Gençlerin Otorite – Okul ve Öğretmenle İlişkisine Psiko- Dinamik Bir Bakış – Gülderen Kılıç

Çocuğun gelişim sürecinde anne (bakıcı-bakıcılar) ile ilişki en temel ilişkidir. Yeni doğan bebek anneyle kendini bir zanneder, anneyi kendisinin bir uzantısı gibi yaşar, acıkınca meme veren, besleyen, ağlayınca rahatlatan.

Dört aylıktan itibaren çocuk anneyle ayrışmaya başlar, bu ayrışma üç yaşına kadar tamamlanır. Sağlıklı anne- çocuk ilişkisinde böyledir. Annenin çocuğu ayrı biri olarak görüp ona göre davrandığı durumlarda anne çocuğu yavaş yavaş ayrıştırır. Çocuk başlangıçta anneyi tek nesne olarak yaşayamaz, seven anne, rahatlatan anne, besleyen anne iyi annelerdir, kızan anne, sevmeyen anne, beslemeyen anne kötü annelerdir. Çocuğun zihinsel gelişimiyle birlikte süt veren anne seven annedir, şefkat gösteren anne değer veren anneler aynı annedir, iyi annedir. Kızan, sevmeyen, beslemeyen anneler birleşir bu da kötü annedir. Üç yaş civarı iyi ve kötü anne birleşir, anne hem iyi hem kötü annedir, anne iyi de olsa kötü de davransa aynı kişidir.

Çocuk iyi ve kötü annelerle karşı karşıya iken bu anneleri içselleştirir, iyi ve kötü duygularla baş etmeyi annenin verdiği tepkilerle öğrenir, böylece kendine iyi ve kötüyü içeren bir benlik oluşturur. Anne kendi olumsuz duygularıyla baş edemiyor, duygularına dayanamıyorsa çocuğu da kötü çocuk yapar, iyi duygudayken de iyi çocuk. Çocuk uslu ve akıllı olunca anne iyi davranıyorsa çocuk kötüyü dışarda bırakır annenin istediği gibi çocuk olur, ya da anne aynı davranışa bazen olumlu bazen olumsuz tepki veriyorsa çocuğun kafası karışır, iyi ve kötü duygular benlikte entegre olamaz, ayrı parçalar halinde kalır, çocukta sağlam bir benlik oluşmaz. Annenin çocuğu bir bütün olarak görmesi annenin de kendisini bir bütün olarak görmesine bağlıdır.

Eğer bütünleşmeyi sağlayamadıysak, benlik oluşturamadıysak yetişkin olduğumuzda da annemizin bize yansıttığı duyguları taşır ve onun bizi gördüğü gibi olmaya devam ederiz. Örneğin annemizin yetersizlik kaygısı bizimmiş gibi olur ve kendimizi yetersizlik duygusundan kurtaramayabiliriz. Babanın etkisi de bu gelişim döneminde önemli olmakla birlikte ilk yıl özellikle benliğin temellerinin atıldığı zaman olduğundan annenin-bakıcının önemini arttırmaktadır. Babanın işlevi ikincildir, yine de babanın sağlıklı oluşu çocuğun benliğini oluştururken olumlu etkiler; daha az hasar almasına ya da travmatik yaşantılarını onarmasına katkıda bulunabilir, fakat işlevsiz bir babanın olduğu durumlarda anne çocuk ilişkisinin hasarları daha büyük olur.

Ergenlik de çocuğun ikinci ayrışma, benlik oluşturma, birey olma deneyimidir, kişinin çocukluktan yetişkinliğe geçtiği, geçerken sınavlar verdiği bir dönemdir. Anne-babaya da çocuklukta yapılan hataların düzeltilmesi için ikinci bir şans vermektedir, anne-babalar kendileri içgörü geliştirip davranışlarını, çocuğa karşı tutumlarını değiştirebildikleri gibi psikolojik yardım yoluyla da ergenle ilişkisini yoluna koyarlar.

Ergenlik çocukluk yaşantımızındış dünyada sınanması özelliğini de gösterir. Çocukluk döneminde çocuk aile içinde kendisinden beklendiği gibi davranır ve her şey yolundadır, fakat sorunlu bir durum varsa, ergenlikle birlikte su yüzüne çıkar, dış dünyayla baş edecek donanımları gelişmediğinden sıkıntılar baş gösterir.

