Aşk ve Kimlik Kayması: Narkissos İle Ekho – Aşkın Diyalektiği

I.
Mitolojiye göre, Irmak tanrısı Kephissos’un güzel oğlu Narkissos (Narsis), kendine âşık olan dağ nymphelerinden birinin kızı olan Ekho (yankı) yu hor görerek, onun aşkını reddeder. Bu aşka karşılık vermediği için tanrılar tarafından cezalandırılır. Narkissos, bir pınara eğildiğinde suda kendi yüzünü görür ve sudaki hayaline ulaşmak gibi imkânsız bir derde duçar olur ve kendine duyduğu özlemle oracıkta eriyerek bir nergis (narkissos) çiçeğine dönüşür.

Aşk olayındaki metamorfoz (dönüşüm) olgusunun istiaresi olan bu öykü, aynı zamanda aşk olgusundaki özdeşliğe (vahdeti vücut= varlığın birliği veya bir oluşu durumuna) da atıfta bulunuyor. Acaba Ekho, gerçekten de nymphe’lerden birinin kızı olarak mı düşünülmeli, yoksa Narkissos’un aksi (veya aksi sedası) olarak mı tasavvur edilmeli? Acaba Narkissos, sesinin yankısını hor görüp reddederken kendi görüntüsünün aksini (yansımasını) da aynı kolaylıkla reddedebilecek midir? Narkissos’u kendi görüntüsüne (hayaline) vurulmaya mahkûm eden tanrıların, burada onun aynı kolaylıkla karşılaşmayacağını bildiklerini farz etmek zorundayız.

Narkissos ile Ekho’nun aşk efsanesini şiirleştiren Ovidius, onların karşılaşma anlarını şu mısra ile dile getiriyor: “(Narkissos) Bağırdı: ‘Orada kim var?’, ‘Var’ diye cevap verdi yankı.” (Bu mısra, bize aynı zamanda Hz. Musa’ya yanan çalılıktan seslenen sesi hatırlatıyor: âşıkla maşukun kimliklerinin ayrışmasına ve sonra özdeşleşmesine vurgu… ayrıca anlatılmaya değer bir olay.)

Aynı şiirden başka mısralar (parçalar) da aktarılabilir:

“Ölmek yeğdir” diye bağırıyordu “olacaksa senin her şeyim”
Ekho başka bir şey söylemedi:“Senin her şeyim ”
Ve yine şu parça:

“Donakaldı Paros mermerinden bir heykele
benzeyen o aynı yüzle
kımıldamaksızın, bakıyordu kendine kendi
şaşkın şaşkın…
Bilmeden kendini arzuluyor, severken onu
kendini seviyor,
isterken kendini istiyordu, içini yakan ateşi
tutuşturan da kendiydi.”
Narkissos, başını geleni anlayınca halini şöyle dillendirir:
“Anlıyorum, o benim, aldatmıyor beni artık hayalim.
Tutuşturan da ben, yanan da.
Kendime olan sevgimle yanıyorum.”

Bütün bu deyişlerde ve esas itibariyle Narkissos ile Ekho’nun öyküsünde, son tahlilde, Leyla’nın aşkında kendi zatını gören Mecnun’un halini yakalamak mümkün olmuyor mu? Profan bakışla insanın kendi nefsine yönelmiş gibi görünen sevgisi, ilahî bakışla okunduğunda Yaradana yönelmiş ve oradan tekrar kendine yöneltilen bir sevgi olarak görünmüyor mu?

II.

Narkissos’un kendi hayaline âşık olmasının profan ve alışılmış yorumu, insanın kendi benine âşık olması ve daha da aşağı bir katmanda insanın kendini beğenmesi biçiminde dile getirilir. Bu sapma, aslında, kutsal olan her şeyin profanlaştırılması halinde karşımıza çıkan bir durumdur. İşin aslında ve kaynağındaysa, durum Allah’tan bir nefha taşıyan nefsin kendini idrak ettiğinde karşılaşabileceği bir aşk ve hayranlık halinin ifadesidir.

