‘Aşk-ı Memnu’nun ‘O Kadın’ı: Bihter – A. Şule SÜZÜK

Bugünlerde televizyon kanallarında edebiyat uyarlamalarının fazlalığı göze çarpıyor. Reşat Nuri’den Orhan Kemal’e, Ayşe Kulin’den Halit Ziya Uşaklıgil’e, Halide Edip’e. Dünün ya da bugünün edebiyatçıları yapıtlarıyla dizilerde karşımıza çıkıyor. Ne güzel diyebiliriz; yeniden hatırlanıyorlar. Merak uyanıyor, yeniden okunuyorlar. Bu güzel… Ama kimi diziler ağzımızda buruk hatta acı bir tat da bırakmıyor değil… Olmamış diyoruz.. Bu güncel tartışmaları bir yana bırakıp, Aşk-ı Memnu’ya bir göz atalım…

Halit Ziya Uşaklıgil’in bir asırlık romanı Aşk-ı Memnu’da adı üstünde bir yasak aşk anlatılır. Sözünü ettiğimiz tarih 1900’ler ve toplum da bir İslam toplumu olduğuna göre, o güne değin yazılan Batılı anlamdaki ilk roman örneklerinden epeyce farklı bir yere düşmektedir Aşk-ı Memnu.

İlk romanlarımız Batı romanının çevrilmesiyle ve onun taklit edilmesiyle yazılmaya başladı. Ancak özellikle Tanzimat Edebiyatı örneklerine bakıldığında Batı’dan alınan değerlerin kendi toplumumuza mal edilerek toplumun eğitilmesinin amaçlandığı görülür. Toplumsal sorun olarak algılanan görücü usulüyle evlilik, cariyelik kurumu gibi başlıklar ilk romanlarda inceden inceye işlenen ve eğitme kaygısıyla ele alınan konular olmuşlardır.

İlk romanlarda işlenen kadın tiplerine gelince; roman yapısına göre oluşturulmuş âşık hikâyelerinde bir yandan aşk kutsanırken diğer yandan sonuna kadar masumiyetini ve sadakatini korumuş melek bakire imgesi kadın tipine giydirilir. Bu kadın tipi, idealize edilen, kutsanan ve olağanüstü düzeye ulaşan aşk örgüsü içinde, erdemli ama edilgen ve verili otorite kalıpları dışına çıkmaktansa kendini ölümün kucağına kolayca atabilen özellikler taşır. Kurbandır; toplumun baskıcı yapısının, değerler sisteminin sessiz bir kurbanıdır, sevgilisine sadakatsizlik etmektense ölümü yeğ tutar. Otoriteden intikamı ise ölümüyle tescillenmiş kutsal aşkıdır.

Sözünü ettiğimiz melek kadın tipine karşılık, ilk romanlarımızdaki ikinci kadın tipi ise şeytan kadındır. Aşk için öldüren, İslam toplumundaki değerleri tersyüz edebilen, kendi yazgısını çizmek için kalıpların, otoritenin dışında yer alan, alabildiğine kötü bir kadındır bu. Naçar, babasız, arayış içinde olan genç ve parlak erkekleri ağına düşürür, âşık olur, sever. Ancak şeytan kadın tipinin aşka hakkı yoktur. Cinsellikle lekelenmiş aşk ise asla kutsal olarak kabul edilmediği gibi lanetlenir; aşağılanır.

İlk romanlarımızdaki bu iki uç kadın tipi düşünüldüğünde Aşk-ı Memnu’nun Bihter’i hangisine yakındır? Bu soruya verilecek yanıt, Bihter’in kendi yazgısının kurbanı olmuş bir bireyi temsil etmesi olsa gerek. Tipleştirilen melek ve şeytan kadın imgesinin yanında Bihter, başından sonuna dek hem kurban hem de cellattır. Bu haliyle ne kendi değerlerini tanımlayabilen ne de Batılı değerleri tümden kendine mal edebilen aydın tipinin belki de aşktaki temsilcisidir Bihter. Ancak şüphesiz iki farklı düzlemi birbirine karıştırmamalı. Romanda ne Osmanlı toplumunun eleştirisi vardır, ne de Batılılaşmış bir ailenin çürümesi sonucundadır yaşananlar. Buna karşılık Halit Ziya modern romanın bireyi merkeze alan yapısını ve giderek bireyin iç çatışmalarını işlemeyi, aşkı, dahası yasak aşkı ele alarak başarmıştır. Bihter, Nihal, Behlül roman kişisi olmaktan çıkıp açmazlarıyla yaşayan bireylerdir artık.

