Attila İlhan: Yola bir düşüldü mü, ömür boyunca gidilir ekmeğin ve şarabın peşinden

Yolumdan çekil yavrum
bağlasalar duramam
demir âsâ demir çarık dedim
neyleyim!
Yolculuk dedim *

Abbas Yolcu, ilk baskısı 1957 yılında yapılanAttilâ İlhan’ın 1949-1952 yılları arasında, o dönem için yepyeni bir üslupla kaleme aldığı ve Varlık Dergisi’nin yayınladığı gezi yazılarından oluşan bir kitaptır. Yer yer şiirsel bir dille, keyifli betimlemeler ve zengin metafor ilebezenmiş kitabın ikinci baskısı okuyuculara ancak 1996 sonunda ulaşabilmiştir.

Kitabın önsözünde Attilâ İlhan okuyucuyu şaşırtan yazım dilini gençliğindeki üslup arayışına bağlıyor ve bakın bunu biz okurlara aşağıdaki gibi ifade ediyor:“Abbas Yolcu metinleri, şairin yeni bir Türkçe nesir üslubu çıkarma teşebbüsüdür; ilk romanlarına da -özellikle ‘Zenciler Birbirine Benzemez’e- sıçrayacak olan bu çalışma, 40’lı yıllarda epeyce taraftar bulacak; 60’lı yıllardan itibaren, artık bilinen ve imzasız da tanınabilen Attila İlhan üslubunu oluşturacaktır.”

Attilâ İlhan bu kitapta kimi zamanAbbas ve Kaptan adıyla kendisiyle iç konuşmalar yaparak, kimi zamansa Sağdıç ve Nam-ı Diğer Mırç ile söyleşerek kaleme almış gezilerini. Kitap yirmi beş metinden oluşuyor. Bu metinler Siftah, Sıla, Yâdeladı verilen bölümlerde toplanmış. Son Kestiadını verdiği bitiş yazısında ise gezileri, memleket hâlleri, bazen pişmanlıkları, öfkesi adeta bir film şeridinden akar gibi yazılmış. Kitabın son sayfaları Meraklısı İçin Notlar’a ayrılmış. Bu kısımda kitapta adı geçen şahıslar okuyucu merakta bırakmamak adına açıklanmış ve bu kitabı daha iyi anlamak için aynı zamanda Zenciler Birbirine Benzemez, Sisler Bulvarı ve Yağmur Kaçağı kitaplarının da birlikte okunması önerilmiş.Yazılarında Nevin Yıldız, Ali Kaptanoğlu, Beteroğlu, Abbas Yolcu, Ömer Haybo imzalarını da kullanmıştır.

Yola bir düşüldü mü, ömür boyunca gidilir
ekmeğin ve şarabın peşinden,
turnaların peşinden,
büyük şehirler, büyük aşklar
çığlık çığlığa terkedilir.*

“Attilâ İlhan yolculuğun devamlılığını vurgulamak için “yolcu Abbas” deyimini kullanır. Deyimin hikâyesi ise şöyledir: Abbas Hoca (Abbas Molla) adlı bir zat Azerbaycan’ı, İran’ın pek çok yerlerini, Hindistan’ı, Arabistan’ı, Mısır’ı ve Kafkasya’yı dolaşmış bir halk şairidir. Gittiği ve gezdiği yerlerde, güzel sohbetinden hoşlananların, bir süre daha kalmasını istemelerine karşılık: “Olmaz, kalamam. Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz” der ve yoluna devam edermiş. Bu deyimin, yolcu ve ölmek üzere olmak gibi iki anlamı vardır. Şair şiirlerinde her iki anlamı da dâhil eder”** Bu kitapta ise Abbas yolcu sadece maceracı bir gezgin olarak bizimledir. Şimdi dilerseniz kitabın bölümlerine bir göz atarak, bahsettiğimiz o farklı dilden örnekler dâhil edelim yazıya…

