“Bir kez bile insan gözüyle bakılmadı ona” Sanatçı olmayarak Bülent Ersoy – Cemal Süreya

bülent ersoyLirik bir olay Bülent Ersoy olayı. Hatta, kendi bağlamında destansı bir yanı ila yok değil.
Alaturkanın dehası tartışılabilir Rimbaud’suna cinsiyet değiştirme girişiminden sonra soluk aldırmadılar. Bir kez bile insan gözüyle bakılmadı ona. Hukukçular, nedense, kendilerini hekim yerine koydular; hekimler deseniniz, hukukçu kesildiler. Yöneticiler “belge” sorma merakını en uç noktalara götürdüler. Basın acımasız bir davranış bütünü içinde oldu. Bülent Ersoy iyi bir zamanlama da yapamamıştı. İki arada kaldı. Acıları, büyük olaylarla sarsılan Türkiye’de çok geri planda bir magazin öğesi olarak örtülüverdi. Aradığını bulamadı. Sanırım, ne aradığını da bilmiyordu. İlginç yanı burda.
Kesat Ekrem Koçunun şiirlerini, yarım kalmış İstanbul Ansiklopedisi’ni düşündüm.
İsmet Ay’ı düşündüm: gerçek bir kişilik olarak kalmış aklımda. İşin bilgesi, dervişi olmuş. Her işte bilgelik yolu açık..

Bir “cinsellik vatansızı” Bülent Ersoy bugün


Geçende Ece Ayhan’la beraberdik.

Bu yazı için. Zeki Müren’le Bülent Ersoy arasındaki bağlantı ya da ayrımı anlatan bir cümle söylemesini istedim. Şöyle dedi: “Zeki Müren gençken gerçekten kelebekti; Bülent Ersoy da şimdi kelebek..” Kelebek sözcüğüyle ne demek istemişti acaba? Soramadım da.
Ne olursa olsun. Bülent Ersoy, umulmadık biçimde, bir şeyi sonuna kadar götürme yürekliliğini gösterdi. Daha önce başka deneyler olmamış değil. Ama o bunları kendi malzemesi olarak kullandı: bir olayı kendinden başlatmış oldu. Aslında transseksüel kişi eskiden neyse yine odur. Bazı para canlısı hekimlerin aldatıcı sözlerine karşın, gerçek bir dönüşme olanaksızdır. Yeni bir orgazm olasılığı, hiç… Erkek eksik bir erkektir, kadın eksik bir kadın, eşcinsel ise yine eşcinsel… Ama bir yerde umar insan. Deneyebilir.
Denedi.

