‘Andımız’ı yazan Atatürk’ün Fikir Fedaisi: Dr. Reşit Galip neden sandalyesiyle sofradan sokağa atıldı?

Reşit GalipReşit Galip ya da Mustafa Reşit Baymur ,1893 yılında Rodos’ta doğdu. Burada ortaokulu, liseyi İzmir’de okudu. İstanbul Tıbbîye Mektebi’ni bitirdi. Öğrenciliği sırasında gönüllü olarak I. Dünya Savaşı’na katıldı. 1923 yılının Mart ayında hekimlik yaptığı Mersin’e gelen Mustafa Kemal’e hitaben yaptığı konuşmada: “Muhterem Gazi, sen yalnızca bu milletin bir kahramanı değilsin, sen bunlardan çok daha büyüksün. Sen bu milletin bir ferdisin. Senin birinci büyüklüğün, bu milletin bir ferdi olmakla iktifa ve iftihar etmekliğindir.” diyerek Atatürk’ü etkileyen Reşit Galip, kendisinden milletvekilliği teklifi aldı. 1925’te meclise girdi. Bir süre İstiklal Mahkemesi üyeliği yaptı, Atatürk’ün isteğiyle Serbest Fırka’ya girdi. 3 Dönem Aydın Milletvekilli olarak Atatürk tarafından seçildi. Sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı yaptı.

“Dr. Reşit Galip kimdir?
Rodoslu, eski İttihatçı, Şeyh Sait’i astıran İstiklal Mahkemesi’nin hukukçu olmayan üyesi.
Atatürk’e kafa tutmuş ve onu Rus lokantacı karı-kocaya İş Bankası’ndan verilecek usulsüz bir krediye* aracılık etmekle suçlamış.
Atatürk onu sofradan kovduğunda “Bu, milletin sofrasıdır; kaldıramazsınız!” diyerek kafa açınca Atatürk sofrayı terk etmiş. Daha sonra onu affettiğinde iki asker çağırıp iskemlesinden kaldırtmış ve mealen “Ahan da biz adamı istersek böyle kaldırtırız” diye aşağılamıştır.
Birinci Türk Tarih Konferansı’nda Türk ırkının özelliklerini “uzun boylu, uzun beyaz simalı, düz veya kemerli ince burunlu, muntazam dudaklı, çok kere mavi gözlü ve göz kapakları çekik değil, badem gözlü bir ırk” olarak tanımlamış.
Biraz daha ileri giderek “Müslümanlık: Türk’ün milli dini” adlı tezinde, Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. Muhammed’in Türk olduğunu iddia etmiş.
Prof. Afet İnan ‘Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler’ adlı eserinde onu şöyle anlatıyor:
“1933 yılının 23 Nisan Çocuk Bayramı idi. O, heyecanla Çankaya Köşkü’ne geldiği vakit, Atatürk’ün yanında bana bir kâğıt uzattı ve şunları anlatmaya başladı. ‘Sabahleyin ilk bayramlaşmayı kızlarımla yaptım. Onlara bir şeyler söylemek istediğim vakit, bir and meydana çıktı. İşte Cumhuriyetimizin 23 Nisan çocuklarına armağanı’ dedi…”
Adam kızlarına bir 23 Nisan sabahı aşka gelerek yazdığı manzumeyi, daha sonra bütün öğrencilere mecburi olarak okutmak için 1933 yılında bir genelge yayımlatmış.
1972 yılında, yine bir genelgeyle ‘Andımız’a eklemeler yapılmış.

[Türküm doğruyum yorgunum, Sırrı Süreya Önder, Radikal 04/04/2011]

41 yaşında 5 Mart 1934 günü Ankara’da hayatını kaybetti. Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi. Ankara’da ve Nazilli’de bir caddeye ismi verilen Reşit Galip hakkında Yener Oruç tarafından “Atatürk’ün Fikir Fedaisi: Dr. Reşit Galip” adlı bir kitap yazılmıştır.

“Eşi Zübeyre Hanım’ın deyimiyle “deli gibi çalışıyor” ama Atatürk’e çıkışacak kadar ayarsız dili yüzünden her gün işe cebinde istifa mektubuyla gidiyordu.

Aslında Atatürk’le araları iyiydi. O Gazi’ye “Paşam”, Gazi de ona “Doktor” diye hitap ederdi.
Baskın Oran’ın eşi Torunu Feyhan Oran’a “Peki ne oldu da ayrıldı?” diye sordum.
Bir gün sofradan ayrılırken, Atatürk, “Seni eve ben bırakacağım” demiş. Eve bırakınca o da saygıdan, “Ben de sizi uğurlayacağım Paşam” karşılığını vermiş. Ama kendisinin arabası olmadığından yürüyerek uğurlamış. O gece zatürree olmuş.
Dinlenmesi tavsiye edilince 1933 Ekim’inde görevden ayrılmış.
1934 yazında Moda’daki bir deniz kazasında kızlarını kurtarmaya çalışırken akciğerlerini hepten üşütmüş. Bir mucize eseri kurtulduğu bu kazadan sonra ölümü bekleyerek, hastalığını takip etmeye başlamış. Keçiören’deki bağ evinin kütüphanesine demir yatağını taşıtıp yedi ay kitaplar arasında yatmış.
1934’te, 41 yaşında hayata veda etmiş.
“Öldüğünde cebinde 5 lira parası varmış” dedi hiç görmediği torunu Feyhan: “Anneannem üç çocuğunu büyütebilmek için Afet İnan’dan yardım istedi. Atatürk’ün yardımıyla krediyle bir ev aldılar. O evin bir odasına sığışıp diğer daireleri kiraya vererek geçindiler.””

[Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in öyküsü Can Dündar 2007/11/25, Milliyet]

Öğrenci Andı’nın ilk hali ve değişim süreci

Peki 1933 yılına ait ilk Öğrenci Andı:

“Türküm, doğruyum, çalışkanım.
Yasam; küçüklerimi korumak,
büyüklerimi saymak,
yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Varlığım, Türk varlığına armağan olsun. “

12 Mart Muhtırası ile birlikte 1972 yılında öğrenci andı değişikliklere uğrar. Her gün okunmasından vazgeçilerek, pazartesi günleri derslere başlamadan önce okunması hükme bağlanır. Atatürk’ün adı da ölümünden 34 yıl sonra öğrenci andına “Ey bugünümüzü sağlayan ulu Atatürk” cümlesi ile eklenir. “budunumu” kelimesi de “milletimi” olarak değiştirilir. “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan cümle ile sonra yer alan “Ne mutlu Türküm diyene” cümlesi eklenir.

29 Ağustos 1972 tarihin değiştirilen ‘Andımız’:
“Türküm, doğruyum, çalışkanım.
Yasam; küçüklerimi korumak,
büyüklerimi saymak,
yurdumu, milletimi, canımdan çok sevmektir.
Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.
Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk; açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Ne mutlu Türküm diyene!”

Pazartesi günü derse başlamadan önce okunan öğrenci andı, 1992’de DYP’nin Milli Eğitim Bakanı olan eski TBMM Başkanı ve AKP Milletvekili Köksal Toptan döneminde her gün okunmaya başlanır. Öğrenci Andı, 1997 yılında ise “Ey bugünümüzü sağlayan ulu Atatürk” cümlesi “Ey Büyük Atatürk” ile değiştirilir.

*Rose Noir, Beyoğlu’nda, Rus karı-kocanın işlettiği bir barın adıydı. Mustafa Kemal bir gece oraya gitmiş, mekanın sahibi Madam Senya’dan “İş Bankası’ndan kredi alamıyoruz” yakınmasını dinlemiş ve orada bir kağıda İş Bankası Genel Müdürü’ne hitaben “yardımcı olunması” isteğini yazmış, Rus çifte vermesi olayı.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Furuğ Ferruhzad şiirleri: Benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir…

Kapat