SİFTAH

“Masallardan çabuk sıyrıldım diye başlıyor Attilâ İlhan kitaba; daha ilkokulun üçüncü sınıfında okurken, ne Kafdağı’ndaki şehzadenin, ne de hünkürdükçe burunlarından cevahirler dökülen sihirli domuzların benim için çekici bir tarafı kalmıştı. Çocukluk yıllarımın hemen her günü ya çocuk dergilerinin, yahut çocuk romanlarının esrarlı sayfalarında saklıdır: İşte Hazret-i Süleyman gibi kurdun kuşun dilinden anlayan Dr. Dollitle. İşte Mango yıldızının hilal yüzlü zalim imparatoru Ming. Ve sonra bütün o eski dostlarım: Murat Reis’in oğlu, Kaptan Grant’ın çocukları, Billy Jones. Goril avcıları. Benon bir yaşımda adım adım dünyayı geziyordum. Şimşek şimşek caddeleri, kuleleri, heyecanlı kalabalıklarıyla büyük şehirler; uykulu kasabalar ve denizler, hele okyanuslar beni hayran ediyordu. Kimbilir, içimde yıllar yılı bir golf stream akıntısı gibi sıcak sıcak hissettiğim “dünyayı görmeye gitmek” arzusu belki de daha o zamanlar parıldamaya başlamıştı. Ben, kocaman gözlü, macera romanları meraklısı çocuk, ne kadar ufaktım ve nasıl iki ayağımdan yeryüzüne çakılmıştım. Oysa dünya ne kadar muhteşem, ne kadar büyüktü!” der ve düşlerini anlatmaya başlar: Çeşit çeşit bandırlı gemiler, alizeler, Napoli’de Vezüv Yanardağı, Kilimancaro,Mısır’da ehramlar ve Sfenks. Sonra aniden Sağdıç’a döner;

“Ama iptidai memleketim! Allah için söyle sağdıcım, Allah için! Evinin köşe bucağını iyice bilmeyen adamın sokakta işi ne? Hem Anadolu dünyanın dışında mı? Sen Anadolu’yu bilir misin? Yayan yapıldak yollarına düşüp, dağına taşına merhaba dedin mi? Vahşi bozkır rüzgârlarına terk edilmiş göçmen köyleri, bir dudağı yerde bir dudağı gökte sıradağlar, göller, gölekler gözlerine düştü mü hiç?”

Böyle der sağdıcına Attilâ İlhan ve biz Anadolu’yu artık şairin gözbebekleriyle görmeye başlarız. Tren beni dünyaya yani memleketime götüren ilk taşıttır der, evet biniş o biniş ben o gün bugündür, bir ayağım yerde bir ayağım trende yaşıyorum. Ama sen söyle sağdıcım, şair neye benzetmiş bu tren düdüklerini, hangi çığlıklara: Unuuuuuut! Unut! Unuut!

Sonra bir şoför arkadaşın yan koltuğundan duyarız yolculuk heyecanını: Şoför arkadaş, arabayı birinci vitese alıyor. Bir inleme, bir vınlama. Bağırıyor be motor, ağlıyor be! Ağlasın sağdıcım, bırak ağlasın, sen de ağla istersen. İşte çam ormanlarına geldik. Yol dönüp dönüp yükseliyor. Gerimizde Kazdağı, Madra Dağları. Deniz. İşte çobanlar, kuzular, melil melil koyunlar. İşte umudumuz, demedimiz yollar; elan elvan kınalı, elvan elvan boyalı yollar! Dayan sağdıcım, bas gaza! Bas yetişelim! Yüreğim, yüreğim göğüs kafesimden fırlamış gidiyor.

Şimdi yeşil Arşipel’in kıyılarında diye söze başlamışsa Kaptan, bilin ki Ege kıyılarındadır. Suya düşen ay’dan, martılardan, karabataklardan, boy boy gemilerden söz edecektir size. Sonra tutup elinizden çocukluğuna götürecektir sizi, üç çocuk eski bir sandalı nasıl tamir eder, uyduruk bir yelkenle hangi seferlere gider, bunları anlatır size… Üç çocuktuk der, üç çılgın çocuktuk. Yıldızlar hilafsız saçlarımıza değerdi…

SILA

Trenler katar katar
şu dağdağalı dünya garında gördüğü,
türlü çeşidi var
kimisi gümüştendir camları kesme billur
kimisi ahşap durduğu yerde tutuşur
kimisi sanki solucan uzar uzadıkça ***

“Anam paralarımı bir bez keseye koymuş, keseyi ceketimin astarına dikmişti. Bütün seferlerin ucunda olduğu gibi uzun uzun garipsi, garipsi garipsi ağlamaklı idi. Arkamdan bir kova su döküldü. Yaylı geldi kapımıza yıkıldı, biz yaylıya yıkıldık.” Sıla bölümünde 40’ların başında toy bir delikanlıyken Adana – İstanbul arasında trenle yaptığı ilk büyük seyahatini anlatmaya böyle başlıyor Attila İlhan…

Bu seyahat sırasında en çok Anadolu’dan insan manzaraları tasvir edilir, sık sık yaşanan arızalar, varılmak istenen yere ulaşamamanın sabırsızlığı, ilk ayrılışın garipliği…

