Savaşmayı Reddeden Askerler – Edip Emil Öymen

İngiltere’de askerlik mecburi değil. Gönüllü. İsteyen, gidip asker oluyor. Ama ondan sonra da asker gibi davranmak zorunda.

İkinci Dünya Savaşı sırasında 18-41 yaş arası bütün erkekler askere alınmıştı. 19481951 arasında 19-25 yaş arası erkekler 21 ay, 1951-1960 arasında ise 24 ay askerlik yapmak zorundaydı. 1960’dan sonra mecburi askerlik kaldırıldı.

1991’da Körfez Savaşı sırasında, asker gibi davranmayan bir askerin başına gelenler, İngiltere’de kamuoyunu günlerce meşgul etti. Topçu çavuşu Victor Williams, “Bu, benim savaşım değil” diyerek Körfez’e gitmekte direndi. Almanya’daki birliğinden de kaçtı. 72 gün izine rastlanmadı. Sonra yakalandı. Askeri mahkemeye verildi. 14 ay hapse mahkum oldu. Ordudan atıldı. Ama 7 ayda serbest bırakıldı.

Bir topçu çavuşunun, Körfez Savaşı’na katılmak istememesi, ve bu uğurda hapis yatması, ordudan atılması, iyi bir maaştan ve emekli olduğunda iyi bir emekli maaşından kendisini mahrum etmesi, kamuoyunda tartışma yaratmıştı o günlerde. Hele topçu çavuşunun, mahkemede, kendisini savunmak için sadece “Vicdanıma uygun hareket ettim. Rahatım” demekle yetinmesi ve ifade vermeyi reddetmesi!

Askeri müfettişlerin, evinde yaptıkları aramada güncesi bulundu. Mahkemede bu günce, delil olarak sunulunca içindekiler basına yansıdı, kamuoyuna mal oldu.

Birliğinden kaçan Victor, babasının mezarını ziyaret ettiği gün güncesine şöyle yazmış:
Modern savaş çok feci. İnsan, sadece kendisini savunmak için savaşabilir. Ama başka bir nedenle değil. Bunu herkesin kabul etmesi şart değil. Ama anlamasını beklerim.
Victor’un herhangi bir parti ile bağlantısı olmadığı gibi, hiçbir siyasi eğilimi de yoktu. Yakalandıktan sonra bir avukatla durumunu görüştüğü gün, güncesine şunları yazmış: “Ben sosyalist falan değilim. Sadece Irak’ta doğru bir iş yaptığımıza inanmıyorum, o kadar.

Mahkemede kendisini çok ünlü bir avukat savundu. İnsan hakları davalarında adı hep geçen Helena Kennedy, jüriye şu soruyu sordu: “Topçu çavuşu Victor Williams, birliğinden makul bir nedenle mi kaçmıştır?” Herkes, bu sorunun yanıtını, “Elbette hayır” şeklinde beklerken, Helena Kennedy’nin yanıtı şöyle olmuştu: “Evet, makul bir nedenle kaçmıştır. Çünkü vicdanına aykırı hareket edemeyeceğini hissetmişti.”

Savaşa Karşı Asker İsyanları: Vietnam – İlyas Seyrek

VİCDANLAR VE SAVAŞLAR

Bugün bir İngiliz askerinin savaşmayı reddetmesi sadece şu anlama geliyor: Ordu ile imzaladığı iş sözleşmesinin hükümlerine aykırı davranmak ve sözleşmeyi tek yanlı bozmak.
Yani bugün, bir asker savaşmayı reddederse İngiliz yasaları açısından bu, sadece hukuki bir sorun. Ahlaki değil.
Ama bu anlayış, 1960’dan sonra, askerliğin mecburi olmaktan çıkartılması üzerine yerleşti. Daha önce durum böyle değildi.
Nitekim, hâlâ “Büyük Savaş” olarak adlandırılan Birinci Dünya Savaşı’nda savaşmayı reddeden askerlerin başına gelenler, bugün insan hakları savunucuları için ibret verici örneklerle doludur. O dönemde, vicdanlarının sesini dinleyerek savaşmayı reddedenlerin sayısı, resmi kayıtlara göre 16 bindir.

İngiliz İmparatorluğu’nu savunmak, hep gönüllülerin işi olmuştu. Ta ki Büyük Savaş’ta talih, İngilizlerden yüz çevirene dek. İngiliz tarihinde askerlik ilk kez Ocak 1916’da mecburi kılındı, yasaya bağlandı.