Durgun geçen bir çocukluk döneminden sonradürtüleri, bedeni hızla değişen ergen-genç karmaşık bir sürece girer. Özellikle cinsel dürtüler yetişkin bireye özgü nitelik kazanmaya başlar, bu da gencin işini zorlaştırır. Çocukça, masum geçen çocuksu cinsel dönemin yetişkinlik sınaması başlar, karşı cinse ilgisi artar, cinsel kimliğini oturtmaya çalışır, aile dışında birileri önem kazanır, özellikle kendi yaşıtlarıyla yaşadıkları; aşık olmak, rekabet, beğenilmek, sevdiğinin peşine düşmek, bedensel görünüm…

Cinsel dürtülerle birlikte saldırganlık dürtüsü de artar, benliğin zayıf olduğu ve dürtülerin yoğun olduğu bu dönemde çocuklukta nasıl davranıldığına, nasıl mesajlar verildiğine bağlı olarak gencin agresyonla ne yaptığını görürüz. Daha sağlıklı ortamda büyümüş gençleragresyonu, hırs, başarı, sosyal statü kazanma gibi uğraşılara kanalize ederken kendi dürtüleriyle baş edemeyen, zayıf benliği olan ailelerin çocukları daha agresif ve agresyonu eyleme dökme eğilimi içinde olurlar.

Genç dürtülerinden dolayı çatışmalıdır. Agresif dürtülerini bastıramadığı yada kanalize edemediğinde çatışma yaşar, bazen bunu dışarıda birine yansıtarak boşaltır. Kızlar çoğunlukla agresyonu içe yöneltip iç çatışma yaşarlar, kendileriyle uğraşıp beğenmezler, erkekler ise dışa atar, kavga, başkasıyla çatışma eğilimi gösterirler. Otoriteyle çatışma çok sık görülür, bazen açık çatışırlar bazen de istediklerini yapmayarak pasif-agresif dediğimiz davranış gösterirler. Çatışmanın dozu ve biçimi ebeveyn veya otorite konumundaki kişilerin tavrıyla da değişir.

Genç okulda da öğretmene bazen direk tepki verir, kavga etmeye yönelir, bazen de karşısındakini kızdırarak dolaylı agresyonu boşaltır ve rahatlar. Gencin yansıttığı agresyonu alıp tepki veren öğretmeni diğer öğrenciler de izler ve öğretmenin zayıf noktasını görür, hep aynı şekilde öğretmeni kızdırır, tepki göstermesini sağlarlar, bu iki tarafı da rahatlatır, fakat bu geçici bir rahatlamadır. Bu oyunu öğretmen öğrenciden kendini ayrıştırarak bozabilir, öğrencinin yaşatmak istediği duyguyu yaşamadığında, özellikle çatışmaya meyilli öğrenciler karşısında nötr durmayı başardığında hem öğrenci o davranışı tekrarlamaz hem de diğer öğrenciler benzer davranışlar göstermez.

Kalabalık bir genç grubuyla karşı karşıya gelen öğretmenin işi oldukça zordur,aynı zamanda da çok öğreticidir. Çünkü kendi ergenliği ve çocukluğu hakkında çok fazla bilgi verebilir.Öğretmen kaynayan bir kazanın içine düşmüş gibidir. Kendi çocukluk çağı meseleleri, anne-babasıyla kurduğu ilişki, çocukken ona nasıl davranıldığı, ergenliğinin nasıl geçtiği, öğretmenin öğrenciyle kurduğu ilişkiyi temelden etkiler.

Okulda öğretmenlerin öğrencileri kendi çocuğu gibi görme yada annesinin kendisini gördüğü gibi görme ihtimali vardır. Uslu çocuk olması istenmiş ve o zaman ancak sevgi alabilmişse, öğretmen de uslu öğrenciye daha fazla yakınlıkduyar ya da karşı gelmek kötü bir şeyse onun geçmişinde, bu tarz çocuklara tahammül etmekte zorlanır, onları yatıştıramaz, çatışmalarına izin vermez bastırırız. Öğretmen duygularını öğrenciye yansıtırken, öğrenci de öğretmene yansıtır ve bunudaha sık ve daha yoğun yapar. Çünkü gençler henüz gelişmemiş, gelişmekte olandır, anne-babaları hala önemli role sahiptir. Dışarda bağ kurduğu yetişkinlere kendi anne-babalarıyla ilgili meseleleri daha hızlı ve yoğun aktarırlar.

