Bir Süre Sessizlik Vardı: Neredeyse Hiç Konuşmadılar – Gönenç Kaytaz

picasso“Sevgiyi aramak mı?” dedi Genç kadın, dudaklarında alay asılı bırakarak. Sustu. Birkaç şairane laf düşündü karşısında oturan Genç adam için yazılmayı bekleyen. “Evet ya… Aramak.” diye karşılık verdi genç adam. Genişleyen gözlerine kısacık dalıvermişti o anda genç kadın, iri ve parlak bakışlarıyla gerçekliği sınarcasına. Dayanamadı, ardından zorlama, dişi bir kahkaha fırlattı, tüm masalara uzanan. Daha ne olsun ki? der gibi, avuçlarını hafifçe iki yana doğru gösterip, kaşlarını da kaldırarak: “Bu, insanı saçmalatır ama!” dedi. Hayatımda bu kadar yapmacık, bu kadar kendini beğenmiş bir insan daha görmedim, diye düşündü genç adam. Kıstı gözlerini; ağır ağır gezdirdi karşısındakinin yüzünde. Fazla zaman geçmemişti.

Genç kadın tuttuğu gülümseyişini saklamak istermişçesine masaya doğru eğdi yüzünü. O anda, (Genç kadın) yüzünü tekrar kaldırmadan, sessizce, kaçıp gitmeyi düşündü genç adam. Kuru kaldırımlardan yükselen ıslak hava kokusuna karışmış kadife gecenin içindeki adımlarını hissediyordu artık. Getto mahallelerinden çıkma bir çocuk gibiydi. Yalnız ve bol hayal doluydu. Peki genç kadın, gerçekten de gitmesini mi istiyordu?
Yoksa kalıp, acılar mı paylaştırmaktı tüm gerçekleri?… Netleştirdi gözlerini genç adam.
Karşısındaki -sanki- halen bir ayindeymişçesine başı eğik ve sessizce durmaktaydı tutan tutam sarkan uzun ve kara saçlarının ardında. Bir karar vermeliydi o zaman. Hava katılaşmış, göğsüne çöküyordu sanki. Midesi bulandı. Her şey onu kalkmaya zorluyordu adeta. Düşündü. Elleriyle sandalyesinin iki ucuna tutundu. Kendisini itmesi yeterli olacaktı. İttiğinde kalkacak, her şey sonlanacak ve hızlıca uzaklaşacaktı bu masadan… Peki, itmiş miydi kendisini? Arkasına bile bakmadan, göğsünde bir anda atıvermeye başlayan ve tanımlayamadığı ağırlığı ile birlikte çıkıp gitmiş miydi o külfet dolu sisin içinden?…