René Guénon, benzer durumu, Allah‘ın, Hz. Musa’ya yanan çalılığın içinde tecelli etmesine uyguluyor. Bu durumun, iki noktanın gerçekte bir tek ve aynı noktanın kendini kendi karşısına koyarak ikiye bölünmesinden başka bir şey olmaması hususuna tekabül ettiğini belirtiyor (Yatay ve Dikey Boyutların Sembolizmi, “Yanan Çalılığın Ontolojisi” blm. Çev: Fevzi Topaçoğlu, İnsan Y. İst. 2001, s. 101 vd.). Hz. Musa’ya: “Ben ben olanım” diye seslenen ilahî sesin bu ifadesinin, aynı yerde, Varlığın kendi kendini temaşasının imgesi olarak da kabul edileceği söyleniyor. Neticede, temaşa edenle temaşa edilen arasında bir kimlik ayrışması mı, yoksa bir kimlik özdeşliği mi, yoksa ilkin ayrışan fakat sonra birleşen bir kimlik mi söz konusu olduğunu söylemenin imkânı kalmadığı anlaşılıyor. Nitekim Narkissos da, kendi hayaline âşık olma halini yaşarken ilkin kendi dışında duran bir varlığa âşık olduğunu sanırken sonra “o varlığın” kendi hayali olduğunu fark ediyor.

“Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz.” hadisi şerifini yorumlayan İbn Arabî de, burada, Hz. Peygamber’in, ilkin kadını zikretmesinin sebebini, kadının aynı zuhurda erkeğin bir parçası olmasına dayandırıyor ve: “Meseleyi iyi anla: Hazret-i Muhammed’e ancak kadın sevdirildi, o da, kadınlara müştak oldu. Bu iştiyak da Küll’ün kendi cüz’üne iştiyakı cümlesindendir. Çünkü o, sözü geçen hadis ile Hakk’ın bu unsurlar âleminin yaratılışı hakkında beyan buyurduğu ‘Ben Âdem’e ruhumdan nefh ettim’ sözündeki hikmetin iç yüzünü açıkladı. (…) Şu halde insanın insanlığını meydana getiren hayvanî ruhta Hakk’ın nefesi bâtın oldu. Bundan sonra Allah, insan için yine insan sureti üzere başka bir şahıs üretti, ona da kadın adını verdi. Kadın kendi sureti üzere zâhir olunca ona müştak oldu. Bu hâl bir şeyin kendi nefsine iştiyak duymasıdır. Kadının erkeğe vurgunluğu da bir şeyin kendi yurduna düşkünlüğüdür. Şu izahımıza göre insana kadın sevdirildi. Çünkü Allah da bizzat kendi sureti üzere halk ettiği kimseye muhabbet gösterdi. (…) Suret, tek olan varlığı çiftleştirdi. Yani Hakk’ın vücudunu ikileştirmeye sebep oldu. Nasıl ki, kadın da yaratılışı ile erkeği ikileştirdi ve onu kendine eş kıldı. Şu duruma göre Hakk, erkek ve kadın olmak üzere bir üçlük meydana geldi. Bu arada erkek, kadınının kendi aslına iştiyakı kabilinde olarak o da kendi aslı olan Rabb’ına müştak oldu. Şu halde Allah kendi sureti üzere olan kimseyi sevmekle beraber ona da kadını sevdirdi.” diyor (Fusûs-ül-Hikem, MEB Y., s. 326-329).

Böylece, sudaki hayaline âşık olan Narkissos’un, aynı zamanda suda nasıl olup da bir “sevgili”yi müşahede etmiş olduğu da anlaşılır hale geliyor: sevenle sevgilinin, sevgili ile Tanrı’nın kimlikleri bir yandan özdeşleşirken, bir yandan da birinden ötekine kaymak suretiyle ayrışıyor: Ayrışma da vuslat iştiyakına yol veriyor ve yeniden bütünleşme (tekleşme) vetiresi başlıyor…

Aşkın Diyalektiği – Rasim Özdenören

Not: Alıntılar A. Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü’nden yapılmıştır, Remzi K. İst. 1993.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Issız, karanlık bir bahçedir burası” Öğrenci – Anton Çehov

Kapat