Ahmet Kaya’nın Abisi Mustafa Kaya, Ahmet Kaya’yı Anlatıyor: “Ahmet bu halk için öldü”

Mustafa Kaya
Daha önce hiçbir gazeteye Ahmet Kaya ile ilgili demeç vermediğini ancak Van, Hakkari ve Yüksekova’da gördüğü binlerce Ahmet Kaya’nın bu fikrini değiştirmesine neden olduğunu belirten Kaya kendi hikayesini ve Ahmet Kaya’nın hikayesinden kesitler anlattı:

Bir dönem bütün romantik aşıkların hit parçasıydı Fikrimin İnce Gülü. sevgililerin rumuzu olmuştu şarkının adı. Birçok kişi radyolardan ‘Ahmet Kaya’nın Fikrimin İnce Gülü şarkısı’nı sevgilileri için istiyordu. Ama yanlış bildikleri bir şey vardı bu şarkıyı Mustafa Kaya okuyordu ve Ahmet Kaya’nın kardeşi idi.

Mustafa Kaya bir hayalet gibi geldi ve gitti müzik dünyasından. Kendi kabuğunda yaşamını sürdürdü. Filmlere müzikler yaptı. Bir filmde başrol oynadı. Ve gittiği her yerde Ahmet Kaya’dan bin selam götürdü.

Mustafa Kaya kendi hikayesini nasıl anlatır?

22 Şubat 1969 tarihinde Malatya’da Sümer Bağlama Ekibi’ni kurarak profesyonel anlamda müziğe başladım. Kendimi iyi bir sosyalist olarak görüyorum… Dünya halklarının kardeşliğini savunurum, bir Kürt olarak da Kürtleri çok seviyorum. Yüksekova’ya ilk defa geldim ama burada doğmuş gibi hissettim kendimi, çünkü insanlar beni kendi ailelerinden biri gibi gördüler.

Mali müşavirliğin dışında müzikal çalışmalarınız da oldu. Bu çalışmalarınızdan biraz söz eder misiniz? Müziğe neden devam etmediniz?

Müziğe ara vermemin nedenine gelince; 1993-2010 yaklaşık 17 senedir uzun metrajlı filmlere müzik yaptım. Örneğin; Azerbaycan’da çekilen “Laçin Koridoru”, Azeri-Ermeni savaşını anlatan  “Karabağ”  v.b gibi bu filmlerin yapımı, çekimleri, montajı tamamen doğal kaynaklarla ve gerçek askerler kullanılmak suretiyle, halktan oluşan figüranlar kullanılarak tam 8 yılda tamamlandı. Bunun dışında Türkiye’de çekilen uzun metrajlı “Doğan ile Cemil” isimli filmde, hem başrol oyunculuğunu, hem senaryosunu yazdım ve filmin müziklerini yaptım. Bunların süreci de yaklaşık üç yılımı aldı. Ayrıca  “Ressam” olarak da yıllardır ürünler vermekteyim. Umarım bir gün Yüksekova’da da sergi açarım. İşte bu nedenlerden dolayı müziğe ara verdim

“Fikrimin ince gülü” şarkısı ile sizi tanıdık. Bu şarkı çok ünlü olmasına rağmen siz bu şarkının gerisinde kalmayı tercih ettiniz. Neden böyle oldu?

1991’de Fikrimin İnce Gülü’nü okuduğum zaman beklemediğimiz bir olumlu tepkiyle karşılaştık. Bir anda bütün Türkiye beni tanıdı. Bir anda özel hayatım alt-üst oldu. Bunun üzerine basından uzak durmak zorunda kaldım. Buna bağlı olarak da Fikrimin İnce Gülü parçasının gerisinde kalmam doğaldı.

Mustafa Kaya’nın Kürt sorununa bakışı nedir. Bu konuda ne düşünür ve bu sorunun onun yaşamında nasıl etkileri olmuştur.

Ben bir Kürt olarak tabi ki Kürt sorununa Kürt aydınlarının gözüyle bakmak istiyorum, ortada bir sorun varsa tabi ki çözümü de vardır. 1970 -1980’li yıllarda her Kürt’ün çektiği acıları bende çektim. Günümüzde sorun bitti mi? Diye sorarsanız; hayır, sorunlar hala bitmedi. Ancak bu konuyla ilgili yapılan çalışmaları yakından takip ediyorum ve özellikle anadilde eğitim ve benzeri konuların hayata geçirilmesini canı gönülden destekliyorum.

Ahmet Kaya’nın abisi olmak yaşantınıza nasıl etki ediyor?
Ahmet Kaya’nın abisi olarak, yaşantımızı mütevazı bir şekilde sürdürdük. Yaşantımıza her hangi bir olumsuz etkisi olmadı. Aksine olumlu etkileri olmuştur. Ahmet Kaya’nın adını, emeklerini, bize ve bu halka bıraktıklarını gururla taşıyoruz.

Ahmet Kaya’yla ilişkileriniz nasıldı? Sizin Ahmet Kaya’nız nasıl bir sanatçı, nasıl bir insan, nasıl bir kardeşti?

Ahmet Kaya’yla ilişkilerimiz kardeşlikten de öte bir yoldaşlık, bir dostluk şeklinde sürmüştür. Ahmet kaya gözü kara korkusuz yiğit bir sanatçıydı. Kim ne söylüyorsa söylesin o ‘Kürt Davası’ uğruna canını feda etmiştir. Ahmet Kaya yolda yürürken karıncayı incitmekten korkan, sokaklarda mendil satan çocukları görünce  ağlayan, yüreği kocaman bir insandı. Bunu da her zaman söylerdi o bu acı sonu hiç hak etmedi.

Ahmet Kaya’nın kardeşleri ve anne babasıyla ilişkileri nasıldı. Annenizi çok sevdiğini ona ayrı bir bağlılığı olduğunu biliyoruz örneğin.

Ahmet Kaya’nın kardeşleriyle ilişkisi, ailenin en küçüğü olmasına rağmen sanki en kardeşlerin en büyüğüymüş gibi davranan, hepsini gözetip kollayan annemize ve babamıza feodal derecede bağlılık gösteren, sanatçılığından ve ününden dolayı asla kardeşlerine, babasına ve annesine hiçbir saygısızlıkta bulunmayan, çok sevgi dolu olgun bir insandı. Annemizi biz de tabii ki çok severdik, Ahmet’in sevgisinde temel olarak, annemiz bizi, yani dört kardeşi 6 ay ile bir yıl arasında emzirmiştir. Ahmet’i ise tam dört yıl emzirmiştir. Bundan olsa gerek.

Ahmet Kaya’nın eşi ve çocukları ile ilişkileriniz nasıl?

Ahmet’in eşiyle gayet iyi bir dostluk ve sevgi içerisindeyiz. Çocukları ile de son derece iyi ilişkilerimiz sürmektedir.

Ahmet Kaya’nın Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül gecesinde yaşadıklarını nasıl yorumluyorsunuz?

Son derece üzgünüm. Çünkü aydın bir insanın böyle, aydın zannettiğimiz bir toplumun içerisinde yuhalanması çok yakışıksızdı, orada bulunanların arasında gerçekten demokrat ve aydın olarak tanıdığımız kişilerin de Ahmet’e arkalarını dönmeleri ve o çatal bıçak atan icraatçı ve manken bozuntularının, aç yaratıklar gibi salyalarını akıtarak, sahneye hücum etmelerine seyirci kalmalarına tabi ki üzüldüm. Ve kızdım. Daha sonra olayın hemen ardından, İHD de yaptığımız basın açıklamasına da, bu gün ben Ahmet kaya’nın arkadaşıyım diyenlerin birçoğu da katılmadı.

O gece olayı duyduğunuz da neler yaptınız?

İki tane avukat arkadaşla birlikte Ahmet’in evine gittim, Ahmet’in polislerle mahkeme mahmeke dolaşmasını adım adım takip ettim, sonuçta nöbetçi mahkeme tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Ve birlikte eve döndük.

Ahmet Kaya’nın o gece ve sürgün sürecinde neler yaşadığını sizin ağzınızdan dinleyebilir miyiz?

O gece, Ahmet Kaya’nın kendisine verilen ödül aldığı sırada yaptığı konuşma ve ardından kendisine yönelik linç girişimi sırasında sergilediği tavır ve yüzündeki o sevgi ifadesi, gülümsemesi ve göğsünü gere gere salondan çıkması mahkeme mahkeme dolaşırken sanki pikniğe gider gibi, hiçbir endişe duymaması zaten Ahmet’e yakışan tavırdı. Sürgün sürecine gelince; bu olayların ardından Ahmet’in benimle özel bir görüşmesi oldu ve bu görüşmeyi “ Ne anneme, ne karıma ne dostlarıma söylemeyeceksin” dedi. Bana “ abi, bugüne kadar onurlu ve dürüstçe yaşadık, buralara kadar geldik. Şimdi onurlu ve dürüstçe ölme zamanıdır. Ben Fransa’ya yerleşmeye karar verdim. Çünkü bu ülkeden gitmem gerektiğini anladım. Senden ricam anneme söyleme, kardeşlerime ve karıma söyleme onlar beni geri gelecek zannetsinler” dediği zaman 1999 yılının Mart veya Nisan ayı idi, nitekim bu görüşmeden sonra gitti.

