Cemal Süreya’nın Ahmet Kaya Röportajı (2): Aşk ve evlilik üzerine düşünceleri

– Yeşiller için ne diyorsun?
Sadece doğayı kirleten etkenlerle değil de, insanları kirleten etkenlerle de uğraşsalar daha iyi olacak. İnsanlarımızın etrafını saran pisliğin temizlenmesi gerek. Mesele otların toplanması, kaplumbağaların kurtarılması değil.

Devamı…Cemal Süreya’nın Ahmet Kaya Röportajı (2): Aşk ve evlilik üzerine düşünceleri

Cemal Süreya’nın Ahmet Kaya İle 1989 Yılında Yaptığı Röportaj: Olmasaydı Sonumuz Böyle

Ahmet Kaya soylesi
Cemal Süreya’nın Ahmet Kaya ile yaptığı röportaj 1989 yılına ait. Cemal Süreya röportajdan 1 yıl sonra yani 1990’da hayata veda etti. Ahmet Kaya ise bu söyleşiden yaklaşık on yıl sonra, 10 Şubat 1999 gecesi Magazin Gazetecileri Derneğinin ödül töreninde “Yılın Sanatçısı” ödülünü alırken yaptığı konuşma sonrası linç girişimine uğradı. Daha sonra ülkede yaratılan atmosfer ve hakkındaki ceza davaları nedeniyle yurt dışına çıkmak zorunda kaldı ve 16 Kasım 2000 tarihinde Paris’te yaşama veda etti.

Devamı…Cemal Süreya’nın Ahmet Kaya İle 1989 Yılında Yaptığı Röportaj: Olmasaydı Sonumuz Böyle

Sabahattin Ali ile Yapılmış Bir Söyleşi: Ben hiçbir zaman sanatın maksatsız olduğuna kani olmadım

Sabahattin AliBugünkü edebiyatla okurlar kitlesi arasında boşluk değil, uçurum vardır. Kabahat doğrudan doğruya, hiç noksansız, edebiyatta, muharrirdedir. Ben bizim halkımızın okumaktan kaçmadığını yakından bilirim. Yalnız ona okuyacağı şey hala verilmemiştir ve o hala, büyük bir inat ve sabırla, okumaktan vazgeçmiyor. Asırlardan beri okuyageldiği şeyleri tekrar ediyor. Bir bayramda şehre inmiş olan birkaç köylünün kırkar kuruş vererek Kerem ile Aslı, Hayber Kalesi gibi kitaplar aldıklarını ve bunları köye hediye götürdüklerini gördüm. Kitap hediyesinin asilzadeler arasında bile moda olmadığı zamanda halkımızın kitaba para vermediğinden bahsetmek ayıptır.

Devamı…Sabahattin Ali ile Yapılmış Bir Söyleşi: Ben hiçbir zaman sanatın maksatsız olduğuna kani olmadım

Toplumsal Kurtuluş Dergisi’nin Musa Anter Söyleşi: “Hiçbir ulusa kinim veya düşmanlığım yoktur”

Musa Anter1917’den bugüne kadar dünyadaki tüm sömürge ulusları ancak ve ancak sosyalizm sayesinde kurtulmuşlar. Ekim devriminden bugüne kadar dünyada yüz devlet kurulmuşsa ezilen ve sömürüden kurtulan uluslardan bahsediyorum sosyalizm sayesindedir. Tek bir istisna var. O da israil. Bu gün de ABD emperyalistlerinin hegomonyasındadır. Haliyle ancak Türkiye’de sosyalizm ile, sosyalist iktidar işbaşına gelirse Kürtlerin insani haklarını elde edeceğine inanıyorum. Onun için o zamanın Kürt aydınlan TİP’te toplandılar. Her yerde ve defalarca söyledik, Kürtler Türkiye’yi bölmek istemiyorlar. Ancak beraber, insanca, kendi kimliğimizle yaşamak istiyoruz. Sağcıların ve onların ahmak bürokratlarının “Türkiye’de Kürt yoktur, Türkler dağlarda kara basınca kartkurt diye ses çıkardığı için dağdaki Türklere Kürt denilmiştir” ve benzeri gülünç laflarla Türkiye’de birlik ve beraberlik kurulamaz. “Kürt yoktur, Türkiye Türklerindir, Ne mutlu Türküm diyene” vb. şoven, mantıksız sözlerle bir yere varılamaz, işte 70 yıldır bu kafayla, bu laflarla gittik, buraya vardık.

Devamı…Toplumsal Kurtuluş Dergisi’nin Musa Anter Söyleşi: “Hiçbir ulusa kinim veya düşmanlığım yoktur”

Michel Foucault: “Bence ölümün alternatifi hayat değil, hakikat.”

Michel Foucault“Yazma zevkini keşfedebilmem için yurtdışına çıkmam gerekti…. Kendi dilimi kullanma imkânsızlığı içinde bulunurken, dilimin bir yoğunluğu, bir kıvamı olduğunu, soluduğumuz hava gibi olmadığını, aksine kendi yasaları, kendi kestirme yolları, dehlizleri, çizgileri, yokuşları, yamaçları, girinti çıkıntıları, kısacası bir fizyonomisi olduğunu, bir peyzaj oluşturduğunu ve bu peyzajda kelimelerle cümleler etrafında dolaşılabileceğini, özetle önceden göremediğim bakış açıları olduğunu fark ettim.
Bana yabancı olan bir dili konuşmak zorunda olduğum İsveç’te, o birden dikkatimi çeken fizyonomisiyle kendi dilimin, yabancı ülke veya gurbet dediğimiz yer’siz yerde kalırken mesken tutabileceğim en gizli ama en emin yer olduğunu anladım. Sonuçta tek gerçek vatan, insanın ayağını basabileceği tek toprak, başını sokabileceği, sığınabileceği tek ev çocukluğundan itibaren öğrendiği dildir.”(s.29)

Devamı…Michel Foucault: “Bence ölümün alternatifi hayat değil, hakikat.”

Cemal Süreya’nın “Onüç Günün Mektupları”nı yazdığı eşi Zühal Tekkanat ile bir söyleşi

Cemal SüreyaCemal Süreya’nın ve oğlunuz Memo Emrah’ın ölümü gerçekten de trajik. Sizce başka sebepler var mıdır? Yoksa babasının ölümüne üzülüp bir intihar söz konusu olabilir mi? Çok acılar, üst üste ölümler yaşadınız. Cemal Süreya’nın ve 7 ay sonra da oğlunuzun vefatı. Bu acıya yürek dayanmaz! O dönemlerde sizi yalnız bırakmayan dostlarınız kimlerdi? Ve elbette bilirim ki en büyük desteği kızınız İçsel’den gördünüz. Sanırım kızınız İçsel’in varlığı o günlerde ve bugün de size iyi gelmiş ve huzur vermiştir. Biraz gerçek dostlarınız ve kızınız İçsel’den söz etseniz?

Devamı…Cemal Süreya’nın “Onüç Günün Mektupları”nı yazdığı eşi Zühal Tekkanat ile bir söyleşi

Cemal Süreya: «Aşk meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi meşrulaşınca ölür»

Cemal Süreya“Babam yoksuldu ama belli etmek istemezdi”
Cemal Süreya ile “konuşa konuşa”ya başlamak güç. Nereden başlamalı? On küsur yıldır girip çıktığı, oturup konuştuğu, çay içtiği, sohbet ettiği, yazı verdiği, tartıştığı şu gazete odasında, yeryüzünün en utangaç, en içine kapalı inşam gibi görünen birine “Yoksuluz gecelerimiz çok kısa/Dört nala sevişmek lâzım” diyen şiirlerinden nasıl söz açılır? Düzyazıyla, şiir üzerine, şairler üzerine yaptığı saptamalarla, denemeleriyle başlayacak olsam, alacağım yanıtı biliyorum: “Ama bu konuda öyle çok yazdım ki. Şimdi tekrarı olur.”
öyleyse en iyisi taa baştan, başlayalım… Dedim ve başladı anlatmaya:

Devamı…Cemal Süreya: «Aşk meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi meşrulaşınca ölür»

Nelson Mandela Söyleşisi: “Kazanmak, her düştüğünde tekrar ayağa kalkabilmektir”

