10 Alıntı ile Yapısalcı Psikanalizimin Babası: Jacques Lacan

Jacques Lacan çağdaş düşünürlerin en merak uyandıran ve en tartışmalı olanlarından
birisidir. Ayrıca Lacan, Freud’dan beri gelmiş en etkili psikanalist olarak kabul edilir. Lacancı teori, edebiyattan sinemaya, cinsiyet çalışmalarından sosyal teoriye kadar birçok farklı alanda yankı bulmuştur.

“İnsani arzu Öteki’nin arzusunun arzusudur; insan arzulanmayı arzular. O zaman ilk bakışta güç gibi gözüken şu denklem ortaya çıkar: insan kendini ancak dilde, yani Öteki’nin nezdinde gene Öteki tarafından ona dayatılan bu yabancı ortamda, kendine yabancılaş­mış olarak nileyebilir, işte Lacan’a göre bu ötekileşme, bu yabancılaşma bilinçdışının koşuludur. Böylece özne kendini imlerken temelde Öteki’nin arzusu­nu dile getirir. Ötekinden (örneğin öznenin dile ma­ruz kaldığı, kendini onun söyleminin içinde bir imle­yen ile imlediği ilk insan olan -“anadili” kavramının tüm çağrışımlarını da barındırmak üzere- anneden) devraldığı bu alet (dil) sayesinde, annenin arzusu­nun annenin fallus (alet) yoksunluğuna bağlandığı kritik gelişim aşamasında, bilinçdışı “simgesel” kastrasyon karmaşasının da temeli atılmış olur. Ancak aşağıda görüleceği gibi, Lacan’ın “imgesel kastrasyon” olarak nitelediği klasik Freud’cu karmaşadan daha derin ve temel bir “narsistik” karmaşadır bu simgesel kastrasyon.” Fallus’un Anlamı, Jacques Lacan

En önemli Fransız psikiyatrlarından ve psikanalistlerden biri kabul edilen Jacques Marie Emile Lacan, Fransa’nın Freud’u olarak anılır. Sinema ve iletişim bilimlerinde en fazla referans alınan bilim insanlarından biri olan Lacan, çalışmalarında kuramsal felsefeye yoğunlaşmıştır.

“Kelimelere ancak istenilen bir şey yok olduğunda ihtiyaç duyulur ve eğer etrafımızdaki dünya ‘gereken’ her şey ile donatılmış olsaydı kelimelere gerek duyulmayacaktı. Kayıp olmayan yerde dil var olamaz.”

Lacan’ın teorik psikanalizinin ana kavramları İmgesel, Simgesel ve Gerçeklik olarak sınıflandırılır.

“Daima doğruyu söylerim. Ama doğrunun tamamını değil. Çünkü doğrunun tamamını kimse söyleyemez. Her şeyi söylemek imkânsızdır. Yeterince kelime yoktur. Doğruyu, gerçek olana yaklaştıran da bu imkânsızlıktır.”

Lacan’a göre psikanaliz, ‘bilinçdışının bilimi’dir ve Lacan çalışmalarında, kuramsal olarak, pozitivizm sonrasında gelişen bilim anlayışını temel almıştır. Freud okumalarını da bu prensibe bağlı kalarak yapmıştır. Lacan’ın Freud okumaları, geleneksel psikiyatriye bağlı olan bazı bilim insanları tarafından anti-psikiyatri olarak değerlendirilmektedir.

“Kadın olsun erkek olsun insan “eksik”tir, “kastre”dir; yani narsistik açıdan yaralıdır. Çünkü kadın olsun erkek olsun fark etmez, insan Öteki’nin arzusunun nesnesi olacak şey değildir.”

Freud’dan sonra en tartışmalı psikanalist olarak Lacan, Freud okumasıyla psikanalizi yeniden temellendirmeye çalışmış ve Freud’un öncülüğünü yaptığı ana akım psikanalizime farklı bir yaklaşım geliştirmiştir. Lacan, Freud’un deneyim ve aileyi merkeze aldığı dinamikleri genişleterek kültürel ağı ve Saussure’un göstergeler zincirini de eklemiştir.

“Düzenin özelliği, onun en azıcığının bile olduğu yerde, kurulmuş olmasından dolayı tadılacak  olmamasıdır. Bu daha önce bir yerde iyi talihle meyda­na geldi, ve bu ancak, bir özgürlüğün taslağı için bile durumun iyi gitmemiş olduğunu tanıtlamak için talih iyi’sidir. Yeniden düzene sokulmuş kapitalizmdir. Dolayısıyla cinsellik için de aynısı geçerli, çünkü ger­çekte  kapitalizm oradan yola çıkmıştı, onu ıskartaya çıkarmakla.”

Lacan’ın çalışmaları, Freud’un yeniden yorumlaması ile yapısalcılıktan post-yapısalcılığa geçişini takip eder. Lacan; psikanaliz, dilbilim, antropoloji ve felsefe alanlarını bir arada ve iç içe geçmiş bir şekilde kullandığı formüller ve kavramlarla 20. yüzyıl filozofları arasında önemli bir yere sahiptir.

“Aşk, sizde olmayan bir şeyi, bunu sizden istemeyen birisine vermeye çalışmanızdır.”

Descartes geleneğine karşı çıkan; F. de Saussure, L. Strauss ve R. Jakobson’dan etkilenen Lacan’ın çalışmalarında kullandığı yapısalcı dilbilim, psikanaliz çalışmalarını sistematikleştirmesini sağlamıştır.

“Lacan’ın da politik tav­rının “sol”a yakın olduğu düşünülebilirse de, bunun biricik kanıtı, adının birlikte anılmasına ses çıkartma­dığı öteki adların Levi-Strauss, Althusser ve Fouca- ult gibi “sol”da yazarlar olmasıdır.Ancak Lacan, Descartes’çı düşünceye ve onun bir uzantısı olan Sartre varoluşçuluğuna karşı bazen açık, bazen örtük bir tavır almıştır. Özneyi özgür se­çimin öznesi olarak gören Sartre varoluşçuluğuna karşı, simgesel yapıların insan üzerindeki belirleyicili­ğini çıkarır. Lacan’a göre dilin özneden bağımsız işle­yen yapıları vardır; özne de adeta oraya “iliştirilmiş­tir”. (Burada Lacan’ın dilbilim karşısındaki tavrı da çı­kar ortaya: dil durağan bir yapı değil, işleyen bir yapı­dır.) Sartre’ın “varoluşçuluk bir hümanizmadır” slo­ganının karşısına seminerlerinde “psikanaliz bir anti-hümanizmdir” denklemiyle çıkar.” Fallus’un Anlamı, Jacques Lacan

Oidipus Kompleksi, Lacan’ın, Freud’un çalışmalarından aldığı ve kendi kuramında merkezi bir yere koyduğu formülasyonlardan birisidir. Lacan’a göre bilinçdışı, simgelerden oluşur ve Oidipus Kompleksi gerçek dünyanın bir karmaşası değil, simgesel bir karmaşadır. Çünkü Oidipus Kompleksinde gerçek bir babanın var olması gerekli değildir. Simgesel baba, yani babanın adı yeterlidir. Kültürel baba ise baba figürüne tüm anlamını kazandıran aile söylemidir. Ailenin gerçekliği, simgesel olanın kendi otonom kuralları çerçevesinde anlam kazanır.

Efendi- Köle Diyalektiği: Efendininin bir özne olabilmesi için Köle tarafından öyle tanımlanması gerekmektedir ve Kölede Efendi tarafından bir Köle olarak tanımlandığı için Köle olduğunu bilmektedir. Böylelıkle Efendi, kendi kimliğinin Köle tarafından tanınmış olmakla tahkim edilmiş olduğuna ilişkin katı bir bilgiyle kendi hayatını sürdürme özgürlüğüne sahiptir. Fakat diyalektiğin paradoksu, her pozitifin bir negatife dönüşmesidir. Efendi, kendi kimliğinin tanınması husununda Köleye bağlımlı olduğu için asla hakiki anlamada “özgür” olamaz; buna karşılık Köle, efendiye aynı yoldan bağımlı değildir, çünkü başka bir kendini- onaylama kaynağına, yani çalışmaya sapitir. Eger kölenin kimliği onun bir Köle olarak çalışması aracılığıyla onaylanıyorsa, bundan Efendinin değil Kölenün “özgür” olduğu sonucu çıkar.” Jacques Lacan, Sean Homer

Lacan, düşüncelerini, şemalarını ve argümanlarını karmaşık matematiksel formüllere dayandırarak genellikle anlaşılması zor, karmaşık ve belirsiz sözcüklerle aktarmıştır. Sıklıkla dolaylı söz oyunları, eğretilemeler, anlaşılması ve yorumlanması zor olan göndermeler kullanmıştır. Bu açıdan Lacan, okuması ve anlaması güç olan yazarlardan biridir. Ancak yazmaktan daha uzun zamanını konuşmalara ayıran Lacan’ı anlamak için çoğunlukla öğrencilerinin ve izleyicilerinin notlarına ve kayıtlarına başvurulmuştur.

İletişim bir iletişimsizlik düzeneğidir.

Lacan’ın 1966 yılında yayımlanan Ecrits (Yazılar) eseri, yapısalcılığın güçlü ve etkili olduğu Fransa’da büyük yankı uyandırmış ve pek çok aydını etkilemiştir.

“Ya cüzdanın ya canın! Cüzdanı seçersem ikisini birden kaybederim. Canımı seçersem cüzdansız hayatıma sahip olurum, yani tırtıklanmış hayatıma. Derdimi anlatabildiğimi görüyorum.”

Ecrits’in dışında Fallus’un Anlamı, Psikanalizin Dört Temel Kavramı, Dinin Zaferi, Televizyon ve Baba’nın Adları gibi kitaplarının yanı sıra Lacan’ın seminerleri basılı hale getirilmiştir.

“En güzel intikam, “başarıdır.” Seni sevmeyen herkesi üzer.”

10layn

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Faşizm Üzerine Yazılar: Faşizm ve Kapitalizm – Bertolt Brecht

Kapat