Ahmet Nesin: Öncü Aydının Ne Olduğunu Aziz Nesin Öğretti Bize

Ne garip bir duygu insanın babasının ölüm yıldönümlerini yaşaması, çok değişik bir an. Şu an yaşıyormuş gibi bir hisse kapılıyorsun, ama aynı anda beynin sana hükmediyor ve zaten öldüğünü söylüyor… Gerçeği bilmene karşın “Babam birazdan ölecek…” gibi saçma bir düşünce yerleşiyor beynine… O yüzden 14 yıldır 1-2 tanesi hariç bütün ölüm yıldönümlerini hemen hemen hep yalnız geçiririm… Birilerinin yanında olursam ona verdiğim AĞLAMAMA sözünü tutamam gibi geliyor… Oysa 14 yıldır tutuyorum bu sözümü, ne kadar zor bir bilseniz.

Sanırım Aziz Nesin’in öyküleri, romanları, oyunları, şiirleri ve gezi kitaplarından öğrendiklerimiz dışında öğrendiğimiz ve şu anda eksikliğini hissettiğimiz bişey var, “Öncü aydın…” kimliği yada kişiliği… Türkiye’de olanlara, ülkenin gündemine hakim olabilmek ve diğer aydınlarla birlikte tavır almak için öncülük yapmak. Hatta kimileyin gündemi de belirleyebilmek…
En önemli kurum sanırım Türkiye Yazarlar Sendikasıydı. “Üye sayısı en az, ama kitle olarak en kalabalık sendikayız.” demişti. Bunu dediğinde sanırım sendikanın 200 üyesi ya vardı yada yoktu. Ama bu kadar yazarın okur kitlesini hesapladığımızda çok ciddi bir iletişim ve etkileşim ağı çıkıyor ortaya… TYS önemli bir sivil toplum örgütüydü, bugünkü toplumsal olaylarda sesini duymamak ne acı…

12 Eylül günleri geldi aklıma, yurtdışındaydın. Kalp krizi geçirmiş ve yoğun bakıma alınmıştın, biran önce buraya gelmek istiyordun da oradaki doktorlar izin vermemişlerdi. Hemen ertesinde İstanbul Baro Başkanı ve Barış Derneği yönetim kurulu üyesi Orhan Apaydın ve ailesi evde gözaltına alınmışlardı… Nedenini hâlâ çözemedim, ama Ataol Behramoğlu’nu benim evden soruşturmuştu polis. Kapıyı açtığımda ya beni yada seni almaya geldiler sanmıştım. Ataol sanırım karşıya taşınmıştı o günlerde, ben de ters istikamete taşındığını söyledim. Sonra onu da aldılar içeri. Ondan sonra da Türkiye Yazarlar Sendikası İkinci Başkanı yada Genel Sekreteri Demirtaş Ceyhun’u… Bir de İtalya’dan tatile gelen ve arama sırasında Nesin Vakf’ında olan büyük ağabeyim Ateş’i… Yıllarca pasaport vermediler Ateş’e ve yaşamıyla oynadılar bir anlamda…

Hergün ikişer kere Apaydınları, Demirtaş Ağabeyin eşi Günöz Ablayı ve Ataol’un o zamanki eşi Ludmila’yı arıyordum. Bişeylere gereksinimleri olup olmadığını soruyordum. Ne yapabileceksem tek başıma onlar için. Sanırım iki nedeni vardı aramamım, hem onlara moral vermeye çalışıyordum, hem de kendime moral veriyordum. Çünkü onlardan daha önemli –tabii o dönemde benim için- örgüt arkadaşlarım vardı devamlı alınan, onların ailelerini aramam olanaksızdı. Bir de üstüne üstlük sıkıyönetim muhabiri olduğumdan davalarında onları izliyor, ama selam veremiyordum.

İşte bu telefonlar sırasında Demirtaş Ceyhun benim birdenbire ikinci babam oldu. Yada 12 Eylül babam. Ozan Ceyhun yurt dışına çıkmış, Demirtaş Ceyhun da gözaltında. En büyük çabam babama haber ulaştırmak ve Demirtaş Ağabey çıkmadan Türkiye’ye dönmesini geciktirmek. Beni ne kadar dinlerdi ya, ama ben yapmaya çalıştım… Zaten havaalanına da Demirtaş Ceyhun’la beraber gittim.

Günöz Ablayı hemen aramıştım Demirtaş Ağabey içeri alınınca. Tanışıyoruz, ama hiç telefonda konuşmamışız. Ahmet olduğumu söyledim, benimle öyle ilginç konuştu ki, sanki ben yurt dışındaydım. Sevecen, ama hep bişeyleri gizleyen bir konuşma. Gerçi 2-3 dakika sonra konuşmamız normale dönüştü, ama bu benim kafamda soru olarak kaldı.

Aradan bikaç ay geçti, üçümüz biyerde içiyoruz, sanırım onların evinde, o zaman anlattı bana Günöz Abla neden öyle konuştuğunu. Ozan Almanya’ya giderken aralarında bir anlaşma yapmışlar, Ozan onları Almanya’dan Ahmet diye arayacak. Demirtaş Ağabey alınır alınmaz ben Ahmet diye arayınca oğlu Ozan sanmış Günöz Abla, tam açık konuşmamasının nedeni ondan… Ozan’ın Almanya’daki durumu normalleşene kadar devamlı aradım yıllarca Günöz Abla’yı, sesimiz de benziyormuş telefonda… Onlar da beni hep 12 Eylül sonrası manevi çocukları gibi sevdi. 2 gün önce yoğun bakıma almışlar Demirtaş Ağabeyi, umarım çabuk toparlar…

İşte bu insanlar 12 Eylül faşizmi sonrası çok önemli, şeyler yaptılar. Yazdıkları bildirilerde bugünlerin geleceği yazılıydı. Aydınlar Dilekçesi’ni aynen kopyalasanız ve bugün imzaya açsanız bişey değişmediğini, hatta daha da beter olduğunu görürsünüz. O yüzden “Aydınlanma Konferansı”nın yapılmasını istedi Aziz Nesin. Dincilerin nasıl geldiklerini çok açık görüyordu. Ömrü yetmedi, ama daha sonra Ankara’da yapıldı bu konferans…

İşte öncü aydın kimliği sanırım burada ortaya çıkıyor. Bugün oturup düşünüyorum, Aydınlar Dilekçesi’ni imzalayanlar, Kürt Konferansı’na destek verenler, Emek dilekçesi, YÖK’e karşı BİLAR AŞ’yi destekleyenler neredeler… Ne yazık ki Aydınlar Dilekçesi’ni bırakın imzalayanları, yazanlardan bir kısmı AKP’yi destekliyor, türban dilekçesine imza veriyor. Aziz Nesin öldüğünden beri ne değişti peki… Çok şey değişti, dini açıdan Türkiye daha tehlikeli bir noktaya geldi.

İşte burada Aziz Nesin’in öncü aydın kimliği ve kişiliğinin önemi çıkıyor ortaya… Ne yazık ki o dönemde Aziz Nesin ve bikaç arkadaşının yanında birleşen aydınlar, şimdi Gülen ve Soros etrafında birleşmiş durumdalar. Ordunun darbe yapma olasılığının önünü kesmenin en kolay yolu aydınların alacağı tavırdır, dincilere karşı da tavır alarak, aydın dincilerle beraber orduya tavır almaz. Darbe intikamı “Kana kan intikam” mantığıyla değil demokrat aydın tavrıyla, hem dincilerden, hem de askerlerden uzak durarak alınır. Anti militarist tavır asker düşmanlığıyla eşanlamlı hale geldi şimdi…

Bugünün öncü aydın kimliğini ABD’li bir zengin belirliyor, demokrasiyi kendi kurduğu sivil toplum örgütüyle belirlemek istiyor. Bastırıyor parayı, radyosunu da kuruyor, panel paralarını da yağmalıyor, solumsularla dinci sendika başkanını da aynı Sivil Toplum Örgütüne sokuyor, gazeteleri de var, işin içinde TÜSİAD da var, üniversiteler de var. Kürt konferansı, Kadın Hakları, Çocuk Hakları, Ermeni Sorunu bu Soros denilen herifin parasıyla beslediği yönetim kurullarının elinde. Aziz Nesin öldükten sonra öncü Türk aydınını da Soros-Gülen ikilisi belirliyor… Sonrada Türkiye’de şeriat yasaları yok, biz aramıza bir de AB’yi katıp demokrasiyi getireceğiz diyorlar. Sizin başka işiniz neyim yok mu len…

Aziz Nesin’le beraber sanırım öncü Türk aydını da öldü, babamın ölümüne gayet doğal olarak çok üzülüyorum, ama diğeri daha çok yakıyor beni…

Ahmet Nesin
Temmuz 2009

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Mevlana Celaleddin Rumi, Yaşamı, Yapıtları Düşüncesi, Tasavvuf Anlayışı ve Mevlevilik

Tatlı bir ömür gibi gitmeye niyetlendin ayrılık atını eğerledin inadına. Git yeni ülkeler gör büyülü diyarlarda gez. Ama benimle eğleştiğin...

Kapat