12 Eylül’de idam edilenlerin ardından kalan son mektuplar

Erdal Eren12 Eylül darbesinin ardından 50 kişi idam edildi. İdam edilenler ardında ailelerine iletmek üzere son mektuplarını bıraktı. Bu mektupların bazıları ailelerine verilirken, bazıları ise yıllarca gizlendi. Mustafa Özenç, Kadir Tandoğan, Veysel Güney, Ahmet Saner, Necdet Adalı, Erdal Eren,  son mektupları aşağıdan okuabilirsiniz.

‘ÖLÜM NEREDEN VE NASIL GELİRSE GELSİN…’

Mustafa Özenç’in son mektubu
“Sevgili babacığım!

Herşeyden önce selam ve saygılarımı iletip aydınlık yarınlar diliyorum.

Sizlere bu satırları yazmamın en önemli nedeni, kendinizi benim için suçlamamanız ve bu konuda soğukkanlı davranmanıza katkıda bulunabilmek istememdir. Sizler elinizden geldiğince bana destek olup, iyi bir şekilde yetişmeme çalıştınız.

…Attığım her adımda toplumsal değerleri gözetmeye çalıştım. Hiçbir baskı veya cebir karşısında bir an dahi inandığım değerlere ihanet etmeyi düşünmedim.

…Görecek güzel günler var. Ben ve birçokları görmese bile gelecek kuşakların görmesi için katkıda bulunmaya çalıştık.

…Bu uğurda gelen ölümde, nereden ve nasıl gelirse gelsin hoş geldi sefa geldi…

Satırlarımı bitirirken hepinize yürekten sevgi ve saygı dileklerimi iletir, elveda derim. Sizler bu acıyı da yenmesini bileceksiniz. Buna inanıyorum.

Oğlunuz,

Mustafa Özenç.”

‘ÜZGÜN DEĞİLİM’

Kadir Tandoğan´ın son mektubu

“Sevgili aileme, anneme, Mediha ablama, Nuriye ablama, kardeşim Meliha, yeğenim Servet ve enişteme:

İnanın bu yaşamımda ölmeme değil, sizleri arkada, gözü yaşlı bıraktığıma üzülüyorum. Kolay değil, benimki bir anlık şey. Ya sizler? Ömür boyunca içinizde bir burukluk, bir acı duyacaksınız.

…Kolay değil, biliyorum. Beni düşünürken dünyada tek oğlunuz Kadir‘inizi yitirmiş bir kişi olarak değil, sadece binlerce kişiden biri olarak düşünmenizi isterim. Böylesi belirli bir teselli, ama daha iyisini düşünemiyorum. Ölmek de doğmak gibi doğal bir olaydır. Ölenlere değil, insan yaşayanlara sarılmalıdır.

…Bu mektup elinize geçtiğinde ben ölmüş olacağım, üzgün değilim… Mektubum baştan sona hüzün dolu. Ama bu şartlar altında yazmak için aklıma hiçbir şey gelmiyor. Sizleri hüzne boğmak istemezdim. Mektubu uzun tutmayacağım. Hem yazacak fazla bir şey bulamıyorum hem de fazla hüzün ve ayrılık kelimeleri iyi olmasa gerek. Bütün arkadaşlara, komşulara, akrabalara selam ederim. Her zaman sizi canı kadar seven,

KADİR‘iniz …”

‘MEZARIMI YOL KENARINA KAZIN…’

Veysel Güney´in son mektubu

“Değerli babacığım ve Tüm dostlarım,

Ben hiçbir şahsi çıkarımı gözetmeden ülkemin bağımsızlığı ve halkımın kurtuluşu için doğru bildiğim yolda inanarak mücadele ettim. Benim kalbim insan sevgisi ile doludur.

Ben kimseyi öldürmedim, suçsuzum.

Gösterdikleri gerekçeyi dahi mahkemesi sonuçlanmadan karar verildi.

Onlara göre suçlu olabilirim. Çünkü onlar ülkeyi yabancılara peşkeş çeken ve onlarla bir avuç işbirlikçi mutlu azınlık işbirliği yapmaktadırlar. Halkıma ise zam, işkence ve ölüm reva görünmektedir.

İşte ben buna insan olarak karşı geldiğim için onlara göre suçluyum. Ama boşuna. Çünkü insan kafasındaki düşünceyi yok edemedikten sonra işkence ve idamla bir yere varamayacakları açık.

Babacığım,

Ben ölüme seve seve gidiyorum, bir namussuzluk ve bir şerefsizlik yapmadım. Onun için hiç üzülmeniz gerekmez. Benim binlerce annem babam olduğu gibi sizin de binlerce oğlunuz var.

Size bir tek dörtlük şiir yazıyorum.

