“Anladığıma göre ben yalnız kalmayı öğrendiğim zaman olgunlaştım” Yaşama Uğraşı – Cesare Pavese

Pavese Cesare“Acı çekmek hiçbir anlamda bir ayrıcalık, bir soyluluk belirtisi, Tanrı’yı hatırlatan bir özellik değildir. Acı çekmek hayvanca, insanı hırpalayan, sıradan, gereksiz ve hava gibi doğal bir şeydir. Elle tutulamayacak bir şeydir acı; insan ne kavrayabilir, ne de karşı çıkılabilir; zaman içinde vardır- zamanla aynı şeydir; olmadık zamanlarda insanın karşısına çıkması sadece kendisini izleyen anlarda, insanın son işkence anını yeniden yaşadığı ve bir sonraki nöbeti beklediği sürede acı çeken kimseyi savunmasız bırakmak içindir. Bu nöbetler gerçek anlamda acı değil, bize gerçek acının süresini, sıkıcı ve bıktırıcı sonsuzluğunu duyuran sinirsel canlılık anlarıdır.

Acı çeken kimse her zaman daha sonraki ve ondan sonraki nöbetin bekleyişi içindedir. O an, acının onu beklemekten yeğ tutabileceği sırada gelir. O an, insanın boş yere zamanın akışı kesmek için, bir şey olduğunu hissetmek için, bu hayvanca acının sonsuz etkisini bir an için bozma amacıyla haykırması gelir – bu haykırış acıyı daha da korkunçlaştırsa bile.

Ara sıra, ölümün ve cehennemin de böyle zaman ve sonsuzluk içinde değişmeden, anlara bölünmeden, bir daha hiç ölmeyecek bir gövdede akan kan gibi durmadan akan bir acı olduğu kuşkusuna kapılır insan.”

Aslında nereden bakılırsa bakılsın, Pavese’nin kısa süren ilginç yaşamı, yeryüzünde henüz pek fazla değişmemiş bulunan kadın kültürüne verilmiş keskin bir cevaptır. Hayır, keskinliği, Pavese’nin “herşeyden tiksindiğini” belirterek Torino’da bir otel odasında intihar etmesiyle ilgili bir husus değil. Keskinlik, Pavese’nin ömür boyu sürdürdüğü çabadan kaynaklanıyor. “Günlükler” titiz bir gözle okunduğunda, öfkelerinde, kırgınlıklarında, kızgınlıklarında bile, Pavese’nin yüzünü kadınlara dönme çabasından vazgeçmediği görülebilir rahatlıkla. Çünkü sevgi ihtiyacı içindedir ve sevilmeyen ya da yeterince  sevilmeyen her insan gibi yalnızdır. Muayenehanelerinde, modern insanın sıkıntılarına çare aradıklarını savunan psikiyatr ve psikologlar, sanatçının evrendeki yalnızlığının yansıma biçimlerine dair dişe dokunur ve adam içinde okunur bir araştırma yapmadıkları için, yalnızlığın bu boyutu üzerinde pek fazla durulmaz genellikle. Durulmazsa ne olur? Ne olacak, birkaç Pavese daha çekilir aramızdan, kendilerine yaşatılan laneti kusarak üzerimize…*

“Bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda bir insan yıkıntısı ile karşılaşır ve onu kurtarmaya çalışır. Kimi zaman da başarır bu işi. Ama bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda akıllı, sağlıklı bir adam bulup onu bir yıkıntıya çevirir. Her zaman başarır bu işi.”

“Gençliğimin sona erdiğini haber veren belirtiler arasında en önemlisi artık edebiyata karşı büyük bir ilgi duymayışım. Bir zamanlar her şeye rağmen duyduğum, manevi doğrular bulma umuduyla açmıyorum kitapları artık. Okuyorum, daha da çok okuyabilmek istiyorum, ama bir zamanlar yaptığım gibi, kitaplarda bulduğum çeşitli yaşantıları ne heyecanla karşılıyorum, ne de bunları parlak, şiir öncesi ussal bir gürültüye dönüştürüyorum. Torino sokaklarında dolaşırken de aynı şey oluyor. Bu yerleri artık yaratma çabasını hızlandıran romantik, simgesel bir güç kaynağı olarak görmüyorum. Her keresinde, ‘önceden yapılmış bu’ demek geliyor içimden. Ezilmelerimi, saplantılarımı, yorgunluklarımı ve dinlenmelerimi iyice gözden geçirince, açıkçası hayata yeni buluşlar getirecek bir alan olarak bakmıyorum artık, şiir daha az ilgilendiriyor beni bu açıdan; sadece düşünülecek ve çözümlenecek olan sıkıcı bir malzeme gözüyle bakıyorum her ikisine de.”

“Hayatın alaycı yasalarından biri de şudur: Sevilen kimse, veren değil, alan insandır. Sevilen kimse vermez, çünkü seven verir. Bu da anlaşılmayacak bir şey değildir; çünkü vermek almak kadar kolay unutulmayan bir zevktir; kendisine bir şey verdiğimiz insan bizim için gerekli, yani sevdiğimiz bir insan olur. Vermek bir tutku, neredeyse bir kusurdur. Kendisine bir şeyler verebileceğimiz bir insan olması gerekli.”

“Bir erkekle bir kadın arasında aşktan daha önemli ne olabilir? Bu, insanın bir başkasını kendisiyle bir tutabileceği anlamına gelir: onun her davranışını ve hareketini kendi davranışı ve hareketi gibi görmek, hayatın tadını çıkarmasından hayatın tadını kendimiz çıkarıyormuşuz gibi sevinmek, bizim başkalarıyla yaptığımız şeyleri o başkalarıyla yapıyor diye kendimizi bir şeyden yoksun kalmış hissetmemek, başka bir deyişle, öbür insanları da kendimizi sevdiğimiz kadar sevmek. Bu sevgiye iyilik deniyor. Ama ya o insan kaybolursa? Kendimizin kaybolan bir parçasını sevebilir miyiz? Bunun için kimsenin hiçbir zaman kaybolmadığına, ölüm diye bir şey olmadığına inanmamız gerekir (…) Peki. ama sen ölümü kendin için kabul ediyorsan, bir başkasının da kendisi için kabul etmesine nasıl karşı çıkabilirsin? Bu da iyiliktir. Hiçliğe varabilirsin, ama pişmanlığa ve nefrete değil. Şunu her zaman hatırla: Sana hiç kimse bir şey borçlu değil. Kendinde neye hak görüyorsun? Doğduğunda hayat üzerinde herhangi bir iddian var mıydı?”

“Başka bir insan olmaya çalışmak boş bir çaba. İnsan için ilginç olan, o eski kişiliğin yeni yaşantılara nasıl bir tepki göstereceğidir.” (s.27)

“Bu fırtınalı denizin ötesinde nasıl bir dünya var bilmiyorum, ama her okyanusun, uzak da olsa, bir başka kıyısı vardır. Ben de o kıyıya ulaşacağıma inanıyorum.” (s.36)

“Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bıramaktır.” (s.46)

“Açık şeyler hemen hazmedilir ve iştah geri döner. Zor olanın üzerine atılmak, küçük lokmayı bulmaya çabalamak, kısacası umudu daha uzun sürdürmek daha iyi olur.” (s.49)

“Yaşamak uzun bir toplama işlemi gibidir, arada bir toplama yanlışı yaparsan, doğru sonucu hiçbir zaman bulamazsın.” (s.51)

“Düşünmekten başka yapacak hiçbir şeyi olmadığı bir hapishane hücresinden bile gerçeği görebilir insan.” (s.57)

“Gerçeklik, insanın şu ya da bu şekilde içinde bir bitki gibi yaşadığı ve yaşayacağı bir zindandır.” (s.57)

“Herkesten kopup ayrılmak her insanın elinden gelen bir şeydir.” (s.57)

“Yanlışlar hep başlangıçla ilgilidir.” (s.59)

“Yalnızlığın biçimi yok, daha doğrusu her kişi için ayrı bir yalnızlık biçimi var; yalnızlar dünyasının destanı yok.” (s.59)

“Her tutku ileride bir hesaplaşma günü olacağı gibi boş bir inancı da birlikte getirir gibidir.” (s.60)

“Bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda bir insan yıkıntısı ile karşılaşır ve onu kurtarmaya çalışır. Kimi zaman da başarır bu işi. ama bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda akıllı, sağlıklı bir adam bulup onu bir yıkıntıya çevirir. Her zaman başarır bu işi.” (s.61)

“Evlenmeye değer kadınlar, bir erkeğin evlenecek kadar güvenemediği kadınlardır.” (s.62)

“Bir şeye ya da kimseye sahip olabilmek için, ona bütün bütüne boyun eğmemeli ya da kendimizden geçmemeliyiz; kısacası ona olan üstünlüğümüzü korumalıyız. Ama ancak kendimizi bütün benliğimizle verdiğimiz şeylerin tadına varabileceğimiz de hayatın bir yasası.” (s.64)

“Her şeyden önce unutma ki sevişmek gibi bir şeydir şiir yazmak: duyduğu tadın paylaşılıp paylaşılmadığını hiç bilemez insan.” (s.64)

“Büyük şairlerin büyük aşıklar olduğu görülmez pek. Arzular, öfkeler ve düşler yeterli değildir; daha fazlası gerekir. Bunun bir adı da Tanrılara özgü bakıştır.” (s.65)

“İnsanın acı çekmeye alıştığı doğruysa, nasıl oluyor da insan yıllar geçtikçe daha çok acı çekiyor?” (s.67)

“Bir daha yalnız sana bağlı olmayan şeyleri ciddiye alma. Aşk, dostluk, ün gibi.” (s.69)

“Bir şeye sahip olmak varken, ondan vazgeçen biri olabilir mi? Böyle bir eliaçıklık sadece güçsüzlüğün ülküleştirilmesidir.” (s.70)

“Bütün insanlarda içlerini kemiren bir hastalık, omuzlarında gündelik bir yük, süresi belli bir rahatsızlık vardır: tatminsizlikleri.” (s.70)

“Aşkın en beyliği insanın sevdiği konusunda bilmediği şeylerle beslenir. Ama insanın bildiği şeylere dayanan bir aşkın üstünde ne olabilir?” (s.71)

“Kadın güçlünün ödülü müdür, yoksa zayıfa destek mi? Yaşamın ironisi: Kadın zayıfa ödül olarak verir kendini, güçlüye de destek olarak. Ve kimse kendi seçimini gerçekleştirememiştir.” (s.72)

“Bir tutku cinayetiyse bu, hayatımız bir zamanlar kurbanımızın hayatıyla özdeşleşmiştir.” (s.73)

“Hayatını bir saç teline bağlamışsın, çabalamaya kalkma, yoksa onu da koparacaksın.” (s.74)

“Ancak sert ve kararlı kimseler kendilerini sevecen duygularla kuşatma bilgi ve yeteneğine sahiptirler; ama işin acısı, bu duyguların tadını da en az onlar çıkarabilir.” (s.75)

“Birini sevmek, bunun karşılığında sevilsen bile, sevilen kimseyi ilgilendirmeyen kişisel bir sorundur.” (s.75)

“Kendini çocukça teslim edişinle kimsenin ilgilenmediğini anladığın zaman sona erer gençlik.” (s.77)

“Hiç kimse, hatta erkekler bile belli bir güçlülük yaymıyorsan çevrene yüzüne bakmaz. Kadınlarda éAldırmaé falan derler ama bir başkasıyla evlenirler. Evlenmekse yeni bir hayat kurmaktır. bu da senin hiçbir zaman yapamayacağın bir şey. Demek ki gereğinden fazla sürmüş çocukluğun.” (s.80)

“Onunla, düşlerinin insanıyla arandaki her şey bu kadar kötü gittiyse, kiminle olumlu ilişkiler kurabileceksin?” (s.81)

“Sen düşüncelere dayanarak yaşıyorsun, o ise gerçeklere; gerçekler ise hiçbir zaman dengesiz, hiçbir zaman yanlış değildir.” (s.87)

“Yaşama sanatı, yalanlara inanmayı bilme sanatıdır. Bunun korkunç yanı, doğrunun ne olduğunu bilmememize karşın, bir yalanın yalan olduğunu hala anlayabilmemizdir.” (s.88)

“Hiçbir sakınma duymadan sevmek, karşılığı durmadan ödenen bir lükstür.” (s.92)

“Bir başkasını gerçekten seven insan bu ilişkinin neden yaşam boyu sürmesini istemekte direnir? Çünkü yaşamak acı çekmek, aşkın tadını tatmak ise duygusuzlaşmak demektir; bir ameliyatın ortasında kim ayılmak ister?” (s.93)

“Aşık olmadığı zaman kolaydır insanın iyi olması” (s.98)

“Aşk, ancak hayranlıktan doğabilirken, birinin seni acıdığı için sevmesini sağlamak, gerçekten acıklı bir düşünce.” (s.104)

“Yalnız kalabilecek fizik güç yok artık bende. Bir zamanlar dayanabiliyordum, ama sonra yara yeniden açılıyordu ve yeniden açılan bütün yaralar gibi öldürücü oluyordu bu.” (s.106)

“Başkasından nefret eden bir insan hiçbir zaman yalnız değildir. Nefret ettiği insan her zaman onun yanındadır.” (s.111)

“Ancak bir özveriyi gerektiren sevgiye inan; bunun dışında her şey, çoğu zaman, boş sözlerden başka bir şey değildir.” (s.114)

“En kutsal sevgilerimizin hepsi, tembel bir alışkanlıktan başka bir şey değildir.” (s.115)

“Zayıflıktan ileri gelir bu: İnsan, içinden verdiği karara güven duymadığı için, kaba sözler, küfürler, rezalet çıkarma gibi ayrılmanın dış görünüşüne önme verir. Köütülük duygusundan ileri gelmez bu davranış, ama her türlü kötülüğün kaynağı gerçekleşmemiş ihtirassa , o zaman kesinlikle kötülüğe de yol açabilir.” (s.115)

“Başkalarını o kadar az umursuyoruz ki, Hristiyanlık bile Tanrı aşkı için iyilik etmemizi istiyor bizden.” (s.119)

“Otuzunu aşmış herkes, gençliği ile yapabileceği en korkunç yanlışı özdeşleştirir.” (s.127)

“Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum.” (s.142)

“Yazarken bir kör gibiyizdir yazdığımız şeye karşı. O an da yazdığımızın iyi bir gelişme gösterip göstermediğini, yani üzerinden geçtiğimiz zaman sonucu başarılı bulup bulmayacağımızı bilemeyiz. Onu yaşarız sadece.” (s.143)

“Ayık yaşamak için gerekli olan bir bencilliğin, özrü sorumluluk yaratmak olan bir bencilliğin üzerine vurulan mühürdür evlilik.” (s.148)

“Kendine yeterli bir yalnızktır olgunluk. Gençlik ise ne kendi bedenine sahiptir ne de dış dünyaya.” (s.151)

“Yıllar bir anı birimidir, saatler ve günlerse yaşantı birimi.” (s.153)

“Politika olabilecek şeylerin sanatıdır. Hayat, her yanıyla politikadır.” (s.162)

“Bekarlar evlilerden daha çok ciddiye alırlar evliliği.” (s.163)

“Geçmiş bizim için, hem düşünmeden yeniden yaşayabileceğimiz kadar alışık olduğumuz, hem de ona her döndüğümüzde bizi şaşırtacak kadar bize yabancı bir şey olmalı.” (s.165)

“Dinlerin en ucuzudur aşk.” (s.175)

“Hiç öfkelenmeyen insandan sakın, çünkü insan ancak kendini denetlemediği zaman içtendir.” (s.181)

“Anladığıma göre ben yalnız kalmayı öğrendiğim zaman olgunlaştım, başkaları ise insanlarla birlikte olma gereğini duydukları zaman” (s.184)

“Bir kere aşık olduk mu, kendimizin de işlemeye hazır olduğu günahlar yüzünden suçlarız düşmanımızı.” (s.195)

“Aşk söz konusu olduğunda, insan yalnız kendi aşklarına katlanabiliyor.” (s.209)

“Aşk iki sevgiliyi birbirlerine değil, kendi kendilerine çırılçıplak gösterme gücüne sahiptir.” (s.212)

“Bütün tutkulara kapım açık. Ama unutmamalı: İnsan ne yaptığıyla değil, ne olduğuyla ölçülür.” (s.216)

“İnsan hiç bir zaman büsbütün yalnız değildir dünyada. En kötü durumda, bir çocuğu, bir delikanlıyı ve zamanla olgun bir adamı, yani kendisinin eski halini bulur yanında.” (s.239)

“Tanımak, bilmek isteğidir aşk.” (s.252)

“Yepyeni bir yere, kendine özgü görünümü, kendine özgü töreleri, evleri, yüzleri olan bir yere gittiğim zaman, orada yaşamış olsaydım, şimdi çocukluk anılarım olacak bir çok şey dikkatimi çekiyor. dolaşırken başka insanların düşlerini bozuyormuşum duygusunu bana veren de budur.” (s.262)

“Her şey yineleme, yeniden yol alma, geri dönüş. Aslına bakılırsa, ilk kez bile ikinci kez’dir.” (s.279)

“Aslında, aşık olan ya da nefrete kapılan bir insan, boş inançları olan bir insan gibi, kendisi için simgeler yaratır. Nesnelere ve insanlara eşsizlik niteliği verme tutkusundan doğar bu. Simgenin ne olduğunu bilmeyen bir insan Dante’nin miskinlerinden biridir.” (s.295)

“Bir dönem gelir, yaptığımız her şeyin sonunda bir anı olacağı gerçeğini düşünmek zorunda kalırız. Bu, olgunluktur. Olgunluğa erişmek için, insanın bir takım anıları olmuş olması gerekir.” (s.304)

“Bir şeyden, onu görmezlikten gelerek değil, ancak onu yaşayarak kurtulabiliriz.” (s.313)

“Birinden öç mü alacaksın? Onu bağışlamış gibi davran; bırak, hayat öç alsın ondan.” (s.322)

“Her sabah, kendimizin nemli, sıcak bir kalıbı gibi, bir gök cismi gibi, yorgunluğumuzu bırakırız yatağımızda…” (s324)

“Yazmak güzel bir şey; çünkü kendi kendine konuşmak ve bir kalabalığa konuşmak gibi iki zevki birleştiriyor.” (s.326)

“Bir insan ne kadar zincirlere katlanamıyor ve özgürlük gereksinmesi duyuyorsa, o kadar alışkanlıktan kaynaklanır bu. Ele geçirilememezlik dargörüşlülüktür.” (s.365)

“Birtakım şeylerden düzenli ve inançlı olarak vazgeçen insan, hayatını işte bu vazgeçtiği şeyler üstüne kurmuştur. Gözü yalnız bunları görür.” (s.373)

Yaşama Uğraşı
Yazar: Cesare Pavese
Çevirmen: Cevat Çapan
Yayınevi Can Yayınları

*M. Salih Polat

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Ekonomi politiğin bir eleştiri denemesi | Engels: “Ticaret yasallaştırılmış dolandırıcılıktır”

"Tekellerin barbarlığını yıkmadık mı?" diye haykırıyor ikiyüzlüler. "Dünyanın uzak bölgelerine uygarlık taşımadık mı? Halklar arasına kardeşlik getirip savaşların sayısısnı azaltmadık...

Kapat