonra bana ekmeği aldığı fırını gösterdi. Bana da verdi. Dedi ki (kolay kolay böyle konuşmazdı): “Bazen yemek yiyecek param olmuyor; böyle yapıyorum; bir ekmek satın alıp onu yiyorum”.

Bir anı daha: Bir gün, çok fazla tanımadığı kız kardeşime rastlamış, konuşuyorlarmış, birden Ece Ayhan sinirlenip bağırmaya başlamış. Esin’in de o günler, doğumdan sonra sokağa belki de ilk çıkışı. Ben Ece Ayhan’ın haksızlık yaptığını düşünmüş, ona söylemiştim, kısa bir süre dargın kalıp sonra hemen barışmıştık. Olay şu: Ece Ayhan’ın Ortaköy’de çay bahçesinde biriyle randevusu varmış.

Yanında hiç para yokmuş. Ama ne de olsa, buluşacağı kişi öder diye kendine bir çay ısmarlamış. O kişi bir türlü gelmiyor. Ece Ayhan da kalkıp gitmek istiyor, ama parayı ödeyemeyeceği için gidemiyor.
Öyle rehin vaziyette oturup kalmış. Canı çok sıkılmış. Esin’e bunu anlatıyor. Esin de “benim de başıma benzer bir olay gelmişti” diyor (aslında tabii ki teselli amacıyla ama düşünmeden). İşte Ece Ayhan o an sinirleniyor, bağırmaya başlıyor: “Benim durumumla seninki nasıl aynı olabilir!”

***

Ahmet Sosyal: “Ece Ayhan’ı tanımadığım, bilmediğim zamanları hatırlamaya çalışıyorum. Türk şiirinde uzaktan bir isimdi benim için. Ben İlhan Berk’i (şahsen de) tanıyordum, Dağlarca’yı epeyi biliyordum. Ece Ayhan’ın şiirini İlhan Berk’in çok önemsediğini hatırlıyorum. Bir gün, kardeşim Engin, İlhan Berk’in evinde Ece Ayhan’la tanışmış. 70’lerin sonu olabilir. 77’nin başlarında tanıştığım Nilgün Marmara da Ece Ayhan’ı seviyordu. Ben henüz Ece Ayhan’ın şiirine doğru gitmiyordum, az biliyordum. Şimdi hatırladım, bir yerde (henüz bir kitabına sahip değildim) Put, Zanzalak Ağacı vs. şiirini okumuş, otomatik yazı ve sürrealizm çağrışımları aklıma gelmişti, biraz “ilkel” bulmuştum. Asıl, 80’in sonunda tanıştığım Orhan Çörek, çok sevdiğini belirtip bana mavi-pembe kapaklı Yort Savul’u verdiğinde öğrenmeye başladım Ece Ayhan’ın şiirini. Bir iki yıl sonra karşıma çıkan Turgay Özen de beni aynı yöne itti. Onun için, Ece Ayhan, Dağlarca’yla birlikte çağdaş Türk Şiirinin en öde gelen ismiydi. Ben asılında yine de biraz direniyordum. Saygıyla okuyordum, ama Ece Ayhan’da, aynı zamanlarda okuduğum Cemal Süreya ve Sezai Karakoç’ta da, tabii ilhan Berk’in, Turgut Uyar’ın ve Edip Cansever’in çoğu şiirlerinde olduğu gibi, Batı modernliğine öykünen, biraz zorlama bir anlayış sezinliyordum. Bir Cigara İçimi ve Elifli’nin Oktay Rifat’ı bana daha yakın geliyordu (elbette Dağlarca’yla birlikte). Ama bir gün, İlhan Berk’in evinde, eski bir derginin özel sayısında (yanılmıyorsam), Ece Ayhan’ın Orhan Veli’yle ilgili sözleri beni etkilemişti, kendime yakın bulmuştum, Artaud’yu düşünmüştüm. Arapların At Koşturmaları da beni ilk etkileyen Ece Ayhan şiirlerindendi.”

Kaynak: A’dan Z’ye Ece Ayhan
Hazırlayan: Ahmet Sosyal  [YKY]

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz