Alçaklığın Evrensel Tarihi: Zenci Adamlar – Jorge Luis Borges

19. yüzyılın başında (ki bizi ilgilendiren tarih budur), nehir boyunca uzanan geniş pamuk tarlaları gündoğumundan günbatımına dek zenciler tarafından işlenirdi. Bu zenciler tahta barakalarda toprak üstünde yatarlardı.

Ana-çocuk ilişkisi dışında birbirleriyle olan akrabalıkları rastgele ve belirsizdi. Adları vardı, ama soyadları yoktu. Okuma yazma da bilmezlerdi. Yumuşak, tiz sesleriyle, ünlüleri uzatıp yayarak konuşurlardı İngilizceyi. Gözetimcinin kamçısı altında iki büklüm, sıra sıra dizilip çalışırlardı. Kaçmaya kalkıştıklarında, sakallı adamlar, güzel atlarına atlayıp bir sürü azgın köpekle zencilerin izini sürer, bulurdu onları.

Hayvanca ümit ve Afrikalılar’a özgü korku katmanlarına İncil’in sözleri de eklenmişti. İsa’ya inanıyorlardı. Bütün içtenlikleriyle hep bir ağızdan ilahiler söylerlerdi: “Aşağı gel, Musa.” Onlar için Mississippi, zavallı Şeria Irmağı’nın muhteşem hayali yerine geçiyordu.

Bu iyi işlenmiş toprağın ve siyahlardan oluşan bu sürülerin sahipleri tembel, açgözlü, saçları bukleli beylerdi. Oturdukları nehir manzaralı büyük konaklara, beyaz çamdan Yunan taklidi kapılardan girilirdi, iyi bir köle bin dolar değerindeydi ve fazla dayanmazdı. Kimileri hastalıktan yatağa düşüp ölecek kadar nankördü. Bunca belirsizlik arasında, toprak sahipleri en çok kazancı sağlamanın yollarını bulmalıydı. Kölelerin, günün ilk ışığından akşama dek tarlalarda çalıştırılmalarının nedeni buydu işte. Gene bu nedenle, her yıl ürün veren pamuk, tütün ya da şekerkamışı ekilirdi toprağa. Açgözlülükle ekilip, haddinden fazla işlenen toprak, kısa zamanda ürün vermez hale gelir; yerini yosunların bürüdüğü bataklıklara bırakırdı. Terk edilmiş çiftliklerde, kasabaların kenar mahallelerinde, kamışlıklarda ve sefil bataklık kıyılarında yoksul beyazlar yaşardı. Balıkçılık, kimi zaman da avcılık ve at hırsızlığı yaparlardı. Sık sık çalıntı yiyecek dilenirlerdi zencilerden. Bu aşağılık durumlarına rağmen, yoksul beyazlar lekelenmemiş, katışıksız kanlarının verdiği onuru taşıyorlardı içlerinde.

Jorge Luis Borges
Alçaklığın Evrensel Tarihi

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Kendileriyle Savaşanlar: Duygunun Patolojisi – Stefan Zweig

Gerçek varlıkla olmak istediği varlık arasındaki bu anlaşmazlık, dürtü ile karşı dürtü arasındaki bu daimi gerilim onun acısını kadere dönüştürdü....

Kapat