Aslı Erdoğan: Nereye baksam, içeriye ya da dışarıya, yalnızca bir duvar görüyorum

“Görüyorsun, sanki hep aynı üçboyutlu tabloyu yapıyor, kendimi içine kapatıyorum. Hayatım tek bir resmin sayısız taşbaskısı. Ağaçlar, ufuk, gökyüzü… Nereye baksam, içeriye ya da dışarıya, yalnızca bir duvar görüyorum. Hangi yöne dönsem, geçmişe ya da geleceğe, üzerime bir taş duvar geliyor. Belki de boşluğa dayanamadığım için duvarların arasına saklanıyorum. Boşluğun dipsizliğine. Gürültüsüne… “

“Evvel zaman içinde bir adam varmış,” diye sürdürdü sabırsızca. “İyi bir insanmış aslında. Bilirsin, herkes aslında iyi bir insandır. Ama bu adam gece olunca değişirmiş. Kötü bir adam olurmuş. Anlıyor musun? Sözcükler sınırlıdır: Duvara vuran gölgesine dönüşürmüş. Belki karısıymış onu bu hale getiren, adam ne denli kötü olursa, o denli üstüne titrermiş. “O uzak diyarda, güneş batar batmaz karanlığa bürünen bir bina varmış. Her diyarda olan taş binalardan…

Hatırlıyor musun? Karanlıkla birlikte uçsuz bucaksız, dipsiz bir sessizlik çökermiş. Ölümden de korkunç kabusları bilmeyenler, buna ölüm sessizliği derler. Aslında, sessizliğin içindeki sesleri, yokluğun soluk alıp verişini duyamadıklarındandır bu. “Ve o korkunç karanlık çöktüğünde, ay ışığı, beyaz saten eldivenli parmaklarıyla demir parmaklıkları okşarmış. Soluk altın renkli, mükemmel, kocaman bir yüreği vardır onun. Ama böylesi bir yürek karanlıkla baş edemez. Zaten insanlar demir parmaklıkları içlerindeki karanlık dışarı sızmasın diye icat etmediler mi? “Ve o karanlık binanın çatısında kuşlar varmış. Bu kuşlar, yüzlerce yıldır, durup dinlenmeden çatıya kuru dallar taşırlarmış. Günün birinde, yeterince dal yığdıklarında, taş bina dayanamayacak, tuzla buz olacak sanırlarmış. Ama akşam olur, amansız bir yel eser, dalları savururmuş. Ama kuşlar, her sabah, yeniden işe koyulurlarmış. Ağlıyor musun? Neden? “Ve o uzun gece başladığında, adam da hazır olurmuş. Hep aynı saatte yemeğini yer, karısının ütülediği takım elbisesini giyer, hep aynı saatte evden çıkarmış. Kimse bilmezmiş nereye gittiğini … Önce aheste, sonra giderek hızlanan, hummalı, şaşmaz, dönüşsüz adımlarla yürürmüş. Onu gören kuşlar işaretleşir, kentin bir ucundan diğerine seslenir, birbirlerini uyarırlarmış. Solgun, yufka yürekli ay ışığı bulutların ardına saklanırmış. Belki adam zifiri karanlıkta yolunu bulamaz diye umarmış. Ama insan gecede izlediği yolu unutmaz, değil mi? Dinle, daha bitmedi. “Ve o gölge adam, taş binaya vardığında, tüyler ürpertici çığlıklar yükselirmiş. Gündoğumuna dek kesilmeyen çığlılar…

Kuşlar çığlık atarmış, ay çığlık atarmış, kara alevlerden bir girdap gökyüzünü sararmış. Uçsuz bucaksız, dipsiz bir çığlığa dönüşörmüş gece. Tek, uzun, kesintisiz bir çığlığa … Kabaran uçurumun üzerinde incecik bir zar gibi titrermiş, çırılçıplak ve kana bulanmış, korkunç yaralar açılırmış her yerinde, yırtılır, yarılır, kanar, çatlar, yaralarma boşluğun susamış dudakları kapanırmış. Sonunda paramparça olur, dünyanın dört yanına dağılırmış. Karanlık göğün taşları biçiminde yağarmış insanların üzerine, karabasanlar ve lanetler; bir gölge gibi dolaşırmış uyuyanların arasında, kara bir karla örtermiş gövdelerini, en derin çukurları doldurur, en gizli damarlara sızar, kör bir kaplan gibi atılırmış uykunun üzerine…

İşte o zaman, belleğin tek, uzun, bitimsiz gecesi başlarmış.” Başımı kaldırdığımda çoktan gitmişti. Masanın üzerinde mektubu duruyordu. Çekmecemi açıp onu da diğerlerinin arasına koydum. Dünyanın neresine gidersem gideyim, beni buluyorlardı. Ölüler bana yazıyor, artık anlatamadığım bir şeyi anlatıyor, eninde sonunda geri döneceğim bir yere çağırıyorlardı. Uğruna kendi öykümden kaçtığım hayat karşısında uyarıyorlardı beni. Sığındığım geleceğin, geçmişin yeniden, yeniden anlatılmasından başka bir şey olmadığını biliyorlardı. Beni bekleyen geçmişin sürgündeki hayaletiydi yalnızca, hücreme, içimdeki o karanlık, ebedi hücreye gelen tek ziyaretçi…

Zarfların tekini bile açmamıştım, ama biliyordum. İçinde kuru dallar, soluk altın renkli ay ışığı ve son sahipsiz çığlık vardı.

Aslı Erdoğan
Taş Bina ve Diğerleri

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Düşüncenin Şiiri: “Şiir biçimdir; değişik biçimler yaratma sanatıdır”

Kapat