“ Koridorlarda ve üçüncü mevkilerin tahta sıralarında Anadolu. Ben yapayalnız kalmışım. Anadolu beni, Allah bilir kaç yüzüncü sefer, almış almış yerlere çalmış, sıtmaya çalmış, trahoma çalmış ve yüreğime, göğsümün ortalık yerine taşlayın bir ağrı; gelmiş gelecek cümle mısralarıma bir kekrelik, bir acılık katmış. Başımı tahtalara dayayı dayayı camlardan, gecelere bakıyor, istasyon sayıyorum: Osmaniye, Toprakkale, Ceyhan.”

Daha sonraki bölümlerde “ Zamanlardan bir zaman idi, hû! İnceden, ufaktan, hırsızlamadan bir tipi savurur idi. Aylardan Şubat, günlerden Cuma. Yalova yolcusuyum. Köprü’nün üstünde her zamanki tramvaylar, küstah otomobiller, her zamanki vesaire. Soğuk ve tipi yahşi. Bileti aldık daldık vapura.” diyerek İstanbul’dan Bursa ve Balıkesir‘e karlı kış günlerinde yapılan maceralı gemi yolculuklarını anlatır. Aşağıdaki dizeleri ise Balıkesiryolculuğu sırasında karaladığını belirtir kitapta.

Sen eskidenberi böyle güzelsin
Ben eskidenberi böyle âşık
Senin hayatın eskidenberi kendi hâlinde
Benim hayatım eskidenberi karmakarışık.****

Akşehir, Afyon yolculukları; Mersin Gemisi ile İskenderun‘a gidiş,İzmir yolculuğu diğer bölümlerde olduğu gibi aynı şiirsel üslupla dile getirilmiştir.

“Biz şimdi yenişten İzmir’e varacağız: Tren düdükleri acıdan acı, keskinden keskin, gücün gücün ötecek, uzayacak, kısalacak; ağlayacak ve ağlayacak: İki sıralı yaşlar dökecek ve biz İzmir’e varacağız. Murat Dağı yol verecek bize,Gediz Çayı yol verecek, sabah Çiğil- miğil açılır mı saçılır mı? Güneş şöyle doğu yakadan kalkar:..”

“Uşak’tan bu yana iniş maddeleşiyor. Yokuş iniyoruz. Lokomotif hızlanıyor. Vagonlar ve telgraf direkleri hızlanıyor. Rüzgârı ve rüzgâr olmanın zevkini tadıyorum. Rüzgâr olmanın ve karalar üstündeki bir yüksek basınçtan, denizler üstündeki bir alçak basınca; bir barajdan, bir bentten fiyakalı sular gibi akmanın lezzetini.”

“ Akdeniz sahillerini işleyerek Güney’e taa İskenderun’a kadar Hacı Davut seferini yapan gemiler Devlet Denizyolları’nın üvey evladı mı ne? Sirkeci’den sessiz sedasız, küsmüş ve kovulmuş gibi kalkıyorlar. Eyyam, güneşin Haliç’e doğru kanrevan içre yıkıldığı eyyamdır.”

“Gelibolu’ya geldik. Yanaştık. Çıplak, etine dolgun bir kasaba. Kendine göre bir de iskelesi var. Amigo ve ben şöyle çarşıya çıktık. Eğer fırsat bulursak bir yemek yiyeceğiz. Fırsat bulunmaz ama. Yolcu adamın fırsatı yoktur. Şu dükkân, bu dükkân, haydi Abbas, vakit tamam.”

“Geceleri, meltemler hep karalardan denizlere esermiş. Ben bunu, daha ilkokuldaki öğretmenimden öğrenmiştim. Sonra sen de öğrenmişsin bunu. Suyun 0 dereceden 100 dereceye kadar su, sonra buhar olduğunu öğrenmişsin. Sen ve ben epeyce bir şey öğrenmişiz. Daha da epeyce bir şey öğreneceğiz. Şimdi benim geleceğimi biliyorsun. Radyoda koca Bach’ın Brandenbourgkonçertolarından biri uğulduyor. Nasıldı o: Bir cıgara, bir cıgara daha. Telgrafımı almışsındır. Güverte tenha. Yalnızım. Sancak tarafımızda hafif bir vınıltı: Marmara’ya doğru, herhal bir motor geçiyor. Fenerlerini seçemiyorum. Seçebilsen fenerlerini, bir seçebilsem; yalnızlıktan kurtulacağım.”