Öte yandan, Aşk-ı Memnu’yu bir kadın romanı olarak da okuyabiliriz. Romana iki kadın damgasını vurur; Bihter ve Nihal. Roman süresi boyunca iki kadının öyküsü yer yer iç içe geçse de ayrı kanallardan gelişir ve sonlanır. Ancak romanda gelişen iki farklı öyküden ağır basanı Bihter’in öyküsüdür. Bihter, trajik roman kişisi olarak Halit Ziya’nın hiçbir önyargısına maruz kalmadan roman boyunca gelişir, değişir. Gerçekçi romanda gördüğümüz nedensellik bağını Halit Ziya’nın, roman kişilerinin gelişimi ve olaylar arasında kurduğu etkileşimde ustaca sergilediğini görürüz.

BİHTER’İN SEÇİMİ

Yasak aşkın öznesi Bihter’dir. Şeytan kadın tipinin aksine, yirmi bir yaşındaki Bihter, kendisinin iki katı yaşındaki Adnan Bey’le isteyerek ve yasallık içinde evlenir. Ancak bu isteği ateşleyen nedenlere baktığımızda Bihter’in evliliği zorunlu tercihlerin en iyisi olarak karşımıza çıkacaktır. Genç kadının sırtında öncelikle annesi Firdevs Hanım’dan kalan ‘Melih Bey takımı’ mirası vardır. Kocasını aldatan Firdevs Hanım, onun ölümüne neden olduğu gibi, hafifmeşrepliği ile de ün salmıştır. Bu haliyle Firdevs Hanım, yazar tarafından şeytan kadınlığa uygun görülmüştür de diyebiliriz. Firdevs Hanım, kızlarına karşı acımasız, sevgisiz dahası onların gençliğini kıskanan bir şeytan kadın tipidir. Üstelik orta yaşlarını devirdiği halde buram buram cinsellik kokar, cinsellik arar. Böylesi bir annenin ünü ile zengin koca bulabilmek Bihter için düşünülemez bile. Ablası Peyker’in küçük bir memur olan kocası ile ilişkisine dudak büker, evliliklerini içten içe hakir görür. Adnan Bey’in Firdevs Hanım yerine Bihter’e görücü göndermesi ise, ana-kız arasında ölümle sonlanacak çekişmenin ve nefretin habercisi niteliğindedir. Öte yandan Bihter’in yoksulluğuna duyduğu nefret de hesaba katıldığında Adnan Bey, yaşlı ama bakımlı, üstelik zengin bir koca namzeti olarak, seve seve kabul edilir.

Bihter’in tiksindiği yoksulluktan zengin yaşamın büyülü yalısına yolculuğu ile başlayan yazgısı, zengin ve kapalı yalının boğucu havasında kararmaya başlar. Yalı ve yalının içinde yaşayanlar bir kapalı yaşamı simgelerler. Mutlu, sevgi dolu, steril bir dünyadır bu. Zaman yavaş akar, adeta akmaz. Ancak Bihter’in yalı yaşamına nüfuz etmeye çalışmasıyla zaman az da olsa kıpırdamaya başlamıştır. Bir süre sonra da, Nihal’in genç kızlığa adım attığını simgeleyen çarşafa girme süreciyle Bihter’in zamanı evdekilere de yansır. Dış mekânların birkaç simge dışında neredeyse hiç kullanılmadığına tanık oluruz roman boyunca. Kapalı bir ev ortamının boğuntulu atmosferi adeta kopacak fırtınanın habercisi gibi gerilimi giderek yükseltir.