Mezarımı yol kenarına kazın
Üzerine devrim şehidi yazın
Başına yumruklu yıldız kazın
Gidiyorum ölümsüzlüğe hoşçakalın…

Selamlar.

Sizin Veysel”

(Veysel Güney’in mektubu 25 yıl sonra Mersin 78’liler Derneği’nin çabalarıyla bulundu.)

‘YENİDEN DÜNYAYA GELSEM’

Ahmet Saner´in son mektubu

“Yaptıklarımdan hiçbir pişmanlık duymadım. Şunu bilin ki dünyaya gelirsem mücadeleleri aynı şeyleri bir daha yapardım. Kimse üzülmesin. Ben pişman değilim. Amerikan emperyalizmine ve onun uşaklarına karşı mücadele verdim. Verdiğim mücadele doğru bir mücadeleydi. Bundan dolayı üzüntü duyuyorum.”

(Ahmet Saner’in yazdığı mektup avukatları tarafından dayısına verilmiştir. Dayısı avukatlara mektubu tekrar vereceğini söylemesine rağmen vermemiştir. Yukarıdaki satırlar idamı izleyen Avukat Ali Rıza Dizdar’ın mektupta yazılanlardan hatırladıklarıdır)

‘BİZ BİR ÖLÜR, BİN DOĞARIZ’

Serdar Soyergin’in son mektubu

“Sevgili Anneciğim,

Eğer ben asılıp ölürsem, sen hiç üzülme. Geride kalan yoldaşlarda senin oğlundur ve onların benim intikamımı alacağına inan ve güven.

…. Bunca asılan gençlerin hesabı cuntadan sorulmayacak mı? Sorulacaktır elbet. Çünkü dünyanın her tarafında askeri cuntalar gelmiştir. Fakat eninde sonunda yıkılmışlardır.

Anne öldükten sonra bacılarıma sahip ol ve onları teselli et üzülmesinler. Çünkü devrimci mücadelede ölüm her an yaşanacak bir olaydır. Çünkü bu yola baş koyanlar ya ölmüşlerdir ya cezaevlerine atılmışlardır. Fakat yılmamışlar ve savaşarak ölenler geride çekirdek bırakmışlardır. Çünkü yaşam süresince boş durmamışlardır. Mutlaka bir şeyler yapmışlar veya yapmaya çalışmışlardır.

…. Nasıl 1971’lerin intikamı alındı unutulmadıysa 1980’lerde unutulmayacaktır. Çünkü devrimci mücadele ölümlerle sönmez. Biz bir ölürüz, bin doğarız.

Serdar Soyergin.”

SİZ DE GURUR DUYUN

Necdet Adalı´nın son mektubu

‘’Sevgili anneciğim ve babacığım,

Sizleri ve ezilen halklar adına mücadeleyi, erken bırakmak zorunda kaldığım için üzgünüm ama; bundan ve içinde bulunduğum durumdan dolayı hiçbir zaman pişmanlık duymadan ve şu kısa yaşamım içersinde hiçbir şahsi çıkar gözetmeden ezilen halklar adına verilen mücadelede yerimi almaya çalıştım ve bundan dolayı gurur duyuyorum.

Anneciğim ve babacığım; sizlere kısaca bahsettiğim gibi hiçbir pişmanlık duymuyorum.

Sizlerinde ezilen halklar uğruna verilen mücadelede katledişimden dolayı üzülmemenizi ve bundan gurur duymanızı bekliyorum.

Ağabeylerime ve ablalarıma da yazmak isterdim; fakat buna olanak yok. Kendilerine çok selamlar. Burada satırlarıma son verirken, hürmetle ellerinizden öperim. Arkadaşlara selam.

Hoşçakalın.

Necdet Adalı”

‘YAŞAMAK İŞKENCE HALİNE GELDİ’

Erdal Eren’in son mektubu

“Sevgili annem, babam ve kardeşlerim;

Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemizde olmadı.

Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam,halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.

Cezaevinde yapılan (Neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda Ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi içten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile.

Bütün bu yapılanlar,başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur.

Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar.

Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz.

Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.

Devrimci selamlar,

Oğlunuz Erdal

13.12.1980 ANKARA Gece 02.55″

(Erdal Eren, veda mektubunu hücresinde yazmış ve iç çamaşırında taşıyarak avukatına ulaşmasını sağlamıştır.)

Mektupların tamamına Devrimci 78’liler Federasyonu’nun internet sitesinde ulaşılabilir.

Diğer son mektuplara buradan ulaşabilirsiniz

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Muğla’da ülkücüler polise “Sıkın” diyor, polis Şerzan Kurt’a ateş ediyor

Muğla'da Mayıs ayında polis tarafından öldürülen üniversite öğrencisi Şerzan Kurt'un ölümüyle ilgili savcılık iddianamesinde, Şerzan'ı vuran kurşunların polis memuru Gültekin...

Kapat