Yaşar Kemal: Türkiyede de öğretmenler yıllardır zulüm altındalar

Türkiye her şeysiyle dökülüyor. Bir çapaçulluk, bir perişanlık… Yok mudur kurtaracak, dedirten hal. Böylesine dökülen bir memleket nasıl oluyor da daha ayakta durabiliyor? Onu hala ayakta tutan güç nedir? Ormanları bitmiş, doğası ölmüş bir memleket.

Kültürü yaratıcılığını yitirdi yitirecek. Gelenekleri, sağlam görenekleri yozlaşıyor. Herkes bir umutsuzluk içinde. Umudunu ve sevgisini yitirmiş. Çıkar yolu bulanlar bile bir vurdumduymazlığa vurmuşlar kendilerini. Üniversitesi adam almıyor. Bu adam almayan üniversiteler sanki ahım şahım mı? Dünya bilimine neyi katmış ki… Bilimsel bir çalışma yapabiliyor mu? Profesörlerin çoğunluğu demeyelim de, büyük bir kısmı beş on kuruş kazanmak için vakitlerini tüccarların kurdukları özel okullarda geçiriyorlar. Derme çatma özel okullar. Gecekondu üniversiteleri. Gecekondu okulları. Eğitim başını almış gidiyor. Her yer pür karanlık. Politikacısı eyyamcı. İler tutar yanları yok. Türkiyede oturan burjuvalar bu koskoca memleketi perperişan etmişler. Köylüsünün, yüzde yetmiş beşi, yüzde sekseni okur yazar değil. Türkiyenin tablosu bu çizdiğimden de daha karanlık.

Bir soruyla çok karşılaştım. Bir romancısın, politikanın içinde böylesine ne işin var?

Bu haldeki bir milletin yazarı, politikanın içine gırtlağına kadar girmez de ne yapar? Bu bir insanlık, bir vatandaşlık ödevi. İşgal altındaki Fransanın bütün sanatçıları, yazarları, çizerleri Fransız Dayanma Hareketine katılmadı mı? Onlara Almanlara karşı neden dövüşüyorsunuz, diye neden kimse sormadı? Üstelik de Fransız sanatçılarını, Almanlara karşı olan dövüşe girdikleri için dünya milletleri ve Fransız milleti kutsadı. Bayrak yaptı onları. Fransız sanatçıları Almanlara karşı olan dövüşe hem canlarıyla, hem de sanatlarıyla katıldılar. Ve dövüşteki sanatları Fransız sanat tarihinin altın yaprakları oldu. Şimdi şu perperişan, yoksulluktan kıvranan Türkiyenin durumu işgal altındaki Fransanın durumundan daha mı iyi? Bin kere daha kötü. Bunu bilmeyen, görmeyen var mı? İnsanlığın ileriye atılışında, tuzu kuru milletlerin sanatçıları bile yardımcı olmalılar. Değil başı belada Türkiyenin sanatçısı.

Yukarda bu kadar bela içinde, perişanlık içinde Türkiye nasıl ayakta duruyor, diye sormuştum. Elbette bu sorunun da karşılıkları var. Türkiyeyi ayakta tutan başlıca güçlerden biri öğretmenler. Türkiyedeki gerici, talancı, işbirlikçi burjuvaların düşmanlığı öğretmenlere işte bundan. İlerici Türkiye öğretmenleri, Türkiye daha perişan olmasın, yıkılmasın, yozlaşmasın diye canlarını dişlerine takmışlar savaşıyorlar. Ve insafsız burjuvazi onların ekmekleriyle oynuyor. Zaten az olan, yetmeyen ekmekleriyle oynuyor. Onları ekmekleriyle terbiye etmeye çalışıyorlar. Ve kış ortasında dama taşı gibi öğretmenleri oradan oraya sürüyorlar. Hakaret ediyorlar öğretmenlere. “Öğretmen Kıyımı” diye bir söz çıkabilmişse bir memlekette, salt bu söz çıkabildi diye, bir millet buna izin verdi diye, o milletin akıbetinden korkmak gerek. Salt bundan dolayı umutsuzluğa düşmek gerek. Umutsuzluğumuzu yıkan, bizi şu dünya yüzünde başı dik gezdiren de gene öğretmenlerin yiğitçe, vatanseverliğin de üstündeki aslanca direnişleridir.

Öğretmenlik mesleği aslında Türkiyede bir fıkaralık mesleğidir. Bir de bunun üstüne zulüm binerse… Dünyanın en kutsal ve en zor mesleğinin insanları bir de yoksulsalar… Türkiyede oturan burjuvalar, bir milleti imha politikalarına öğretmen kıyımlarıyla başlamışlarsa, öğretmen hayatı bir cehennemden farksız olmaz mı?

Öğretmenlerin Türkiyedeki koşullarını bilmeyenler çok az. Onların bir milleti ayakta tutabilmek için savaşı, kahramanca bir savaştır. Bir milletin onurunu, kültürünü, tekmil varlıklarını ayakta tutabilmek için… İnsan soyunu, bunca korkunç zorluklar içinde savaşarak, onurlandıran bir insan bölüğüdür  öğretmenler. İnsan soyu Fransız Dayanma Hareketinin sanatçılarıyla, kahramanlarıyla nasıl övünüyorsa, Vietnam kahramanları insan soyunun nasıl yüz akıysa, bizim öğretmenlerimiz de insan soyunun yüz akıdır. Büyütüyorum sanılmasın, yıllardır Vietnamda can oyunu oynuyor kahramanlar, biliyorum, ama Türkiyede de öğretmenler yıllardır zulüm altındalar. Her yönleriyle.

Türkiye Öğretmenler Sendikasının başı Fakir Baykurt’u işinden aldılar. Fakir Baykurt öğretmenler direncinin bayrağı. Canını ve sanatını yoksul memleketinin emrine koymuş. Yazı sanatı Fakir Baykurtla biraz daha onurlanıyor. Öğretmenler yenilmeyecekler. Çünkü Çanakkalede de, Kurtuluş Savaşında da yenilmediler. Türkiye yenilmeyecek. Çünkü Fakir Baykurtlar var. Bu çürümüş, bu harap bahçede bir güneş gülü gibi açmış.

1967
Yaşar Kemal

Ağacın Çürüğü
Öğretmenler başlıklı bölüm

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Arkeolojik Betimleme: Arkeoloji ve Düşüncelerin Tarihi – Michel Foucault

Bu, istikrarsız dillerin, biçimsiz eserlerin, bağlantısız temaların disiplinidir. Bilgiden ziyade kanıların, doğruluktan ziyade yanlışlıkların, düşünce biçimlerinin değil de zihniyet tiplerinin...

Kapat