Saatin tiktaklarının duyulduğu zengin ve büyük yalıda Bihter genç kızlık hayallerinin kendini sürüklediği büyük yanılgıyı fark eder. ‘Küçük, sefil, çıplak bir oda; demir bir karyola, beyaz perdeler, iki hasır iskemle… İşte yalnız bu kadarcıkla yoksul bir sevişme odası; ama sevmek, Yarabbi sevmek istiyordu.’1 Bu uyanış evliliğini yargılamayı da beraberinde getirir; ‘Evet, şu dakikada bu beden, sanki bir kaza anı içinde kendisinden yağmalanan bekaretinin küçük bir avunma lütfu, hafif bir sevinç artığı bırakmaksızın, verilmeyerek alınan öpüşlerin, sinirlerini ayaklandırarak derin bir acılıkla sızlanan kucaklaşmaların; evet, bütün evlilik hayatına ilişkin o çirkin, sefil sevişme anlarının acılıklarını duyuyordu.’2

Yaşamındaki yarılmayı farkettikten sonra Bihter’in sevilecek bir ‘nesne’ arayışı başlar. Kapalı yalı atmosferinde uzağa gitmesinin hem olanağı hem de gereği yoktur, yanı başında ‘aşk ilişkilerini başkasına dinletmek amacıyla kuran’ Behlül’ü buluverir kolayca. Ancak cinsel obje olarak Behlül’ün gölgesini, üzerinde bıraktığı çekimi hisseden Bihter, annesine benzememek için çırpınır, kocasına ‘hayınlık’ etmeyi tüm sıkışmışlığına ve tutkusuna rağmen başlangıçta reddeder. Ancak beklenen son kaçınılmazdır; ‘O, Firdevs Hanım’ın kızıdır.’ Doğalcılık akımının izleri, Bihter’in annesine benzeme kâbusuyla roman boyunca sürekli hatırlatılır yazar tarafından.

AŞK SUSUZLUĞU…

Behlül’e gelince, Behlül’ü, Bihter’in aşk susuzluğunun bir kurbanı olarak nitelemek sanırım yanlış olmaz. Behlül-Bihter ilişkisinde iradi müdahalelerle ilişkiyi başlatan, sürdüren ve şekil veren hep Bihter’dir. Aralarındaki ilk etkileşimden sonra, Bihter korkunç bir pişmanlığın pençesindeyken ne önceki hayatına, evliliğine, dönmeyi göze alabilir ne de başladığı biçimde Behlül’le ilişkisini sürdürmeye. Ancak Behlül’ü sevmeye, Behlül’ün hayatına sahip olmaya karar verir; ‘Behlül’ün anısında rasgele kendine sahip olunmuş bir düşkün kadın değerinde kalamazdı; artık onun hayatına sahip olmalıydı, onun olmalıydı, onu sevmeliydi, sevmeye çalışmalıydı. Bu aşk günahına öyle bir akış yatağı belirlemeliydi ki onu düşmüş değil yüceltsin. Evet, bunu yalnız aşk temizleyebilirdi.’3 Burada ‘Âşık Hikâyeleri’ne yapılan bir gönderme var;

Bihter’de, günahından arınmak için toplumsal bilinçte yer etmiş ve kutsanmış ‘hak âşığı’ mertebesine erişme isteğini görürüz.

Behlül açısından bakıldığında ise, Bihter Behlül’ün ‘ilk ve son aşkı’ dır. Ancak, ‘odasına gelip aranılan, her canı istedikçe sahip olunan kendisiydi’ Behlül giderek aşktaki egemen ‘erkek’ rolünün esiri olarak, Bihter’in aşkından rahatsız olmaya ve bu aşkı erkek klişelerinin merceğinden tanımlamaya başlar. Bir yandan bu ‘büyük aşkın’ da, sevişmelerin de giderek sıradanlaştığını ve Behlül’e dingin bir evliliği hatırlattığını görürüz. Böylelikle ilişkiye dışarıdan ilk bakan taraf Behlül’dür. Dışarıdan bakış, yabancılaşmayı beraberinde getirir ve bu kırılma Bihter’in sonunu hazırlar; küllerinden yarattığı aşkının elinden kayması, Bihter’in arınmasını sonlandırır, bu sonla birlikte Bihter hızla kirlendiğini, düşkünleştiğini hisseder. Öfkesini önce çevresindekilere, ama nihai olarak da kendisine yönelterek trajedisine elleriyle son noktayı koyar.