Mandela“Dünyanın en ünlü mahkumu” olarak anılan ve ırkçılığa karşı mücadelenin bütün dünyada yoğunlaşması üzerine adı duyulan Nelson Mandela, Güney Afrika’daki ırkçı beyaz rejime karşı yürüttüğü mücadele nedeniyle ömrünün 27 yılını demir parmaklıklar ardında geçirdi.  Aynı zamanda dünyanın ilk siyahi devlet başkanı olan Mandela, ülkesinde 5 yıl  başkan olarak hizmet etti. 1962’de Lenin Barış Ödülü, 1979’da Nehrü Ödülü, 1981’de Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü’nü 1983’de UNESCO’nun Simon Bolivar Ödülü’nü 1993’te ise Frederik W. De Klerk ile beraber Nobel Barış Ödülü’nü aldı. Türkiye’de daha önce Kenan Evren’e “bile” verilen 1992 yılı Atatürk Barış Ödülü’nü ise Türkiye’deki insan hakları ihlali suçlamaları  nedeniyle kabul etmedi.

Devamı…Nelson Mandela Söyleşisi: “Kazanmak, her düştüğünde tekrar ayağa kalkabilmektir”

Abdi İpekçi’nin 1971 yılında Yaşar Kemal ile Edebiyat ve Politika üzerine yaptığı röportaj

yasar kemal 1979 yılında Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’nin bundan 42 yıl evvel Yaşar Kemal ile yaptığı bu söyleşide yazar, Türkiye İşçi Partisi’ni işçiler kurduğu yani aşağıdan yukarı kurulan bir parti olduğu için içinde yer aldığını belirtiyor ve ekliyor:
“Benim istediğim sosyalist düzeni halktan başka hiç kimsenin getireceğine inanmıyorum. Emekçi adına, emekçiden başka hangi tabaka ve bölük yönetime el koyarsa, halk adına değil, emekçi adına değil, kendi adına, kendi çıkarına yönetime el koymuş olur. Sosyalizmi halk getiremezse kimse getiremez. Sosyalizm, bilinçlenmiş emekçinin kendi eliyle kuracağı düzendir. Başka türlüsü olmaz.” diyor.

Devamı…Abdi İpekçi’nin 1971 yılında Yaşar Kemal ile Edebiyat ve Politika üzerine yaptığı röportaj

Kazım Koyuncu ile 2005 yılında Yapılmış Bir Röportaj: “Kenarda kalanların sesiyim!.. NEDEN?”

Kazım Koyuncuİki şey vardı. Birincisi bizler çok genç çocuklardık. Rockçıydık. Aslında dışarıdan bakıldığında büyük sorumluluklar taşımayacak, oldukça bireysel durumlarına, kendi hallerine düşkün gençlerdik. Bu da doğaldı. Ama çok da öyle değildi (gülüyor) Korkunç sorumlulukları da içinde barındıran tuhaf gençlerdik. Türkiye’de 89 döneminde böyle gençler vardı. Ben öyle bir çocuktum mesela, serseri, uzun saçlı, küpeli memleketten gelmiş öyle bir çocuktum ama bir taraftan halkımın sorunları, siyaset vs…biz tam o dönemde böyle bir müziğe başladık. Hem Rockçıydık hem de halkın sorunlarına duyarlı gençlerdik..

Devamı…Kazım Koyuncu ile 2005 yılında Yapılmış Bir Röportaj: “Kenarda kalanların sesiyim!.. NEDEN?”

Italo Calvino: “Her metnin kendi öyküsü, kendi yöntemi vardır”

Italo Calvino“En kesin sözler ettiğimde bile, sonuçta geride belli bir içsel kekemeliğin kaldığını duyumsarım”
Genel olarak, bir düşünceye kâğıt üstünde bir biçim vermeden önce yıllarca kafamda taşırım onu ve çok sık olarak da bu bekleyiş süresinde yok olup gitmesine izin veririm. Düşünceyi yazmaya karar verdiğimde bile, düşünce her şekilde ölür: O andan itibaren yalnızca onu gerçeğe dönüştürmeye yönelik girişimler, kestirimler, kendi ifade olanaklarımla mücadele kalır geriye. Bir şey yazmaya başlamak için her seferinde bir istenç çabasına gereksinim duyarım, çünkü bilirim ki yinelenen çabaların, düzeltinin, yeniden yazımın getireceği yorgunluk ve tatminsizlik bekliyor beni.

Devamı…Italo Calvino: “Her metnin kendi öyküsü, kendi yöntemi vardır”