Bülent Ersoy2
Mürcn’le aralarındaki ayrım mı? Ersoy eşcinselliği bir noktada aşmaya da çalıştı. Mürcn öyle değil. O salyangoz gibi görünmeyi ayrıca ister. Salyangozların cinsel hayatı konusunda Plexus dergisinde bir yazı okumuştum. Sezai gibiymiş salyangoz: bütün kadınların kocası, bütün erkeklerin karısı. Zeki Müren öyle değil elbet. Kadın sevgilileri olduğunu da söyler o kadar. Eşcinsellik konusunda sorulan sorulara adamakıllı incelikli, çağrışımları sözcük labirentlerinde yitiveren karşılıklar verir. Gerçekten zeki kişidir. Bir Sezai ki her an düşsel bir Klcopctra’yı da joker olarak pantolonunun arka cebinden çıkarabilir. Ama kendini hiçbir zaman ortaya koymamıştır. Ersoy’un şans ve yazgı serüveni onda kazanç ve güven serüveni oldu. Eşcinsel cepheyi de sadece AİDS konusunda yaptığı çıkışla savundu. Ama orda oldukça akıllıydı. Bodrum’da bir sokağa adı verildi. Bence Alanya’daki bir ana cadde daha uygundu ona. Ersoy’a da Nişantaş’ta bir çıkmaz; “Zorla Güzellik Çıkmazı.”
Kinsey Raporu, ABD’de 40 yıl kadar (ince, yaklaşık 12 bin kişiye yöneltilmiş soruların sonuçları değerlendirilerek hazırlandı. Toplumbilimci Kinsey, kalabalık bir bilim adamı kadrosundan da yararlanarak anket karşılıklarını bir araya getirdi: yorumladı. Sonuçların daha bir kısmı alınmıştı ki, bilim adamları büyük bir şaşkınlığa kapıldılar. ABD toplumunda eşcinsel oranı toplam nüfusun üçte birini geçiyordu (yüzde 37). Sonuçlar yanlıştır diye yeni araştırmalar yapıldı.
Hayır, anket bir gerçeği yansıtmaktaydı. Dünyanın yeni Roma’sı olan Amerika’da 70-80 milyon eşcinsel ya da eşcinsel duyumlu kişi! O arada başka bir gerçek daha ortaya çıktı: Amerikan toplumunda bakireliğe çok önem verildiği için gençler arasında sevişme teknikleri doğal sayılmayacak biçimlere de yönelmişti.
Günümüzde AİDS hastalığının eşcinseller açısından biraz fazla abartılmasında ABD’deki o ürküntünün de payı var belki.
Burda Mercimek Ahmed’i anımsamamak olanaksız. Onun İranlı Keykavus’tan Türkçe’ye uyarladığı Kâbusname’de cinsel bir öğüt vardır: “Yazın kadınlara meylet, kışın oğlanlara…” Bu cümle kişisel bir kanıyı olduğu kadar, yaygın bir pratiğe ilişkin bir değer yargısını da yansıtmıyor mu? Osmanlıda eşcinsellik, baskın ve bencil bir erkek cinselliği olarak vardır. Zulmün, doğrudan rekabetin, cezalandırmanın da bir parçasıdır. Eşcinsel tanınan yaşlı bir şair yıllar önce kafasını kızdıran iki genç eleştirmen için şöyle bağırmıştı: “Pasiftir onlar!” Yeri geliyor, eşcinsel de eşcinsele insan gibi bakmayabiliyor. Tersine de rastlanmakta. Bugün, hâlâ, Anadolu’nun bazı yörelerinde, bir adamı cezalandırmak, aşağılamak için, onu dağa kaldırır ve beş on kişi birden üstünden geçerler. Geçenler de, geçilen de eşcinsel değildirler.
Yunan eşcinselliğiyle İran eşcinselliği Anadolu’da karşılaşmış, içice geçmiş ve kolay açıklanmalı bir biçim oluşturmuş.
Bülent Ersoy zulmü aşmak için mi zulümden yararlanmak için mi o dönüşsüz transseksüel yolculuğa çıktı? Başka nedenler de sıralanabilir. Sözgelimi çokkökenli ve belirsiz bir yarışma tutkusu. Bence asıl olan kendini kadın olarak duyumsamaya başlamasıdır. Belli ki bıçağın altına onun için yattı. Kendini bunca riske atabilmek bir suçsuzluk göstergesidir. Ne Var ki toplum ilgilileri (o hukukçular, o hekimler, o yöneticiler) hemen yoluna dikildiler. Kadın olmamıştı. Erkek de sayılamazdı artık. Boyuna fotoğraf çektirdi. Memeleri çenesinin hemen altından başlıyordu, eli yeni kalem tutmaya başlamış çocukların yaptığı resimlerdeki gibi. Yani naif bir yanı da vardı, o fotoğrafların.
Bir “cinsellik vatansızı” Bülent Ersoy bugün.
Bunun da bazı ayrıcalıkları var mıdır, bilemem.
Peki o hukukçular, o hekimler? Toplumumum, bir yerde dondurduğu eşcinseller kadrosu daha da fazla daralsın istemiyor mu yoksa?..

Cemal Süreya
Kaynak: 99 Yüz

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Osmanlı’da Yeniçeri Bektaşi İlişkisi ve Etkileri – Erdoğan Aydın

Başka halkların birikimi ve topraklarına el koyma siyaseti temelinde gelişen Osmanlı, devletleşme gereksinimleri çerçevesinde iki alanda kurumsallaşmaya yönelecekti. Bunlardan birincisi...

Kapat