Genç çoğunlukla duygularının dümeninde hareket eder. Dürtüler, çatışmalar ve suçluluk duyguları genci huzursuz eder, bir türlü rahat edemez ya bunu davranışlarıyla yansıtır ya da geri çekilir. Zihinsel aktivitelere yönelebilen, sosyal sorumluluk alabilen, ideal oluşturabilen genç sağlıklı ve şanslı durumdaki gençtir.

Bu dönemde cinsel dürtüsünü topluma uygun kanalize edeceği ve ailesi dışında yakınlık kuracağı bağlanma nesnesi arayışı da başlar. Sevgili ilişkileri, aşık olmak gibi deneyimler yaşamaya başlar. Bazen her şeyi o kişi olur, platonik aşık olur, bazen sorumluluklarını askıya alır yada çok kısa süre çıktığı kız için kavgalar eder, terkedilince, ayrılınca bunalıma girer. Anne babayla kurulan ilişki, çocuksu aşk ve çocukluktaki rekabeti nasıl yaşadığı, gencin romantik ilişkisini belirler. Okulda öğretmene aşık olabilir, beğenebilir ve bu genci rahatsız eder, bu ilgi, dürtü ve beğenisiyle baş etmek için bazen öğretmeni değersizleştirir bazen de uzak durur, bu duygular kızları utangaç ve çekingen yapabilir.

Yeni keşfettiği, ne yapacağını bilemediği cinsel dürtülerinden kaynaklanan suçluluk duygusugenci etkisi altına alır. Eğer çocukluk döneminde aile içinde bu konular normal karşılanıyorsa çocuk kendi gelişim sancılarını daha hafif atlatır, fakat cinselliğin aşırı tabu olduğu ya da sınırsız olduğu ailelerin çocukları bu dönemde karmaşık bir sürece girer ya eyleme vurma davranışlarıyla kendini zor duruma sokabilir ya da cinsel kimliğini geliştirecek olan bu konulara tamamen kendini kapatır. Bu çağın en önemli meselesi, cinsiyet ve cinsel kimlik meselesidir.

Suçluluk duygusunun diğer bir nedeni de gencin anne-babadan uzaklaşması, onlarla rekabet etmesinden kaynaklanmaktadır. Kişi sağlıklı bir çocukluk geçirdiyse bağımsızlaşma ve rekabet kolay yaşanır. Fakat anne-baba bir şekilde rekabete izin vermediyse (girişimde bulunmasını baltalamak gibi, yetersiz hissettirmek gibi) genç için bağımsızlaşma karmaşık duyguları içerir, bir yandan yetişkin olmaya çalışır, bir yandan da iç dünyasında ya da gerçek hayatta yanlış ebeveyn tutumlarıyla karşı karşıya kalır. Ya geri çekilir, mücadeleden vazgeçer ya da sorunlu davranışlar sergiler, bağımsızlaşmasını bozucu eylemlerde bulunur.

Anne-baba bilerek ya da bilmeyerek çocuğun bağımsızlaşma girişimlerini sekteye uğratır, yaşından küçük muamele gösterir, aşırı koruyucu,baskılayıcı davranır, bağımsızlık girişimlerini terk edilme gibi yaşayıp suçlayıcı olabilir.

Okulda da genç-öğrenci kendini ispat etmek ister, okul yetişkin olma girişimlerini sergileyebileceği en öneli sosyal ortamdır. Öğretmenle rekabete girer, değersizleştirir, onlara ihtiyacı yokmuş gibi davranır ya da fazla suçlayıcı olur, bunu yapmazlarsa yetişkinin güdümünde kalacak yani çocuk olacaktır, bu da genç için çok aşağılayıcı, değersizleştiricidir. Dengeyi sağlayana kadar bu gel-gitleri yaşayacak çevresindeki insanlara da yaşatacaktır. Bu gel-git duygular, düşünceler ve davranışlar içinde olan gencin karşısında nötr ve stabil kalmak bizim çocukluk, ergenlik sürecini nasıl geçirdiğimizle, kendimizle ilişkimizle yakından alakalıdır.

Duyguları inişli çıkışlı olan gencin anne-babası, yakın çevresiyle kurduğu ilişkide tutarsız olur, yakın çevrenin de tutarsız tepkileri gencin kendine ve çevreye olan güvenini zedeler. Esas derdi, bir kimlik oluşturmak, erkek olmak/ kadın olmak, birey olmak, meslek edinmek, dış dünyada bir yer edinmektir. Yaşadığı aile ortamına göre bunların önceliği değişir. Sorunlu bir ortamdaysa yetişkinlik boyunca da bu çatışmalar devam edebilir. Psikolojik rahatsızlıklar baş gösterebilir.