YÂDEL

yoksul bir şilepte gemiciyim
malezya’da yük bekliyorum
önümden çekilirsen İstanbul görünecek
nerede olduğumu bileceğim *****

Bu bölümdeki metinler Attilâ İlhan’ın ilk yurtdışına çıkışı, Akdeniz yolculuğunu anlatır. “Gorkiy bir kitabının besmelesini şöylece çekiyor: Kazan Üniversitesi’ne okumaya gidiyorum. Aşağı kurtarmıyor.” diye başlar söze ve “Kurtarmaz sağdıcım kurtarmaz” diyerek devam eder. “Uzun lafın kısası şu günlerde Akdeniz’e çıkıyorum.”

Sonra Ankara Vapuru’nda buluruz şairi. Önce Pire’ye uğrayıp, sonra ver elini Napoli…

“Napoli içinde aynalı çarşı: Sigara, sigara, yine sigara. Al kardeşim, ver kardeşim: Kravat, elma, şarap, ekmek! Alışveriş yolunda. Şehir harikulade. Şimdi şeytan bana ne diyor? “Bırak” diyor “vapur gitsin, sen deniz kıyısına bir iskemle at, çıkar balık takımlarını…”

Sonra Marsilya. Limanda kum gibi kaynayan hamallar, her biri başka limanın kokusunu taşıyan gemiler. “Yol üstünde bir kız, yol üstünde bir oğlan… Oğlan kızı öper, kız oğlanı öper. Paris Paris. Ulaaaaaan! Anlı Paris, şanlı Paris! İhtiyar dünyanın ortası Paris! Kız oğlan kız! Apaş! Orospu! Komünist! De Gaulle’cü, XX’nci asırlı ve kahraman Paris! Ulaaaaan Paris!

Annette, önce Attilâ İlhan’ın şair olduğuna inanmayan ama sonra onun kendisine yazdığı şiirleri annesine okuyan sevgili… “Annette! Ma petite hirondelle! Orada mısın ?”

Limanlar, dok işçileri, gözünün gördüğü pek çok öge, yaşanılan her hikâye veAnnette, sonunda şiir olur döner bize…

MERAKLISI İÇİN NOTLAR
KİM KİMDİR?

SAĞDIÇ / Yollar boyunca kendisine “sağdıç” diye hitap edilen kişi, yurtiçi yolculukların önemli bir kısmında ve bu ilk yurtdışı yolculuğumda beraber olduğumuz, kardeşim Cengiz İlhan’dır.

AMİGO / “Babakale’den Geçerken” bölümünde Amigo olarak geçen kişi, lise ve fakülte yıllarında çok yakın olduğumuz bir dosttur, Necdet Emir.

NAM_I DİĞER MIRÇ / Uzun yılların kader arkadaşı Cahit Güçbilmez.

MAHEL’İN ARKADAŞI / İlerici Jöntürkler Birliği’nde bana verdiği desteği asla unutamayacağım bir dost, Fahri Petek.

GİDİŞAT / Aynı serüvendeki kader arkadaşlarımdan, Adana’lı Tacettin Kara.

DİĞERLERİ / “Çember Sakallı Şair”,Can Yücel.

ANNETTE (ANUŞKA) / Sisler Bulvarı’ında “Başka Adam” şiirinde “sevgilim” diye andığım Annette’dir.

HASAN / Hasan’ın adı hiçbir yerde geçmiyor, ondan söz edişim içimdeki ukdeden doğdu. Prefecture’de gözaltına alındığımda yalnız değildim; oraya, hareketin içindeki bir Kürt arkadaşımla gitmiştim: Hasan Akkuş. ******

Abbas Yolcu
Nevin Koçoğlu

Kaynakça:
İlhan Attilâ, Bütün Şiirleri II Sisler Bulvarı, Bilgi Yayınevi, Ankara 1983.*
Nesrin GünayYahya Kemalve Attilâ İlhan’ın Şiirlerinde Yol- Yolculuk Metaforları**
İlhan Attilâ, Bütün Şiirleri IX Elde Var Hüzün, Bilgi Yayınevi, Ankara 1999 ***
İlhan Attilâ, Abbas Yolcu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2011****
İlhan Attilâ, Bütün Şiirleri III Yağmur Kaçağı, Bilgi Yayınevi, Ankara 2001.*****
İlhan Attilâ, Abbas Yolcu Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2011******

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Metin Altıok: Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım…
Birhan Keskin: Kopuk ve uzak bir şeyler var aramızda/ ya beni bırak, ya sarıl bana
Kapat