* * *

Romanımızın gelişim sürecinde, Tanzimat romanının aksine Servet-i Fünuncular, karanlık İstibdat döneminde karamsarlıkla yazdılar romanlarını… Romanların satır aralarına yedirilen eleştirellik yer yer giderek belirsizleşirken, yer yer de kaygıları ve söylemek istedikleri ince ince de olsa okuyuculara sızabildi. Aşk-ı Memnu’da da Adnan Bey Yalısı ve içindeki kimseler, dışarının tüm seslerine kulaklarını tıkamış; kendilerine ‘dışarısı’ ile alışveriş ve eğlence dışında hiçbir kapı açmamış olsalar da, Osmanlı’nın sarsıntıları, adeta Adnan Bey Yalısı’ndaki çöküşe yansımaktadır. Yalı, Dickens romanlarındaki ‘mutlu aile’ tablosunu sergilemeye çalışırken, içten içe sevgilerdeki kıyıcılık, acımasızlık, vurdumduymazlık ve kıskançlık, mutluluk tablosunun pamuk ipliğine bağlı olduğunun da habercisi gibidir.

Aşk-ı Memnu ile Halit Ziya, tüm bunları; bireyin olaylar karşısında geliştirdiği kişiliğini, reflekslerini, içine bakışını, dahası kendiyle hesaplaşmasını ilkler kervanına katılarak yetkin bir şekilde yazdı. Diğer yandan roman, Bihter’in trajedisini Osmanlı toplumunun kapalılığına karşın işler; öyle ya evli bir kadının yasak aşkıdır söz konusu olan. Tensel aşkın, yazarın bizi Bihter’in dünyasına sokmasıyla, ‘şeytanın karılığı’vurgusu olmaksızın da anlatılabileceğini göstermiştir Halit Ziya yüzyıl önce.

Dönemin koşullarından farklı olarak Aşk-ı Memnu’da kadının giderek bir birey olarak ele alındığına tanık oluruz. Kendi yazgısıyla savaşan ama ona sonunda boyun eğen bir Bihter vardır karşımızda. Ancak bu bir yolu açmıştır. Sonrasında Bihter’in açtığı yoldan Zeyno gelecektir, Feride gelecektir. Romanlara da adlarını vererek kendilerini okumaya çağırırlar bizleri. Öyle ya, ‘O kadınlar’ edebiyatımızda da yaşamın ayrılmaz bir parçası. Tutkuları, aşkları, mücadeleleri ve yenilgileri ile yaşamlarımıza sızmaya devam ediyorlar.

 A. Şule SÜZÜK
_________________________
1.Halit Ziya Uşaklıgil, Aşk-ı Memnu, İnkılap Yayınları, s.159
2. a. g. e., s. 162
3. a.g. e., s.195
Aşk-ı Memnu/Halit Ziya Uşaklıgil/ Özgür Yayınları/ 520 s.

“‘Aşk-ı Memnu’nun ‘O Kadın’ı: Bihter – A. Şule SÜZÜK” üzerine bir yorum

  1. Bu güzel yazıyı bizimle paylaştığın için sağol. Lise yıllarımda aklımda en derin izi bırakmış kitaptır: Mai ve Siyah. Halit Ziya’yı keşfetmemin nedeni bu kitaba duyduğum hayranlık olmuştur. Onun derinliğinin ve çelişkilerinin anlaşılamamasını ve yansıtılamamasını da hep garipsemişimdir.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Karşıtların Birliği ve Karşılıklı İç İçe Geçişi

Soru şudur: nasıl oluyor da, artı ve eksi “düzgün biçimde dengeleniyor?” Bu çelişkili bir düşüncedir! Elementer matematikte artı ve eksi...

Kapat