Bu sancılı süreci kolaylaştıran araçlardan en önemlisimizah ve espridir. Genç yoğun çatışmalı, sancılı süreçle baş etmeye çalışırken espri ve mizahı sıkça kullanır. Mizah, hem saldırgan dürtülerin, cinsel dürtülerin dolaylı, kabul edilebilir boşalımını sağlayan hem de sosyal yakınlığı arttıran bir araç olma özelliğine sahiptir.

Bedenlerinin çevikliği, zihinlerinin açıklığı onların güçlü olduğu alanlardır, bunu ön plana çıkarabilirler, bu yönlerini fark etmek, fark ettirmek onlarla olan iletişimi güçlendirebilir. Zihinsel gelişimleri, bedensel çeviklikleri onları pratik yapar, bazen bunu olumlu kanalize edebilirken bazen de yasak ve suç üzerine kullanırlar.

Genç ne kadar günlük şeylerle, hazlarla meşgul de olsa bir taraftan köprüden önce son çıkış olduğunu bilir. Artık çocukluğa geri dönüş yoktur, gelecek ve gelecekteki sorumluluklar onu beklemektedir. Bir taraftan büyük adam olmak, ciddiye alınmak istemektedir bir taraftan her şeyi onun yerine yapan anne-babasının kucağına dönmek istemektedir.

‘Büyünce polis olucam’, ‘doktor olucam’ dönemi bitmiştir. Gerçeklerle birlikte düşünerek hangi işi, mesleği yapacağına karar vermesi gereken bir zamandır. Bunun için çaba harcaması gerektiği, kendini gerçekçi değerlendirmek zorunda olduğu, bazı hayallerinden vazgeçmesi gerektiğiyle yüzleştiği bir dönemdir.

Otoriteyle, toplumsal kurallarla, tek başına karşı karşıya olduğu bir dönemdir. Ebeveynleri vardır, fakat büyümek istediğinden onları kendi hayatına çok karıştırmak istemez, kendi baş etmeye çalışır. Otoriteyle nasıl ilişki kuracağı, toplumsal kurallarla ne yapacağı, ne kadar uyum sağlayacak, kendini nasıl ifade edecek, kendini nasıl koruyacak test ettiği, pratik yaptığı dönemdir.

Genç için okul sınandığı, kıyaslandığı, başarılı, başarısız olduğu, diğerlerine göre bir yeri olduğunu gördüğü toplumsal yerini de dünyadaki yerini de belirlemeye çalıştığı bir yerdir, birey olmaktır. Kendi sorumluluğundadır; davranışları, başarısı, başarısızlığı…

Okul,aynı zamanda genç için sosyal bir ortamdır, akranlar en önemli kişilerdir. Onların dedikleri, yaptıkları, tepkileri çok önemlidir. Çünkü onlar arasında kendi yerini, birey oluşunu belirlemeye çalışmaktadır. Bağımsızlığını kazanmaktadır. Bağımsızlığını kazandığı yerdir, kendi arkadaşları vardır, öğretmenleri vardır, onlarla ilişkilerini kendi kurmakta, sorunlarını kendi çözmektedir, bu gence güç ve özgüven verir.

Gencin kendi gelişim süreci seyrederken ileriye yönelik risklerin (kişilik bozukluğu, psikolojik rahatsızlıklar, sosyal sorunlar gibi) bu dönemde tespit edilmesi oldukça önemlidir. Bu dönmede anne-babalar ve öğretmenlerin gençlerde gördükleri sorunlarla ilgili yapacakları bir müdahale gencin hayatında kritik bir öneme sahiptir. Anne-babaların ve öğretmenlerin kendilerini aşan bir durumda genci psikolojik yardım almaya yönlendirmek yine gencin hayatında büyük bir fark, önemli bir dönüşüm yaratacaktır, yaşanın küçük olması müdahalenin etkililiğini, sorunların büyümeden çözülmesini sağlayacaktır. Son yıllarda medyada psikolojiyle ilgili bilginin artmasıyla birlikte gençler kendi sorunlarını fark edip yardım arayışına girmekte, terapiye gelmektedirler.

Uzm. Psk. Gülderen Kılıç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here