Savaş Bakanlığı, firar etmeyen, ama sadece savaşmayı reddeden askerlerin nasıl cezalandırılacaklarını ayrıntılı biçimde saptadı. Verilecek cezanın bütün cephelerde aynen uygulanması için yönetmelik yayınladı. Cezayı, yönetmelik şöyle tanımlıyor: Yere haç biçimde bir kazık çakılıyor. Savaşmayı reddeden kişi bu haçın önünde ayakta duruyor. Elleri arkasında, kazığın iki kanadına, ayakları da kazığın dibinde birbirine bağlanıyor. Haçın, cephe hattına yakın, ve düşman ateşine “epey açık” bir yere çakılması gerek. Hükümlü, günde iki saat haça bağlı duruyor. Cezanın süresi genellikle üç ay kadar. Savaş karşıtı askerlere neden böyle bir ceza öngörüldüğüne gelince: Askeri, savaş sırasında savaş ortamından uzaklaştırmamak. Ortalıkta, görülebileceği bir yerde böyle bir ceza vererek herkese ibret olmasını sağlamak. Ve işin pratik yanı da şu: Bir savaş ortamında askeri hapse koyarak bir de ona bakmak masraf ve külfetinden kurtulmak. Savaş Bakanlığı’nın bu yönetmeliğinin, savaş karşıtlarına karşı işkence amacıyla kullanıldığı da hep söylenegelmiştir. Ama bu suçlamaların hiçbir şekilde ciddi bir soruşturma konusu yapılmadığı da biliniyor. Öyle ki, top arabalarının tekerleklerine bağlananlar olmuş. Bunlar, başlarından geçenleri, 1980’lerde dahi televizyonda, radyoda anlattılar. Resmi ifade verdiler. Ama “düzen”, bu suçlamaları görmezlikten geldi. Savaş karşıtlıklarının haça bağlanması uygulamasından ancak 1923’te vazgeçildi.

KALEYE HAPİS VİCDANLAR

Büyük Savaş karşıtlarının hepsi haça bağlanmıyordu tabii. Cephe gerisinde hapse atılanlar da çoktu. Bunların anıları, on yıl öncesine kadar bile kamuoyuna yansıyordu. Devletin, savaş karşıtlarını nasıl düşman gibi gördüğü, belgesel kitaplara girdi.
İngiltere’de savaş karşıtı askerlerin hapsedildikleri yerlerden biri de ünlü bir kale: Ülkenin kuzeyinde, kıraç yaylaları ile tanınan Yorkshire eyaletindeki Richmond Kalesi. Ortaçağdan kalma dehlizlerine, tam bir ortaçağ anlayışına uygun biçimde savaş karşıtları doldurulmuştu. 2.50 x 1.90 metrelik daracık hücrelere altışar kişi konuluyordu. Üniforma giymeyi reddettikleri için yarı çıplak dolaşıyorlardı. Isıtma yoktu. Çok dar bir pencereden ışık ve hava giriyordu.
O dönemin askeri cezaevleri de farklı değildi. Hükümlüler ilk 28 gün tek başlarına hücrede kalıyorlardı. Bunun ilk 14 gününde yatakta değil, yerde yatıyorlardı. Kendilerine kalem, kâğıt, gazete verilmiyordu. Başka hükümlülerle konuşmak yasaktı. Pencereden dışarı bakmak da… Hükümlülere ek ceza verilebiliyordu: Sadece ekmek ve suyla üç gün hücre hapsi.
Savaş, İngiltere’nin aleyhine gelişince, Mayıs 1916’da 50 kadar hükümlü zincirlerle I bağlanıp Fransa’da cepheye gönderildi. Yine savaşmayı reddederlerse idama mahkûm  edileceklerdi. Öyle de oldu. Ancak cezalara uygulanamadı. Çünkü, Yorkshire’dan trene bindirildikleri sırada bir hükümlü, durumlarını anlatan bir notu platforma atmış, ve bu not bölgenin milletvekili Edvvard Harve’te ulaştırılmıştı. Konu, Avam Kamarası’nda tartışıldı. Ve milletvekilleri, savaşmayı reddeden bu askerlerin idamına karşı çıktı. Bunun üzerine İngiltere’ye geri götürülüp yeniden hapse atıldılar,  Birinci Dünya Savaşı’nda savaşmayı reddedenlerin sonuncusu, hapisten 1919’da çıktı. Ancak vicdanları, barış zamanında ekmek parası kazanmalarına yardım etmedi. Çünkü bir işe başvurduklarında klasik soru şuydu: “Büyük Savaşta ne yaptın? Nerede savaştın?”

Çoğu, eğitimleri ile ilgisiz işlere girmek ve az para ile yetinmek zorunda kaldılar. Savaş karşıtlığı ile tanınan ünlü filozof Bertrand Russell’ın bizzat yaptığı bir soruşturmaya göre, Büyük Savaş sırasında hüküm giyen savaş karşıtlarından 69’u “kötü davranışlar” sonucu, muhtemelen işkenceden ölmüş, 39’u ise aklını kaçırmıştı. Savaşmayı ‘ reddedenlerin sayısı 16 bin olduğuna göre, Russell’in bulabildikleri devede kulak kalıyor. Bu dönemde tutuklananların sayısı 6.312. Bunlardan 819’u iki yıldan fazla hapis yatmış.

Yorkshire’daki Richmond Kalesi halen depo olarak kullanılıyor. Burayı bir Barış Müzesi’ne çevirme girişimi gerçekleşemedi. Ancak hücrelerin duvarlarına hükümlülerin kazıdıkları şiirler, takvimler, tuttukları çeteler fotoğraflandı.

1945’DEN SONRAKİ PASÎFÎSTLER

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da İngilizler çeşitli cephelerde savaşmayı sürdürdüler. Şimdi Malezya denilen Malaya, Mısır ve Kore’de örneğin. Mecburi askerlik, 1960’da sona erene kadar yine bir çok genç, askere gitmeyi reddetti.
Savaş karşıtları, Londra’nın Wormwood Scrubs Cezaevi’ne kapatıldılar. Burası sivil hükümlüleri hâlâ barındıran ünlü bir cezaevidir. Savaş karşıtlarının bir kısmıysa, Colc-hester’deki askeri cezaevine de gönderiliyordu. Burada sivil değil, askeri hukuk geçerliydi. Ve hükümlülere davranış da buna uygundu. Örneğin, savaş karşıtı hükümlülerin hemen her sefer tuvalet ve foseptik temizliği ile görevlendirildikleri bilinir. Emekli asker gardiyanların sadist davranışlarına tahammül etmeye çalıştıkları da…
Bu tür öyküler 1960’dan sonra mecburi askerliğin sona erişiyle bitiyor.

VE KADINLAR

Savaş karşıtlığı, İngiltere’de bugün de süren bir eğilim. 1990 öncesinde tüm Soğuk Savaş döneminde en etkili sivil toplum örgütlerinden olan Nükleer Süahsızlanma Kampanyası (CND) hâlâ etkin. Soğuk Savaş kâğıt üzerinde bitti. Nükleer sılaWarm yayılmasını önlemek üzere anlaşmalar yapıldı. Ama bu tür silahlar barış için hâlâ büyük tehdit. En azından, pazarlık kozu. Bu nedenle CND, üye sıkıntısı çekmiyor.

İngiltere’de nükleer savaş karşıtı en büyük eylem, bir hava üssünün kapısında 5 yıl kadar sürdü. 28 Ağustos 1981’de Greenham Common üssüne doğru yürüyüşe geçen bir grup kadın, ünlü Greenham Common Direnişi’ni başlattı. Cardiff kentinden 165 kilometre yürüyerek üsse gelen kadınlardan bazıları, kendilerini üssün parmaklıklarına zincirlediler. Protestonun nedeni, ABD’nin İngiltere’de nükleer savaş başlığı taşıyan Cruise füzeleri konumlandırmak istemesiydi.
Greenham Common üssünün kapısında kamp kuran kadınlar, sık sık üsse girdiler. Tutaklandılar. Hapis yattılar. Serbest bırakıldılar. Tekrar üsse girdiler. Tekrar tutuklandılar. Bu kaçma kovalamaca birkaç yıl usanmadan sürdü. Kadınlar, protestolarını başka yerlere de taşıdılar. Örneğin Londra’da borsanın önünde yere yatıp çok işlek bir kavşakta trafiği kestiler. Parlamento önünde gösteri yaptılar. Cruise füzeleri 1983’te gelmeye başladı. Protesto eylemleri iyice arttı. Greenham Kadınları diye bilinen grubun polisle itiş kakışı, tutuklanmaları, mahkemeleri 1980’lerde medyaya baş konu oldu.
Soğuk Savaş’ın tavsamaya başladığı Gorbaçov yıllarında dahi Greenham Common hava üssünün önünde kamp kuran kadınlara hâlâ rastlanıyordu.

Askerlik yapmak ve cephede savaşmak erkeklere özgüyse de, İngiliz kadınlarından da savaş karşıtları çokça çıktı.
2 Aralık 1941’de hükümet, 20-30 yaş arası kadınları da askere alacağını açıkladı. Kadınlardan da savaşa karşı çıkanlar, ve askerliği reddedenler oldu. Ordu için geri hizmette çalışmayı bile kabul etmeyenler vardı. Bu nedenle ilk hapse atılan, 21 yaşında bir hizmetçidir. Ocak 1942’de mahkemeye çıkartılan Constance Bolam, savaşa katılmayı vicdanı ile bağdaştıramadığını söylemişti. Tıpkı bir kuşak önceki erkekler gibi.

İngiltere’de İkinci Dünya Savaşı döneminde askerliği reddedenlerin toplamı 62.302’di. Bunların 1.704’ü kadındı.
Bugün İngiltere’de savaş karşıtlarının çoğunluğu CND ve Silah Ticaretine Hayır Kampanyası (Campaign Against the Arms Trade) gibi örgütlerde faal. Hükümet de zaten, askerlerin, artık ölmek için değil, sağ salim askerlik yapmak için var olduğu görüşünde. Üstelik, askerler gönüllü oldukları halde.

Cogito: Barış ve Savaş Kış ’95 

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Nietzsche: Gerçekliğe sahip olduğunu düşünenler ne çok şeyi kaçırırlar

Kapat