Tanrı’nın Seçilmiş İnsanlarıyla İlişkisinin Boyutları ve Telmihi Tam Olarak Nedir?

Kötü adamların evleri haksızca kazanılmış servetlerle dolu, bilmiyor muyum sanıyorsunuz? Eksik ölçek lanetlidir. Hileli terazi kullanan, torbasında eksik ağırlıklar olan adamı nasıl aklayayım? Kentin zenginleri zorba, halkı da yalancıdır. Dillerinden aldatıcı sözler dökülür. Günahlarınızdan ötürü yıkımınızı, mahvınızı hazırladım bile. Yiyecek, ama doymayacaksınız. Aç kalmayacak karnınız, biriktireceksiniz, ama saklayamayacaksınız. Koruyabildiğinizi kılıçla yok edeceğim. Ekecek, ama biçemeyeceksiniz. Zeytin ezecek, ama yağını sürünemeyeceksiniz. Üzümü sıkacak, ama şarabını içemeyeceksiniz. Kral Omri’nin buyruklarına, Ahav9 soyunun kötü âdetlerine uyduğunuz, onların törelerini izlediğiniz için sizi utanca boğacağım, yıkıma uğratacağım.

Tanrı’nın Seçilmiş İnsanlarıyla İlişkisinin Boyutları ve Telmihi Tam Olarak Nedir?

Kehanet ve falcılık, çoğu insan topluluğunda var olan kadim bir uğraştır. Nitekim İsrail ve Yahuda krallıkları da bundan paylarını alır. Kâhinlerin çoğu unutulmuş olmakla birlikte, (bu noktada, okurun dikkatini “kâhin” sözcüğünün “peygamber, nebi, resul” gibi eşanlamlı kullanımlarına çekmek isteriz) Yakup’un sulbünden olan üç grup hafızalara silinmeyecek şekilde yerleşmiştir. Bunlardan ikisi, Yahudi tarihinin kriz dönemlerinde, İsrail ve Yahuda krallıklarının düşüşlerinin hemen öncesinde ortaya çıkar, Tanrı’nın mesajını iletmek için seçtiği insanlara fevkalade kızgın olduğu, kendilerine vaat ettiği ve varlık nedenleri olarak bildikleri anayurtlarını ve anayurt-larıyla olan tüm bağlantılarını yok etmeye hazırlandığı şeklinde, inanılmaz haberler verir. Kehanetler doğrulanır. Yahudiler sürgüne düşer. Telafi edilebilecek gibi görünmeyen sürgün faciasına rağmen, Yahudilerin yüreklerini, cesaret ve inançlarını tazelemenin yollarını arayan kâhinler üçüncü grubu oluşturur. Söz konusu bu kehanetler, Eski Ahit’te yer aldıkları şekilleriyle kayda geçirilmiş, günümüze kadar gelmişlerdir Seçilmiş insanların Tanrı’larıyla ilişkileri üzerinde kafa yoran kâhinler, Yaradan’ın genel olarak yarattıklarıyla ve insanlarla, özel olarak da İsrail halkıyla münasebetlerine ilişkin yeni ve derinlikli görüşler ortaya koyar. Kuzey Krallığı’nın, yani İsrail’in düşeceği kehanetinde bulunduğu kaydedilen Amos, kehanetlerini “yazıya” döken ilk kâhinlerdendir.

Amos
Ey İsrail halkı kulak ver, üzerine yakacağım ağıtın sözlerine: “Düştü erden kız İsrail; bir daha kalkamaz; serilmiş kendi toprağına; kaldıran yok.” Bu yüzden Egemen RAB şöyle diyor: “Bin kişiyle savaşa çıkan kentin, yüz adamı sağ kalacak; yüz kişiyle çıkanın, on adamı kalacak İsrail halkına.”
Bu yüzden RAB, İsrail halkına şöyle diyor: “Bana yönelin, yaşarsınız (…) RAB’be yönelin, yaşarsınız; yoksa Yusuf soyunda bir ateş gibi parlar; Beytel’i yakıp yok eder; yangını söndürecek kimse çıkmaz. Ey adaleti acı pelin otuna çevirenler, doğruluğu yere çalanlar! Ülker ve Orion takımyıldızlarını yaratan, zifiri karanlığı sabaha çeviren, gündüzü geceyle karartan, deniz sularını çağırıp yeryüzüne dökenin adı RAB’dir. Kaleyi ansızın yıkar, surlu kenti yerle bir eder.
Mahkemede kendilerini azarlayanlardan nefret ediyor, doğru konuşandan iğreniyorlar. Yoksulluğu ezdiğiniz, ondan zorla buğday kopardığınız için yaptığınız yontma taş evlerde oturmayacak, diktiğiniz güzel bağların şarabını içmeyeceksiniz. Çünkü isyanlarınızın çok, günahlarınızın sayısız olduğunu biliyorum. En doğru kişiye baskı yapan, rüşvet alan, mahkemede mazlumun hakkını yiyenler! Bu yüzden susmak düşer akıllı insana böyle bir zamanda, çünkü zaman kötüdür.
Kötülüğe değil, iyiliğe yönelin ki, yaşayasınız; böylece dediğiniz gibi, RAB, Her Şeye Egemen Tanrı sizinle olur. Kötülükten nefret edin, iyiliği sevin, mahkemede adaleti koruyun. Belki RAB, Her Şeye Egemen Tanrı, Yusuf’un soyundan sağ kalanlara lütfeder.
Bu yüzden RAB, Her Şeye Egemen Tanrı RAB, şöyle diyor: “Bütün meydanlarda çığlık kopacak, sokaklarda inim inim inleyecekler; ırgatları yas tutmaya, ağıtçıları feryat etmeye çağıracaklar. Bütün bağlarda çığlık kopacak, çünkü ben aranızdan geçeceğim.” RAB böyle diyor.
Vay başına, RAB’bin gününü özlemle bekleyenlerin! Niçin özlüyorsunuz RAB’bin gününü? O gün aydınlık değil, karanlık olacak. Nasıl ki, biri aslanın önünden kaçar da karşısına ayı çıkar; evine döner, elini duvara dayar da elini yılan sokar. RAB’bin günü aydınlık değil, karanlık olmayacak mı? Hem de zifiri karanlık, bir parıltı bile yok.
RAB şöyle diyor: “İğreniyorum, tiksiniyorum bayramlarınızdan; hoşlanmıyorum dinsel toplantılarınızdan. Yakmalık ve tahıl sunularınızı bana sun-sanız bile kabul etmeyeceğim; besili hayvanlarınızdan sunacağınız esenlik sunularına dönüp bakmayacağım. Uzak tutun benden ezgilerinizin gürültüsünü; çenklerinizin sesini dinlemeyeceğim. Bunun yerine adalet su gibi, doğruluk ırmak gibi sürekli aksın.
“Ey İsrail halkı, çölde kırk yıl boyunca bana mı kurbanlar, sunular sundunuz? Gerçekte kralınız Sakkut’u, putunuz Kayvan’ı, kendiniz için yaptığınız ilahın yıldızını taşıdınız. Bu yüzden sizi Şam’ın ötesine süreceğim.” RAB böyle diyor, O’nun adı Her Şeye Egemen Tanrı’dır.
Yeşaya, Yahuda Krallığı’nın ve İsraillilerin Tanrısı’nın yegâne tapınağının olduğu Kudüs’ün (Yeruşalim) düşeceği kehanetinde bulunur.

Yeşaya
Yahuda kralları Uzziya, Yotam, Ahaz ve Hizkiya zamanında Amos oğlu Yeşaya’nın Yahuda ve Yeruşalim’le ilgili görümü:
Ey gökler dinleyin, ey yeryüzü kulak ver! Çünkü RAB konuşuyor: “Çocuklar yetiştirip büyüttüm ama bana başkaldırdılar. Öküz sahibini, eşek efendisinin yemliğini bilir ama İsrail halkı bu kadarını bile bilmiyor; halkım anlamıyor.” Günahlı ulusun, suç yüklü halkın, kötülük yapan soyun, baştan çıkmış çocukların vay haline! RAB’bi terk ettiler, İsrail’in kutsalını hor gördüler, O’na sırt çevirdiler. Neden bir daha dövülesiniz? Neden vefasızlığı sürdürüyorsunuz? Baş büsbütün hasta, yürek büsbütün yaralı; bedenininiz tepeden tırnağa sağlıksız, taze darbe izleriyle, yara bereyle dolu, temizlenmemiş, yağla yumuşatılmamış, sarılmamış. Ülkeniz ıssız, kentleriniz ateşe verilmiş. Yabancılar topraklarınızı gözünüzün önünde yiyip bitiriyor! Sanki ülkenin kökünü kazımışlar. Sion kızı bağdaki çardak, salatalık bostanındaki kulübe gibi, kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış. Her Şeye Egemen RAB bazılarımızı sağ bırakmamış olsaydı, Sodom gibi olur, Gomora’ya8 benzerdik.
Ey Sodom yöneticileri, RAB’bin söylediklerini dinleyin; ey Gomora halkı, Tanrımız’ın yasalarına kulak verin. “Kurbanlarınızın sayısı çokmuş, bana ne?” diyor RAB, “yakmalık koç sunularına, besili hayvanların yağına doydum. Boğa, kuzu, teke kanı değil istediğim. Huzuruma geldiğinizde avlularımı çiğnemenizi mi istedim sizden? Anlamsız sunular getirmeyin artık. Buhurdan iğreniyorum. Kötülük dolu törenlere, Yeni Ay, Şabat Günü kutlamalarına ve düzenlediğiniz toplantılara dayanamıyorum. Yeni Ay törenlerinizden, bayramlarınızdan nefret ediyorum. Bunlar bana yük oldu, onları taşımaktan yoruldum. Ellerinizi açıp bana yakardığınızda gözlerimi sizden kaçıracağım. Ne kadar çok dua ederseniz edin dinlemeyeceğim. Elleriniz kan dolu. Yıkanıp temizlenin, kötülük yaptığınızı gözüm görmesin, kötülük etmekten vazgeçin. İyilik etmeyi öğrenin, adaleti gözetin, zorbayı yola getirin, öksüzün hakkını verin, dul kadını savunun.”
RAB diyor ki, “Gelin, şimdi davamızı görelim. Günahlarınız sizi kana boyamış bile olsa kar gibi ak pak olacaksınız. Elleriniz kırmız böceği gibi kızıl olsa da yapağı gibi bembeyaz olacak. İstekli olur, söz dinlerseniz, ülkenin en iyi ürünlerini yiyeceksiniz. Ama direnip başkaldırırsanız, kılıç sizi yiyip bitirecek.” Bunu söyleyen RAB’dir.
Sadık kent nasıl da fahişe oldu! Adaletle doluydu, doğruluğun barınağıydı, şimdiyse katillerle doldu. Gümüşü cüruf oldu, şarabına su katıldı. Yöneticileri asilerle hırsızların işbirlikçisi; hepsi rüşveti seviyor, armağan peşine düşmüş. Öksüzün hakkını vermiyor, dul kadının davasını görmüyorlar.
8 Sodom ve Gomora, Hz. Lût döneminde Tanrı’nın gazabına uğramış olan iki şehir.
Bu yüzden RAB, Her Şeye Egemen RAB, İsrail’in Güçlüsü şöyle diyor: “Hasımlarımı cezalandırıp rahata kavuşacağım, düşmanlarımdan öç alacağım. Sana karşı duracak, kül suyuyla arıtır gibi seni cüruftan arıtıp temizleyeceğim. Eskiden, başlangıçta olduğu gibi, sana yöneticiler, danışmanlar yetiştireceğim. Ondan sonra, ‘Doğruluk Kenti’, ‘Sadık Kent’ diye adlandırılacaksın. Sion adalet sayesinde, tövbe edenleri de doğruluk sayesinde kurtulacak. Ama başkaldıranlarla günahlılar birlikte yıkıma uğrayacaklar. RAB’bi terk edenler yok olacak. Sevip altında tapındığınız yabanıl fıstık ağaçlarından utanacaksınız; putperest törenleriniz için seçtiğiniz bahçelerden ötürü yüzünüz kızaracak. Yaprakları solmuş yabanıl fıstık ağacına, susuz bahçeye döneceksiniz. Güçlü adamlarınız kıtık gibi, yaptıkları işler kıvılcım gibi olacak; ikisi birlikte yanacak ve söndüren olmayacak.”
Amos oğlu Yeşaya’nın Yahuda ve RAB’bin tapınağının kurulduğu dağ, son günlerde dağların en yücesi, tepelerin en yükseği olacak. Oraya akın edecek ulusların hepsi. Birçok halk gelecek, “Haydi RAB’bin Dağı’na, Yakup’un Tanrısı’nın Tapınağı’na çıkalım,” diyecekler, “O bize kendi yolunu öğretsin, biz de O’nun yolundan gidelim.” Çünkü Yasa Sion’dan, RAB’bin sözü Yeruşalim’den çıkacak. RAB uluslar arasında yargıçlık edecek; birçok halkın arasındaki anlaşmazlıkları çözecek. İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri, mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, savaş eğitimi yapmayacaklar artık.
Ey Yakup soyu, gelin RAB’bin ışığında yürüyelim. Ya RAB, halkını, Ya-kup soyunu terk ettin, çünkü yürekleri Doğu kökenli inançlarla dolu. Filistinliler gibi falcılıkla uğraşıyor, yabancılarla el sıkışıyorlar. Ülkeleri altınla, gümüşle dolu, hazinelerinin sonu yok, sayısız atları, savaş arabaları var. Ülkeleri putlarla dolu; elleriyle yaptıkları, parmaklarıyla biçim verdikleri putların önünde eğiliyorlar. Bu yüzden herkes alçaltılıp dize getirilecek. Onları bağışlama, ya RAB! RAB’bin dehşetinden, yüce görkeminden kaçmak için kayalıklara gidin, yerin altına saklanın; insanın küstah bakışları alçaltılacak, gururu kırılacak, o gün yalnız RAB yüceltilecek.
Çünkü Her Şeye Egemen RAB o gün kibirlileri, gururluları, kendini beğenmişleri alçaltacak; Lübnan’ın bütün ulu, yüksek sedir ağaçlarını, Başan’ın bütün meşelerini yok edecek; bütün ulu dağları, yüksek tepeleri, bütün yüksek kuleleri, güçlü surları yerle bir edecek; ticaret gemilerinin, güzel teknelerinin hepsini yok edecek. İnsanların gururu, kibri kırılacak; o gün yalnız RAB yüceltilecek, putlar tümüyle ortadan kalkacak. RAB kalkıp yeryüzünü sarsmaya başlayınca, insanlar O’nun dehşetinden ve yüce görkeminden kaçmak için mağaralara, yeraltı kovuklarına saklanacaklar. O gün insanlar yeryüzünü sarsmak üzere harekete geçen RAB’bin dehşetinden ve yüce görkeminden kaçmak için tapmak amacıyla yaptıkları altın, gümüş putları köstebeklere, yarasala atıp kaya kovuklarına, uçurumlardaki yarıklara saklanacaklar. Ölümlü insana güvenmekten vazgeçin. Onun ne değeri var ki?

Mika, İsraillilerin Tanrısı adına konuşarak, Yahudalıları O’nun sözünden çıktıkları için kınar.

Mika
RAB’bin söylediklerine kulak verin: Kalkın, davanızı dağların önünde dile getirin. Tepeler duysun sesinizi. Ey dağlar ve yeryüzünün sarsılmaz temelleri, RAB’bin suçlamasını dinleyin. Çünkü RAB halkından davacı, İsrail’den şikâyetçi. “Ey halkım, sana ne yaptım?” diyor RAB, “Sana nasıl yük oldum, yanıtla. Seni Mısır’dan ben çıkardım, ben kurtardım seni kölelik diyarından (.) RAB’bin adaletini o zaman anlayacaksınız.”
RAB’bin önüne ne ile çıkayım, yüce Tanrı’ya nasıl tapınayım? O’nun önüne yakmalık sunuyla mı, bir yaşında danaya mı çıkayım? Binlerce koç sunsam, zeytinyağından on binlerce dere akıtsam, RAB hoşnut kaldı mı? Suçuma karşılık ilk oğlumu, işlediğim günah için bedenimin ürününü versem olur mu? Ey insanlar, RAB iyi olanı size bildirdi; adil davranmanızdan, sadakati sevmenizden ve alçakgönüllülükle yolunda yürümenizden başka Tanrınız RAB sizden ne istedi?
Dinleyin! RAB kente sesleniyor. O’nun adından korkmak bilgeliktir. Diyor ki, “Ey halk ve kent meclisi, dinleyin. Kötü adamların evleri haksızca kazanılmış servetlerle dolu, bilmiyor muyum sanıyorsunuz? Eksik ölçek lanetlidir. Hileli terazi kullanan, torbasında eksik ağırlıklar olan adamı nasıl aklayayım? Kentin zenginleri zorba, halkı da yalancıdır. Dillerinden aldatıcı sözler dökülür. Günahlarınızdan ötürü yıkımınızı, mahvınızı hazırladım bile. Yiyecek, ama doymayacaksınız. Aç kalmayacak karnınız, biriktireceksiniz, ama saklayamayacaksınız. Koruyabildiğinizi kılıçla yok edeceğim. Ekecek, ama biçemeyeceksiniz. Zeytin ezecek, ama yağını sürünemeyeceksiniz. Üzümü sıkacak, ama şarabını içemeyeceksiniz. Kral Omri’nin buyruklarına, Ahav9 soyunun kötü âdetlerine uyduğunuz, onların törelerini izlediğiniz için sizi utanca boğacağım, yıkıma uğratacağım. Halkım olarak aşağılanmaya dayanmak zorunda kalacaksınız.”
9 Ahav, Omri’nin oğlu, İÖ 722’de Asurlular tarafından işgale uğramadan önce, kuzey İsrail Krallı-ğı’nın kralı; Yunus Peygambere, karşı çıkmasıyla maruftur.

Ve nihayet, sürgünün büyük peygamberi Yeşaya, geçtikleri darboğazda insanlar için teselli kaynağı olur, onlara umut verir.

Yeşaya
Ey Yakup soyu, seni yaratan, Ey İsrail, sana biçim veren RAB şimdi şöyle diyor: “Korkma, çünkü seni kurtardım, seni adınla çağırdım, sen benim-sin. Suların içinden geçerken seninle olacağım, ırmakların içinden geçerken su boyunu aşmayacak. Ateşin içinde yürürken yanmayacaksın, alevler seni yakmayacak. Çünkü senin Tanrın, İsrail’in kutsalı, seni kurtaran RAB benim. Fidyen olarak Mısır’ı, sana karşılık Kuş ve Seva diyarlarını verdim. Gözümde değerli ve saygın olduğun, seni sevdiğim için senin yerine insanlar, canın karşılığında halklar vereceğim. Korkma, çünkü seninleyim, soyundan olanları doğudan getireceğim, sizleri de batıdan toplayacağım. Kuzeye, ‘Ver’, güneye, ‘Alıkoyma; oğullarımı uzaktan, kızlarımı dünyanın dört bucağından getir,’ diyeceğim. ‘Yüceliğim için yaratıp biçim verdiğim, adımla çağrılan herkesi, evet, oluşturduğum herkesi getirin’ diyeceğim.”
Gözleri olduğu halde kör, kulakları olduğu halde sağır olan halkı öne getir. Bütün uluslar bir araya gelsin, halklar toplansın. İçlerinden hangisi bunları bildirebilir, olup bitenleri bize duyurabilir? Tanıkları çağırıp haklı olduklarını kanıtlasınlar, ötekiler de duyup, “Doğrudur,” desinler. “Tanıklarım sizlersiniz,” diyor RAB, “seçtiğim kullar sizsiniz. Öyle ki beni tanıyıp bana güvenesiniz, benim O olduğumu anlayasınız. Benden önce bir tanrı olmadı, benden sonra da olmayacak. Ben, yalnız ben RAB’bin, benden başka kurtarıcı yoktur. Ben bildirdim, ben kurtardım, ben duyurdum, aranızdaki yabancı ilahlar değil. Tanıklarım sizsiniz,” diyor RAB, “Tanrı benim, gün gün olalı ben O’yum. Elimden kimse kurtaramaz. Ben yaparım, kim engel olabilir?”
10 Sion, aslında Kudüs’ün (Yeruşalim) üstüne inşa edildiği tepelerden sadece biriydi ama zaman içinde şehir bu tepenin adıyla anılmaya başlandı ve şehrin halkına da “Jerusalem”den mülhem, Jews (Yahudiler) dendi.

Dağları aşıp gelen müjdecinin ayakları ne güzeldir! O müjdeci ki, esenlik duyuruyor. İyilik müjdesi getiriyor, kurtuluş harbi veriyor. Sion10 halkına, “Tanrınız egemenlik sürüyor!” diye ilan ediyor. Dinleyin! Bekçileriniz seslerini yükseltiyor, hep birlikte sevinçle haykırıyorlar. Çünkü RAB’bin Sion’a dönüşünü gözleriyle görmekteler! Ey Yeruşalim yıkıntıları, hep birlikte sevinçle haykırıp bağırın! Çünkü RAB halkını avuttu, Yeruşalim’i kurtardı. Bütün ulusların gözü önünde kutsal kolunu sıvadı, dünyanın dört bucağı Tanrımız’ın kurtarışını görecek. (.)
Bakın, kulum başarılı olacak; üstün olacak, el üstünde tutulup alabildiğine yüceltilecek. Birçokları onun karşısında dehşete düşüyor; biçimi, görünüşü öyle bozuldu ki, insana benzer yanı kalmadı; pek çok ulus ona şaşacak, onun önünde kralların ağızları kapanacak, çünkü kendilerine anlatılmamış olanı görecek, duymadıklarını anlayacaklar.
Verdiğimiz habere kim inandı? RAB’bin gücü kime açıklandı? O11 RAB’bin önünde bir fidan gibi, kurak yerdeki kök gibi büyüdü. Bakılacak biçimden, güzellikten yoksundu. Gönlümüzü çeken bir görünüşü de yoktu. İnsanlarca hor görüldü, yapayalnız bırakıldı. Acılar adamıydı, hastalığı yakından tanıdı. İnsanların yüz çevirdiği biri gibi hor görüldü, ona değer vermedik.
Aslında hastalıklarımızı o üstlendi, acılarımızı o yüklendi. Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını, vurulup ezildiğini sandık. Oysa bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi; bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık, her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de RAB hepimizin cezasını ona yükledi.
O baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibi, kırkıcıların önünde sessizce duran koyun gibi açmadı ağzını. Acımasızca yargılanıp ölüme götürüldü. Halkımın isyanı ve hak ettiği ceza yüzünden yaşayanlar diyarından atıldı. Onun kuşağından bunu düşünen oldu mu? Şiddete başvurmadığı, ağzından hileli söz çıkmadığı halde, ona kötülerin yanında bir mezar verildi, ama öldüğünde zenginin yanındaydı.
Ne var ki, RAB onun ezilmesini uygun gördü. Acı çekmesini istedi. Canını suç sunusu olarak sunarsa soyundan gelenleri görecek ve günleri uzayacak. RAB’bin istemi onun aracılığıyla gerçekleşecek. Canını feda ettiği için gördükleriyle hoşnut olacak. Doğru kulum, kendisini kabul eden birçoklarını aklayacak. Çünkü onların suçlarını o üstlendi. Bundan dolayı ona ünlüler arasında bir pay vereceğim. Ganimeti güçlülerle paylaşacak. Çünkü canını feda etti, başkaldıranlarla bir sayıldı. Pek çoklarının günahını o üzerine aldı, başkaldıranlar için de yalvardı.
11 Bir önceki paragrafta Tanrı’nın kulu olarak anılmakta; bu kul Hıristiyanlar için Hz. İsa Mesih, Yahudiler için azap çeken Yahudi milleti.

Batıya Yön Veren Metinler 1
Derleyen: Alev Alatlı

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Sevgili inekler, sevgili emansipe olmuş tosun ve boğalar” İnek Gazı – A. Kadir Konuk

"Ulusal inek hakları konferansının sayın delegeleri" diye söze başladı elinde mikrofon olan montafon inek. "Aylardır bir konu hakkında görüşmeye çalışıyor...

Kapat