Ülkesine olan hasreti, ailesine olan dayanılmaz sevgisi ve onları görememesi o’nu kahretmişti, Türkiye’ye dönerse tutuklanacağını bildiği için o ezici sürgün süreci onu boğmuştu.  17 Ağustos 1999’da Gölcük depremi oldu. Kız kardeşlerimiz içerisinde en çok sevdiği ablası ve kızı depremde göçük altında kaldı ve vefat etti. Ablasının kızıyla birlikte vefat etmesi Ahmet’e vurulan ikici darbe oldu. Bunların ardından Türk basınının sürekli olarak Ahmet’i ‘vatan haini’ olarak lanse etmesi Ahmet’i halkına düşman ederek karşı karşıya getirilmek istenmesi Ahmet’e vurulan üçüncü bir darbe oldu.

Bu olumsuzluklar doğal olarak Ahmet’i çok yıprattı. Ahmet’i Türkiye’deki ‘devrimci’ arkadaşları ve dostları da tamamen yalnız bırakarak bu sürecin onun için tam bir işkence süreci haline gelmesine neden oldu. En son seslendirdiği şarkılarından birinde arkadaşlarına sitem ederek kendisini bu süreçte yalnız bırakan arkadaşlarına anlamlı bir mesaj gönderdi.

Sürgün sürecinin son haftalarında Türkiye’deki gazetelerin Paris temsilcilerini evinde toplayarak onlara; “Kürt olduğunu Kürt sorunuyla yakından ilgilendiğini ve bütün insanlar gibi bütün Kürtleri de sevdiğini, onlar için ölüme bile gideceğini” söyledi.

Aynı gün bana telefonda “ abi yarın tüm gazeteleri al ve bak, bak bu o,,  ç.larının ne yazdıklarını gör” diyerek telefonu kızgınlıkla kapattı.

Ben de ertesi gün gazetelere baktım, O gazetelerin başlıklarında  “PKK’lı vatan haini dedi ki….” gibi saçma sapan başlıklar atılmıştı. Son darbe de böylece vurulmuş oldu. 16 Kasım 2000’de sürgün süreci tamamlandı. Vatanına, çocuklarına, annesine, kardeşlerine hasret kalarak Paris’te ışığı söndü. Pere Lachaise yerleşkesine yerleşti.

Bu süreçte hep Ahmet Kaya’nın eşi ve yakın çevresi gündemdeydi siz neden geri de kaldınız ve ya bırakıldınız?

Bu süreçte Ahmet’in en yakınında ben vardım. Geri kaldığımı zannetmiyorum. Ancak söylediğim gibi Ahmet’le ilgi gazetecilere fazla konuşmak istemedim Ahmet’le çok kişi konuşuyordu, onu bu süreçte yalnız bırakanlar da üzüntülü tavırlar takınarak Ahmet’ten söz ediyorlardı. Bunlar bana samimi gelmiyordu. O sürgünde acı çekerken onun telefonlarına bile cevap vermeyenlerin Ahmet üzerinden prim elde etmeye çalışması çok iğrenç bir davranış olarak geliyordu bana bu yüzden konuşmak istemedim Ahmet’in anısına kendi yanımda sahip çıkmak daha mantıklıydı.

Mustafa Kaya Yüksekova’yı bölgeyi nasıl buldu? Burada neler hissetti? Buraya Ahmet Kaya ile gelseydi nasıl olurdu.

Yüksekova’yı Hakkari’yi, Van’ı kendi evim gibi gördüm. Karşılaştığım ilgi beni son derece mutlu etti. Ahmet kaya burada olsaydı herhalde benim gördüğüm ilginin bin katını görürdü. Yöre halkı da bana aile sıcaklığını dolu dolu verdiler 7’den 70’e hepsini seviyorum.

Ropörtaj: Turgut Sarı
Yüksekova Haber, 05 Ekim 2010

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Dalai Lama: Gerçek düşmanlarımız cehalet, nefret, ihtiras, kıskançlık ve gurur gibi zihin halleridir

Öfkeye Teslim Olanlara Öfke ya da nefretin hâkimiyetine girdiğimizde kendimizi zihinsel ya da fiziksel olarak tam hissetmeyiz. Herkes bunu fark...

Kapat