Aralarında umursamazca dikilen tahta masanın üzerindeki kül tablasından usulca, bitmeye yakın bir sigarı dumanı yükseliyordu; İki kahve bardağı, sigara paketi, marketten alınmış klasik mavi bir çakmak, üzerinde “Aylak adam” yazan sarı, ince bir kitap ve defalarca katlanıp buruşturulmuş bir kağıt parçası da suskun, gelişi güzel beklemekteydi. Çevre masalardan, sanki ucuz bir filmin sahnesine benzer, hep aynı aralıklarda, aynı tonlarda ve aynı cümleli sesler yükselmekteydi. Böyle anlarda sanki sessizlik oluşuyordu, diye düşündü genç adam. Yani sessizlik denilen şey sanki seslerin devamlı aynı düzeyde takılı kaldığı anlara aitmiş gibiydi. Fakat biranda kulakları sağır eden ince bir ses ile irkildiklerinde her şey, tüm bu nöbet, bir anda dağılıvermiş, bir zırh gibi kaplı bulutların rüzgar karşısında halı gibi yuvarlanıp uzaklaşıvermesine benzer, yok olmuş ve ardından, elleri sandalyesinin kenarlarında masaya bakar haldeyken bulmuştu kendisini genç adam.
Karşısındakiyle önce birbirlerine sonra da sesin geldiği yöne doğru çevirdiler bakışlarını. Ötedeki masaların birindendi gelen ses. Kadının biriydi üstelik, elinde de tuttuğu içki şişesiydi, adamın kafasında sivri dişleriyle kırılandı. “Neler oluyor burada?” dedi genç adam. Bir düşten yeni uyanmış gibiydi. Kadın nefes vererek alaylı gülümsedi. “Ne olacak” dedi, “görmüyor musun? Adam bir güzel şişe yedi işte” İkisi de önlerindeki masaya doğru eğilmiş, izlemekteydiler henüz durulan masayı. genç kadının bu son sözü, genç adamın hızlıca geri çekilip sandalyesine yaslanmasına neden oldu. Karşısındakine, -sanki- salonun diğer ucuna kadar gidip oradan bakıyormuş gibi baktı.
Genç kadın hiç oralı değildi. “Baksana…” diye devam etti, aralarında bir sır paylaşıyordu sanki.
“Adam’ın başı kanıyor!”. Genç adam dönüp bakmadı bile. Bir “Evet” dedi ama. Sadece bir evet. Ve bir “Evet”, ancak bu kadar anlamının dışında olabilirdi, diye düşünmüş olacaktı ki, “Ne, evet!” diye bağırıverdi genç kadın oracıkta elleri küçülerek. Sanki gözlerini birazdan şaşı yapıp karşısındakinin onu güldüreceğini düşündü genç adam. Güldürmemişti; ama öylece bakıveriyordu hala. “Ne işin var senin burada?” diye ekledi genç kadın. Sesi soğuktu ve renksiz. “Söylesene…” Genç adamın aklına sahilde dolaşan insanlar geldi. “Hiç…” dedi. Çiçek kokulu bir bahar sabahına iyi bir uyku ile uyanmış gibiydi. “Burayı seviyorum ben biliyorsun: Şu pencereyi, açılan caddeyi, içtiğim kahveyi…” kahveyi derken bir yudum aldı, “… Işıkların geç yanışını bile hatta…” Saat dokuza geliyordu, ışıklar yakılmamıştı. Son bir mavilik, cadde üzerinde ölü bir balık gibi uzanıktı. “Burası,benim mahallem…” “Senin mahallen mi?” diye karşılık verdi aniden genç kadın; gözlerinde öfke, yenilgi, şaşkınlık, yalnızlık, üzüntü, çaresizlik… “Evet.” dedi genç adam, “benim mahallem”. Genç kadın, sonunda ifadesiz kalan gözlerini genç adama bir mızrak gibi dikti. Ve üzerine doğru eğildiği masanın altında sakladığı ellerini çıkarmadan sipsivri fısıldadı, “Git buradan…”. Kısık bir ses, donmaya yakın cam dudaklar, katranla bulanık bir ok ucu, artık bir ses bile değil ki, belki de bir sel gibi… Geri çekildi her ikisi de. Bir süre sessizlik vardı. Bir süre karşılaşmama. Bir süre parmaklarının arasında arandı belirsiz nesneler. Genç kadın biliyordu karşısındakinin kalkıp da gitmeyeceğini. İki kahve de hemen söylenmedi bu yüzden. Söylendiğinde de, kahve koyuluğunda dalındı harelenmelere. Göğüslerinde, nefese dönüşüverdi sesleri. Saklaştı ayaklar, parmaklar.
İtişerek, gülüşerek, kalkanlar da oldu öte masalardan. Son anda kollarına yapışanlar, düşmekten ve o anda yükselen dişi bir kahkaha, ardından duyarsız bakışlar…

Çok fazla geçmemişti zaman. Biri bin bir düşünceyle boş bardağındaydı o ara. Biri derin bir sigara çekmişti paketinden, uzak bir köşeye üfleyerek. Neden sonra, vakitlerin bir vaktinde, ne uzun ne de kısa bir zaman dilimi içinde, yükselen biri oldu o masadan, yere düşen bir un sessizliğinde.
Ardından da diğeriydi… Birbirlerinin beşer liralarını bırakanlardı onlar. Onlar kapı çıkışındaydılar.
Sararan sahneyi de geride unutacak olanlardı. Biri bir yönde, biri de bir yönde, ayrılan da, kaybolan da, yine onlar olacaktı bina köşelerinde.

Öykü: Gönenç Kaytaz
Neredeyse Hiç Konuşmadılar

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz