Latife Fegan’ın Anılarında Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın Cenazesi

hikmet-kivilcimli“15 Ekim Cuma günü gece saat 22.30’da Emine Hanım büyük bir heyecanla benim eve geldi. Dış İşleri Bakanlığından aldığı bir yıldırım telgrafta, Halit Aksungur’un Belgrat’ta vefat ettiği ve cenazesinin yurda getirilmesi isteniyorsa 2000 Markın gönderilmesi isteniyor ve taziyeler dilenıyordu”
Ertesi günü muamelelere başladık. Cenaze merasiminin yapılacağı 23 Ekim tarihine kadar tam bir hafta, heyecanlar içinde formaliteler tamamlandı.”Avukat Nizamettın Üstündağ’ın yazıhanesinde bir toplantı yaptığımızı hatırlıyorum ama bu toplantıda kimlerin olduğu konusunda hafızamda en küçük bir iz yok maalesef. Bu arada Emine Hanım’ın evinden Fuat’la sürekli telefon bağlantımız var. Doktor’un cenazesinin hangi mezarlığa gömüleceği konusunda kendi eliyle çizdiği krokiyi de göndermişti Fuat.

Bu ilginç ve tarihi belgenin akibeti hakkında hiçbir bilgim yok. Belge Emine Hanım’a verilmişti. Doktor Topkapı mezarlığına gömülmek istemişti. Cenazeyi Kapıkule’de sınırdan teslim alacaktık. Oraya kadar bir cenaze arabasıyla gelecekti. Hangi gün, hangi saatte orada olacağı konusunda sürekli Fuat’tan bilgi alıyorduk. “21 Ekim günü gecesi cenazeyi teslim almak için Kapıkule’ye gidildi. Kiraladığımız bir minibüsle yapılan bu yolculukta, Emine Hanım, ben, Emel (Fuat’ın kızkardeşi), Tebessüm Sarp, Mahmut (kim olduğunu hatırlamıyorum), öğretmen Tahsin ve Yusuf (kim olduklarını hatırlamıyorum) vardı. Sabah 05.30 dan itibaren sıkı güvenlik tedbirleri altında heyecanlı ve gergin bir bekleyiş başladı. Saat 11.30 da, 6 ay önce yurdunu terketmek zorunda kalmış olan Kıvılcımlı, siyah bir mercedes araba üstünde bir tabut içinde Türkiye’ye giriyordu!Ben ve Emine Hanım arabaya bindik. Yarı yolda Mahmut da arabaya bindi. İstanbul’a kadarki 3-4 saatlik yolculuk, benim için çok anlamlı ve acılı oldu”. (Latife Fegan’ın Not Defterinden)

Arkamızda minübüsteki arkadaşlar, onların arkasında da sayısız polis arabası konvoyuyla yola çıktık. Resmi elbiseli Yugoslav şoförler işlerini son derece ciddiye alan bir biçimde, yıldırım hızıyla getirdiler bizi İstanbul’a. Kente girerken, minübüs ve hatta birkaç polis arabası öne geçip bize yol gösterdiler. Böylece, Topkapı mezarlığının gusulhanesi olmadığı için yakındaki Kozlu mezarlığınınkine getirdik. Yugoslav şoförler gene çok büyük bir ciddiyetle tabutu gusulhaneye teslim ettiler ve bize de başsağlığı diliyerek aynı hızla ayrıldılar.

“Topkapı’daki Kozlu Mezarlığının gusulhanesine getirildiğinde tabutun kapağı açıldı ve camlı kısımdan yüzünü gördük. Kolay dayanılır bir durum olmadı benim için. O gece nöbet tutulacaktı başında. Fakat polis tabuta el koymuş ve bu mümkün olmamıştı. Ertesi gün öğle namazından sonra idi cenaze namazı. Sabah saat 10’da Emine Hanım ve ben oraya gittik. Arabalar dolusu güvenlik kuvvetleri mezarlığı kuşatmışlardı. Önce bize müsaade etmek istemediler. Ben direndim, onlar da fazla üstelemediler ve içeri girdik.Öğlene kadar endişe içinde bekledik başında. Cenaze merasiminin yapılacağindan bile şüphe ediyorduk zaman zaman. Onlar ise, herhangi bir taşkın olayın, ya da bir mitingin yapılması ihtimaline karşı hazırlıklıydılar. Dışarıda olan bitenden haberimiz yoktu. Arkadaşlar ne yapıyorlar bilmiyorduk. Bir ordu mensubu fotoğraflar çekti. Arşivleri içindi herhalde. Öldüğünden emin olmak istiyorlardı belki.

Nihayet yola çıkıldı. Cenaze arabasının arkasında, askeri kuvvetler, sivil ve resmi polisler ve toplum polisinden oluşan büyük bir kortej vardı. En arkada da bir takside, Emine Hanım, ben, Av. Azeri, Sadık (Göksu), Atilla (Türk) korteje dahildik!

11.30 – 12.30 arası Beyazıtağa mescitindeki musalla taşında, başında nöbet tutuldu. 100-150 kişilik bir grup gelmişti. 20-30 kişi ile namaz kılındı. (neden herkes namaz kılmadı, hatırlamıyorum) Bazılarının dediğine göre cenaze namazı eksik kılınmış.

Mezarlığa arabayla gidildi. Mezar başında yapılan tören de, bilenlerin dediğine göre eksik yapıldı. Hocaya öyle emir verilmişti herhalde. Orada da kapak bir kez daha açıldı ve herkes gördü. Sonra Doktor, annesinin yanında toprağa verildi. Her yanıyla çok hüzünlü bir cenaze merasimiydi. Tarih bu olayı ilerde değerlendirecektir herhalde.” (Defterimden)

Abdülkadir Bey (Vedat Türkali) bir konuşma yapmıştı. Nizam’ın da hatırladıklarına göre, bizlerden başka, D Yayınevi sahibi Asaf Bey, Doktorcu hareketten öğretmen Tahsin, 1970 yılında Ankara’da Doktor’un “Toplum biçimlerinin gelişimi” kitabını basan Ekin Yayınevi grubu da cenazedeydi. Atilla Türk cenazeye gelen çiçekleri, mezarlığın kapısından taşıdığını hatırlıyor.. Bu arada Sovyet Elçiliğinin ve Avukat Nizam’ın çelenklerini kendisi özellikle anımsıyor. Emine Hanım, sakin, düşünceli ve çok üzgündü cenazede. Geleceği onu endişelendiriyordu tabii. Bense çok ağlamıştım. Hatta Abdülkadir Bey, bana sakin olma uyarısı yapmıştı.

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Bir Hukuk Garabetinin Öyküsü: A’dan Z’ye Pınar Selek davası – Av. Akın Atalay
“İyimserlik” aşılayan ilerlemecilik yıkımlara neden oldu | Eleştirel Düşünceye Dair – Fikret Başkaya
Kapat