Tolstoy: Göze göz, dişe diş dendiğini duymuşsunuzdur ama ben size böyle yapmamanızı, direnmenizi söylüyorum

Lev TolstoyII. Aleksandr’ın 1862 yılında altı milyon serfi (çiftçilik yapan köle) özgür bırakmasından uzun yıllar önce, serflik zamanındaydı. O zamanlar insanlar çeşitli lordlar tarafından yönetilirdi. Tanrı’yı hatırlayıp, serflerine hayvan gibi değil, insan gibi davranan çok yoktu, yine de iyi veya cömert davranışlarda bulunan birkaç lord olurdu, fakat en barbarca ve zalimce davrananlar eskiden serf olup, bataktan çıkıp prens olanlardı. İşte bu ikinci sınıf kişiler, onların yönetiminde olmak talihsizliğine uğrayanlar için hayatı çekilmez yaparlardı. Çoğu köylülükten gelmiş, asil efendilerinin malikanelerinde kahyalığa atanmıştı.

Köylüler haftanın belli günlerinde efendileri için çalışmak zorundaydılar. Toprak ve su boldu ve toprak verimli, bereketliydi. Otlaklar ve ormanlar hem efendilerin, hem de köylüleri doyurmaya yeterliydi.

Malikanelerinden birindeki bir köylüyü kahya yapan asil bir bey vardı, bu yeni kahyaya köylüleri yönetme yetkisi verilir verilmez, adam yönetimi altındaki zavallı serflere en acımasız zalimlikleri yapmaya başladı. Adamın karısı ve iki çocuğu olmasına ve Tanrı’ya ya da insanlara karşı günah işlemesine gerek olmayacak kadar çok para kazanmasına rağmen, kıskançlık ve hasetle doluydu ve iyice günaha battı.

Michael Simonoviç, zulümlerine haftalık resmi çalışma günlerini çoğaltarak başladı, tuğla satmak amacıyla, bir tuğla imalathanesi kurarak, kendi karı için kadın ve erkekleri orada ağır iş yaptırmaya başladı.

Bir keresinde, aşırı çalışan serflerden biri kahyayı şikayet etmek için Moskova’daki lordlarına bir heyet gönderdiler ama bir şey elde edemediler. Zavallı köylüler asilzadenin yanından eliboş döndükleri zaman, kahya onların bu cüretlerinin öcünü almaya karar vermişti. Ve hayatları ve arkadaşları olan serflerin – kurbanların- hayatları eskisinden daha beter oldu.

Serflerin arasında çok hain kimi insanlar da vardı, bunlar arkadaşları mahsus yanlış yapmakla suçlar ve köylülerin arasına nifak tohumları ekerlerdi, zavallı köylüler hayatlarından korkarak yaşarlardı, kahya köyden geçtiği zaman köylüler sanki vahşi bir hayvan görmüş gibi kaçar, saklanırlardı. Mujik (köylü) lerin kalplerinde yarattığı bu korkuyu gören Michael’ın davranışları daha da kötüleşirdi. Aşırı çalışma ve kötü davranışlardan zavallıların durumu beter olmuştu.

Sonunda köylüler, iyice umutsuz bir haldelerken, insanlıktan uzak bir hayvan olan Simenoviç’ten kurtulmak için bir şey yapılabilir mi diye düşünmeye başladılar. Gizli gizli buluşmaya ve en doğru şeyin ne olacağını konuşmaya başladılar. Bu toplantılarda en cesur olanları ayağa kalkıp, arkadaşlarına yakınırdı: “ böyle bir zalimin bizi yönetmesine daha ne kadar katlanacağız? Gelin buna bir an önce son verelim çünkü ölmek bile böyle acı çekmekten iyidir. İnsan kılığına girmiş bu şeytanı öldürmek kesinlikle günah sayılmaz!”

Paskalyadan önce toplantılardan birini ormanda yaptılar, Michael köylüleri efendileri için temizlik yapmaya göndermişti. Öğle olunca yemeklerini yediler ve bir araya geldiler. “Niye şimdi kaçmıyoruz? Pek yakında bir hiç olacağız, şimdiden çalışmaktan ölmek üzereyiz, gece gündüz dinlemek yok, kadınlar bile aynı durumda, herhangi bir şeyi onun memnun olacağı şekilde yapmazsak, kusur bulup belki ölene dek kırbaçlanacağız, geçenlerde öldürdüğü zavallı Simenon gibi, daha geçen gün de Anisim’e ölene kadar demir çubukla işkence yaptı, buna daha fazla katlanamayacağımız kesin, bir başkası ‘evet’ dedi. Beklemenin ne faydası var bir an önce harekete geçelim. Michael bu akşam burada olacak ve kesinlikle bize utanç verici şekilde davranacak, gelin onu atından devirelim, bir balta darbesiyle hak ettiği sonu verelim ve bu acılarımıza son verelim, sonra büyük bir çukur açıp, it gibi gömeriz, kimse ona ne olduğunu bilmez, şimdi birlik olacağımıza ve birbirimize ihanet etmeyeceğimize karar verelim.

Son konuşan kişi Vasili Minayef’di, Michael’ın zalimliklerinden şikayet etmek için arkadaşlarınınkinden çok daha fazla sebebi vardı. Michael, adamı her hafta acımasızca kırbaçlama alışkanlığı edinmişti ve karısını da kendisine aşçılık yapsın diye tutmuştu.

Toplantıyı takip eden akşam, Michael, atının üzerinde oraya geldi, yapılan işe bir kusur bulmak için bakmaya başladı ve birkaç ıhlamur ağacın kesildiği için şikayete başladı.

Kızgın kahya “ ıhlamur ağaçları kesilmeyecek demiştim kim kesti bunları? Çabuk söyleyin yoksa hepinizi kırbaçlarım”

Sorulunca suçlu olarak Sidor adlı biri gösterildi, Sidor’un suratı yamyassı edilene dek vurdu, kahya Minayef’i de yeterince iyi çalışmadığı için kırbaçladı.

Akşam serfler tekrar toplandılar, Vasili “ Ah, bizler ne tip insanlarız? Sadece korkak tavşanlarız, erkek değiliz! Birbirimize destek olacağız dedik ama harekete geçmeye gelince hepimiz korkup saklandık! Vaktiyle bir sürü serçe, bir şahine karşı komplo kurmuş ama şahin gözükünce, hepsi çimlerin içine saklanmışlar! Şahin gelip içlerinden birini seçip yemiş ve gitmiş, sonra diğer serçeler “ cik, cik, cik bir kuş kayıp, hangisi! diye, Vanka adlı serçenin öldüğünü anlayınca, “biz bunu hak ettik!” Demişler. Dostlarım siz de aynısını yapıyorsunuz, Michael Sidor’a saldırdığında sözünüzü tutmalıydınız, niye yapmadınız ve bir hamlede onun işini ve bu zulmü bitirmediniz?

Bu nutkun amacı köylüleri kahyayı öldürmek için daha kararlı yapmalarını sağlamaktı, kahya Paskalya tatilinde bile tarlaların sürülmesi, yulaf ekilmesi için emirler vermişti, bunun üzerine köylüler Vasili’nin evinde bir protesto toplantısı daha düzenlediler. “Kahya gerçekten Tanrı’yı unuttuysa ve bize karşı bu suçları işlemeye devam edecekse, onu öldürmemiz gerekli olacak, yoksa ölelim daha iyi, bizim için bir farkı olmayacak”

Buna rağmen Peter Mikhayef isimli, barışçıl bir köylü, bu toplantıya itiraz etti ve “Kardeşlerim, çok büyük bir günaha giriyorsunuz, bir insanın canını almak çok ciddi bir iştir, birinin ölümlü vücudunu ortadan kaldırabilirsiniz, bu mümkün ama bu suçu işleyenlerin ruhu ne olacak? Eğer Michael bize karşı adaletsiz davranmaya devam ederse, Tanrı onu kesinlikle cezalandıracaktır, dostlarım sabredin!” dedi.

Bu pasif sözler Vasili’nin öfkesini daha da arttırdı, “ Peter hep aynı hikayeyi anlatıyor, birini öldürmek günahmış, tabii ki cinayet günahtır ama nasıl biriyle karşıkarşıyayız dikkate almak lazım, iyi bir adamı öldürmenin yanlış olduğunu hepimiz biliyoruz ama böyle bir itin canını Allah bile alır, bu bizim görevimiz, insanlığa sevgimiz varsa, kuduz bir köpeği vurmamız gerekir, onu hayatta bırakmak günah olur, bu yüzden yakınacaksak, insanların iyiliği için olsun, bize teşekkür edeceklerdir, daha fazla sessiz kalırsak, ödülümüz kırbaçlanmak olacak. Mikhayef sen saçmalıyorsun, Paskalya tatilinde çalışarak gireceğimiz günahı niye düşünmüyorsun? Sen tatilde çalışmayı red mi edeceksin?

Peter “ eğer beni sabana gönderirlerse gideceğim ama kendi irademle gitmeyeceğim ve Tanrı bu günahın kime ait olduğunu bilecek ve işleyeni cezalandıracak. Onu unutmamalıyız, kardeşlerim size sadece kendi fikirlerimi söylemiyorum, Tanrı’nın hükümlerine göre kötülüğe kötülükle karşılık verilmez, eğer kötülüğü bu şekilde yok etmeye çalışırsanız başınıza daha da belalar gelir, adamı öldürmeniz zor olmaz ama onun kanı sizin kanınızı da kirletir, kötü bir adamı öldürdüğünüzü – bir şeytandan kurtulduğunuzu – düşünebilirsiniz fakat kısa süre sonra içinize kötülük tohumlarının ekildiğini görürsünüz, belaya teslim olursanız sizi bulur.

Peter köylüler arasında sevilen biri olduğundan, sonuçta zavallı köleler ikiye bölündüler: Vasili’yi tutanlar ve Peter’i tutanlar.

Paskalya’nın Pazar gününde, hiç iş yapılmadı. Akşama doğru kahyanın evinden biri geldi ve “kahyamız Michael Simenoviç yarın tarlaya gidip arpa ekmenizi emretti” dedi. Ve köydekilere ertesi günün işleri için kimilerine nehir kıyısında, kimilerine yol için direktifler verdi, zavallılar kederden o kadar perişandılar ki, kiminin gözlerinden yaşlar akıyordu, fakat hiç kimse kahyanın emrine karşı gelmeye cesaret edemedi.

Paskalya pazarının olduğu sabah, kilise çanları insanları dini vecibeleri için çağırır ve başkaları tatilin keyfini çıkartırken, biçare köylüler tarlayı sürmeye başladılar. Kahya oldukça geç geldi ve çiftlikte şöyle bir gezindi, evin içindeki uşaklar, hizmetçiler işlerini yapıyorlardı ve bayramlıklarını giymişlerdi. Kahyanın karısı ve adet olduğu üzere onları ziyarete gelen dul kızı da kiliseden dönüyorlardı. Kaynayan bir semaver onları bekliyordu, çaylarını içmeye başladılar, kahya piposunu yaktı ve uşağı çağırdı.

“ e, köylülere bugün tarlayı sürmeleri söyledin mi?”

“ evet efendim söyledim”

“hepsi tarlaya gitti mi?”

“ evet efendim hepsi gitti, başlayacakları yere ben kendim götürdüm ”

“ çok iyi sen emirlerini verdin ama tarlayı sürüyorlar mı? Hemen gidip bak, onlara akşam yemeğinden sonra bakmaya geleceğimi söyle, bir buçuk hektarlık yer sürmelerini bekliyorum, işi iyi yapsınlar, yoksa paskalya olduğuna bakmam hepsini cezalandırırım”

“ duydum efendim söylerim”

Uşak gidecekti ki, kahya tekrar çağırdı biraz tereddüt ettikten sonra, sıkılmış gibi şöyle söyledi:

“ Aklıma gelmişken bu herifler benim için ne diyorlar dinleyeceksin, eminim bana lanet ediyorlardır, söyledikleri tam olarak neler diyorlar bana söylemeni istiyorum, bu hainleri tanırım, iş yapmayı sevmezler onlara kalsa bütün gün tembellik ederler, bayramda da yiyip, içip eğlenirler, ama tarla sürülmezse sonra geç olacağını unutuyorlar, git ve benim arkamdan neler söylüyorlar dinle ve hepsini bana anlat”

“anladım efendim tamam”

Uşak arkasını döndü, atına bindi ve serflerin ağır koşullarda çalıştığı tarlaya gitti.

Michael’ın çok iyi kalpli bir kadın olan karısı tesadüfen onunla uşak arasındaki bu konuşmaları duymuştu. Adama yaklaşarak şöyle dedi:

Sevgili Mişinka (Michael’in kısaltılmışı)bu kutsal günün ehemiyetini göz önüne alman için sana rica ediyorum, Allah aşkına günaha girme, bırak zavallı mujikler evlerine gitsinler.

Michael güldü fakat karısının bu insancıl ricasına bir cevap vermedi, sonunda dedi ki:

Epeydir kırbaçlanmadın ve seni ilgilendirmeyen işlere burnunu sokacak kadar dayılanıyorsun.

Karısı “ Mişinka, dün seninle ilgili korkunç bir rüya gördüm, mujikleri bıraksan iyi edersin” diye ısrar etti.

Adam “galiba kırbacı hissetmeyecek kadar fazla yağlandın! Dikkat et!” dedi.

Kaba bir şekilde piposunun dumanın karısının yanağına üfledi ve kadını odasına kovaladı, sonra da yemeğini getirmelerini emretti, lahana çorbası, domuz kızartması, etli börek, sütlü krema, jöle, kekler ve votkadan oluşan ağır bir yemek yedikten sonra karısını çağırdı, ona oturup, şarkı söylemesini söyledi. Kendisi de gitarla ona eşlik etti.

Böylece eğlenirken, uşağı döndü, efendisini selamladıktan sonra serflerle ilgili istediği bilgileri vermeye başladı.

Michael “ee, tarlayı sürüyorlar mı?”

Evet, neredeyse yarısını bitirmişler..

Yanlış bir şey yapmışlar mı?

Hayır ben bir şey bulmadım, işi iyi yapmışa benziyorlar, belli ki sizden korkuyorlar.

Toprak nasıl?

Çok iyi, iyice yumuşamış görünüyordu

Bir anlık duraksamadan sonra Simenoviç “ee, arkamdan neler söylüyorlar, eminim lanet ediyorlardır” dedi.

Uşak biraz duraksadı, Michael ona konuşmasını ve tüm gerçeği anlatmasını emretti

“ Bana hepsini anlat, tam olarak kullandıkları kelimeleri bilmek istiyorum, gerçeği söylersen seni mükafatlandırırım ama benden bir şey saklarsan cezalandırırım, baksana Katerina, şuna bir bardak votka ver de cesaretlensin”

Efendisinin sağlığına içkiyi içtikten sonra uşak kendi kendisine “onu övmüyorlarsa benim suçum değil, gerçeği anlatacağım” dedi. Sonra kahyaya dönerek

“Şikayet ediyorlar Michael Simenoviç, çok şikayet ediyorlar!” Dedi.

Michael “ Tamam da ne diyorlar?” Söyle!

“Şeyy, Tanrı’ya inanmıyor” diyorlar.

Michael gülerek ‘bunu hangisi söyledi? Diye sordu

“Bu onların ortak fikri gibi, şeytana uymuş” diyorlar.

Kahya çok hoş diyerek güldü “peki her biri ne diyor, Vasili ne diyor?”

Uşak arkadaşlarına ihanet etmek istemiyordu fakat Vasili’ye karşı garezi vardı ve

“O hepsinden çok size bela okudu” dedi.

“İyi de ne dedi?”

“Tekrarlaması çok korkunç, bir it gibi geberecek, tövbe etmeye şansı olmayacak” dedi

“Hain herif, korkmasa beni öldürür, tamam Vasiliyle hesaplaşırız, peki Tişka ne dedi, eminim bana it demiştir”

“Hepsi de sizden şikayet ediyorlardı, ama söylediklerini tekrar etmek bana güç geliyor”

“Güç ya da değil söyle sen”

“Bazıları boynunuzun kırılması gerektiğini söyledi”

Simenoviç bundan çok hoşlanmış gibi kahkahayla güldü,

“Kimin boynu kırılacak görürüz, bu Tişka’nın mı fikriydi? Arkamdan iyi şeyler söylemediklerini tahmin ediyordum ama bu kadar bela ve tehdit beklemiyordum ya Peter Mikayef o aptal da bana bela okudu mu?”

“Hayır, o size hiç bela okumadı, aralarında sessiz olan tek oydu, Mikayef çok zeki bir köylü ve bazen beni çok şaşırtıyor, davranışlarına bütün köylüler şaşırdı”

“Ne yaptı?”

“Çok şaşırtıcı bir şey yaptı, özenle tarlayı sürüyordu, ona yaklaştığımda tatlı tatlı şarkı söylediğini duydum sabah demirlerinin arasında ışıldayan çok parlak bir şey gördüm”

“Neydi o çabuk söyle?”

“Küçük, 5 kapiklik (Rus para birimi) bir mumdu, parlak parlak yanıyordu ve rüzgar söndürmüyordu, Peter yeni bir gömlek giymişti ve bir yandan tarlayı sürerken bir yandan da ilahi söylüyordu ne kadar hareket etse de mum yanmaya devam etti, benim önümde pulluğu kuvvetle sarstı ama saban kulaklarının arasındaki muma hiçbir şey olmadı”

“Peki Mikayef ne dedi?”

“Dünyada barış ve iyi niyet olmalı” dedi ve sürmeye şarkı söylemeye devam etti, mum da daha parlak yanmaya devam ediyordu

Şimdi Simenoviç gülmeyi bırakmıştı, gitarını da bir yana koydu, başını önüne eğip düşünmeye başladı, uşağı ve aşçıyı gönderdi, sonra da kendini yatağa attı, büyük bir kederi varmış gibi inliyor, içini çekiyordu, karısı gelip nazik bir sesle konuşmaya başladığında kadını dinlemedi ve bağırarak

“Beni yendi, sonum geldi” dedi.

Karısı kızgın kızgın “Ne demek istiyorsun?” diye sordu. “Gidip benim söylediklerimi yaparsan, tehlikede olmazsın, hadi Mişinka, senin için atı eğerleteyim”

Atı getirdiklerinde kadın Mişinka’nın ata binmesine yardım etti ve serflerle ilgili söylediklerini yerine getirmesini istedi. Kahya köye vardığında, bir kadın girmesi için kapıyı açtı, kahyanın geldiğini gören tüm köylüler korkuyla oraya, buraya, bahçeye filan kaçmaya, saklanmaya başladılar.

Sonra Michael öteki kapıya gitti, o kapı da kapalıydı atının üzerindeyken kapıyı açamayacağı için yardım istedi ama çağrısına kimse gelmedi. O da attan indi ve kapıyı kendisi açtı, fakat yeniden atına binerken ve bir ayağı üzengiye takılıyken, at birkaç domuzdan ürktü ve fırladı, kahya attan demir parmaklıkların üzerine düştü ve sivri parmaklıklardan bir tanesi midesine saplandı ve adam bilinçsizce yere yığıldı.

Akşama doğru köylüler köyün kapısına gelince, atları içeri girmek istemedi, etrafa bakan köylüler, bir kan gölünün ortasında yatan kahyanın cesedini gördüler. Sadece Peter Mikayef attan inmeye cesaret etti, yüzükoyun yatan adamın yanına gitti, adamın gözlerini kapattı ve sonra onu bir arabaya koyup, evine götürdüler.

Asilzade kahyasının başına gelen talihsiz kazayı ve yaptığı zalimlikleri öğrenince, serfleri serbest bıraktı, kendi arazisinde tarım yapmaları için çok küçük bir ücrete onlara kiraya verdi.

Ve böylece, köylüler tanrının gücünün kötülükle değil, iyilikle kendini belli ettiğini anladılar.

Mum
Leo Tolstoy:
Çeviren: Müjde Dural

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Cizre’de görev yapan 10 öğretmenin, öğrencilerine gönderdiği şiir: “Senin hikayen, Benim hikayem!”

En karanlık geceden/ Nice güneşler doğar/ Ve sen en kıymetlim/ En güzel günlerinin habercisi

Kapat