Sürü İçgüdüsü, yabancılaşma ve bir yere ait olma ihtiyacından doğuyor – Donald Norfolk

0
354

“İnsan ilişkilerini tehlikeye sokan veya sıcaklaştıran, bozan veya düzelten, yükselten veya alçaltan olay, davranış biçimleridir!”

İnsan, doğası ve eğitimi itibariyle sosyal bir hayvandır. Tarih öncesi çağlarda yaşayabilmek için vahşi hayvanlar avlamak zorundaydı. Bu da disiplinli avcı gruplarının kurulmasını gerektiriyordu. Kendisini komşu kabilelerin saldırılarından koruyabilmek için kuvvetli ordular kurardı. Bir kültür oluşturabilmek için, seremoniler yapabilmek için ve abideler kurabilmek için bütün yakınlarıyla sıkı bir işbirliğine girmesi gerekiyordu. Bugün, yollar yapabilmek için, hayır cemiyetleri kurabilmek için, milletleri idare edebilmek için ve büyük endüstriyel imparatorluklar kurabilmek için buna benzer, hatta o zamankinden çok daha fazla sosyal etkinliğe ihtiyacımız vardır. İçinde yaşadığımız dünyada ilerleyebilmek için çok büyük çapta işbirliğine ihtiyacımız vardır. Çünkü işlerimizin bir daha başlamamak üzere sona ermesi çok küçük engellere bağlıdır. İşbirliğine olan bu ihtiyacımız yüzünden en büyük başarılarımızı elde eder ve en acı hayal kırıklıkları ile karşılaşırız. Büyük sevinçler ve başarısızlıklar hatta kırgınlıklar yaşarız. Kendilerine sorulduğu zaman bir çok iş idarecisi işlerindeki stresin insan ilişkilerindeki çelişkilerden, kişilik çatışmalarından, yanlış anlaşılmalardan ve iletişimde aksamalardan ileri geldiğini söylemiştir.

Çocukluğumuzda bir türlü birbiri üstünde durmayan plastik tuğlalara kızdığımız gibi bizim istediğimizi yapamayan bir ebeveynimize de kızarız. Büyüdükten sonra durum değişir ve nesnelerden fazla insanlara kızmaya başlarız. Fotokopi makinesinin bozulmasını kabul edebiliriz fakat iş arkadaşımızın öğle yemeğinden on dakika geç dönmesine razı olamayız. İş hayatında başarı başkalarıyla işbirliği yapabilmeye ve onların iyi taraflarını alabilmeye bağlıdır. Endüstri psikolojisiyle ilgilenen bir kuruluş işteki başarının yalnız yüzde onbeş tutarında teknik beceriye, yüzde seksenbeş oranında başkalarıyla iyi anlaşmayı sağlayan kişilik niteliklerine bağlı olduğunu açıklamıştır. Buna rağmen uygulamada birçok iş adamı insan psikolojisinden kasabadaki barmen kız kadar bir şey anlamaktadır.

Hepimiz bir yere ait olmak isteriz; ve çağın büyük psişik hastalığı bir yabancılaşma hissidir. Bu muhtemelen gittikçe artan toplumsal değişimlerin, sıksık karşılaşılan iş ve ev değiştirmelerinin, gittikçe daha fazla içine kapanan küçük aile örneklerinin artmasının, beraberce eğlenmenin ve insanı arkadaşlarından ayıran otomobil sürücülüğünün bir sonucudur. Kırılan sevilme ve şefkat ihtiyacımızı, beraberce bir şeyler yapabileceğimiz gruplara katılarak, müzik festivallerine, diskoteklere, uyuşturucu partilerine giderek ve rastgele arkadaşlıklar kurarak karşılamaya çalışırız fakat bu grup etkinlikleri bizi gerçekten ortak taraflarımız olmayan insanlarla bir araya getirirse sonuçta kendimizi her zamandan daha fazla yalnız hissederiz. Böylece bu tatmin edilmemiş özlemlerimizi giderebilmek için genellikle zaten çok yüklendiğimiz aile birimine döneriz. Birçok insan için kendilerini bulabildikleri, hem sevildiklerini hem de arandıklarını bildikleri tek yer olan işlerine sarılırlar.

Bu bir yere ait olma ihtiyacı bazı insanlarda diğerlerine nazaran daha kuvvetlidir. Her ne kadar başka kişilik belirleyici özellikler olsa da bu bizim karakterimizi şekillendiren bir özelliktir. Başkalarına bağlanma ihtiyacı fazla olan birçok insanın davranışları, mesela devamlı olarak hoşa gitme isteği ile, işbirliğine, kabul etmeye ve yardımcı olmaya karşı eğilimleriyle belirlenir. Buna mukabil, bağımlılık ihtiyacı az olan fakat bağımlı olan insanlar genellikle bir işten sakınmaya, onun arkasını bırakmaya, ihmal etmeye ve geri çekilmeye meyil ederler. Aynı şekilde bağlanma ihtiyacı fazla olan bir iş idarecisi daha fazla fikir vermeye, idare etmeye, işbirliği yapmaya, ikna etmeye daha yatkındır, bağlanma istekleri az olan idareciler ise daha fazla analiz ederler, eleştirirler ve hüküm verirler.

Hepimiz bir yere ait olma ihtiyacını hissederiz. İşbirliğine dayanan herhangi bir girişimin başarısı bu iç güdüyü yönlendirmeye, bireylerin iyi niyetlerini ve yaratıcı hislerini kırmadan uyumlu bir grup çalışmasını desteklemeye bağlıdır. Socony Vakum Petrol Şirketi çalışanları için yayınladığı broşürde düşüncelerini” Assolistlere yerimiz yok” diye açıklamıştır.

Belli bazı araştırma görevlilerinin dışında büyük firmalarda çok az uzman tek başına çalışır. Tek başına gösterilere yer yoktur. İş konuları teknik olmayan durumlarda bile o kadar karmaşıktır ki hiç kimse bunun altından tek başına kalkamaz. Bundan dolayı işini yapabilmek için birey başka insanlarla beraber çalışmak zorundadır. Grup içindeki birliğin faydalan için bu sağlam bir savunmadır fakat fikirlerin, işe karşı olan isteğin ve gücün organizasyonlardan değil, bireylerden geldiğini dikkate almamaktadır. Şirketler ölü ve hareketsiz yapılardır.Tıpkı dikkatle planlanmış ve iyi yağlanmış makineler gibi. Onlar ancak kendilerini kullanan insanların becerisi kadar etkin olabilirler. Kendi kendilerine bir tek yeni fikir bile üretemez, bir ürünü satamaz ve uyuyan bir girişime can katamazlar.

Politik liderler kendilerini destekleyenlere hep şöyle demişlerdir:”Birlik halindeyken durabiliriz, bölünürsek düşeriz.” İlkel kabile insanları da birlik olmanın değerini anlamışlardır. Birey olarak zayıf ve güçlerinin sınırlı olabileceğini, fakat kenetlenmiş bir kabile olarak insanüstü güçleri olabileceğini kabul etmişlerdir. Aynı birleşik eylem kavramı endüstride de vardır. Dev Amerikan tekstil, kumaş ve mefruşat mağazaları grubu Genesco’nun başkanı Maxey Jarman’ın iş idarecilerine gönderdiği gizli not şöyledir:”İki artı iki beş veya daha fazla eder.” Fakat bu beraberliğe katılanlar aynı amaçları paylaşırsa geçerlidir. Eğer anlaşmazlarsa müşterek çalışmanın sonucu “İki eksi iki eşittir sıfır” olacaktır.

İnsan işbirliğine gittiği zaman mutlaka belli bir sebepten dolayı bunu yapar. İnsanlar bir ev yapabilmek, müzik çalabilmek veya vatanını savunmak için başkalarının işbirliğine ihtiyaç duyar. Bu amaca erişildikten, iş bittikten sonra bazen grup dağılır. Fakat bugün beraber çalışmak vazgeçilmez bir durum haline gelmiştir. Amaçlan bize yabancı olsa bile sadece zevk için veya bir yere ait olma duygumuzu tatmin etmek için onlara katılırız. işbirliğinin etkinliği arttırılacak ve grup içi çatışmalar azaltılacaksa mümkün olduğu kadar grubun aynı amaçlan ve beklentileri paylaşmasına dikkat etmeliyiz. Bireyin durumunun iyi olmasının grubun durumunun iyi olmasına bağlı olduğu iş sahaları yaratmalıyız. O zaman bir kişi değil, bütün grup bundan faydalanır. İdareciler güce sarılmamalı, etraflarına güç dağıtmalıdırlar. Ancak o zaman bütün grubun durumunu daha iyiye götürebilir, ve sadece kendi durumlarını düzeltmektense grubun yapabileceği şeyleri arttırmış olurlar. Mümkün olduğu kadar herkesi ilgilendiren amaçlar, sadece bir kişiyi ilgilendiren amaçlardan önce tutulmalıdır. Grup içindeki rekabetten fazla, işbirliği desteklenmelidir.

Bir gruba bağlı kalmayı özendirmenin çeşitli yollan vardır. Amerika’da bu, çalışanları tanıtan ve onore eden firma dergileri yayınlamak ve büyük firma yemekleri vermekle yapılmaktadır. İngiltere’de firmaya özgü kravatlar takılması desteklenir. Japonya’da ise firmanın üniforması giyilerek ve şarkısı söylenerek sağlanabilir.

Eğer dikkatle uygulanırlarsa bu yöntemler faydalı olabilir. Bir grup içindeki birliğin sağlanması için size dört temel teknik önereceğiz.
1. Grup için müşterek ve kesin amaçlar saptayın.
2. Grup içi sınırlamaları genişletin ve kesin bir grup içi sıralaması yapın.
3. Güçlü ve yetenekli bir idareci bulun.
4. Yapısı itibariyle tehdit edici, işinizde size rakip olabilecek bir başka grupla bir rekabet ortamı yaratın ve bunu sürdürün.

Önderlik, bir grubun varlığım sürdürebilmesi için muhakkak gereklidir. Onsuz, bir organizasyon dümensiz bir gemi gibidir. Fakat maalesef demokrasi uğruna biz bazen birçok kimsenin liderlik yapmasına, beraberce idareci olmalarına veya danışma ile idare etmelere müsaade etmekteyiz. Bu, grup başarısızlığına, sonsuz hayal kırıklıklarına ve çoğunluğun onayını almadan hiçbir şey yapamayan bireylerin stres altına girmesine sebep olan güzel, kenarları çiçekli bir yoldur.

Doğuştan lider olan kimseler kolaylıkla başkalarının güvenini kazanır ve fazla gayret sarfetmeden destek bulabilirler. Disiplinle hareket edilmesi gerektiği zaman bunun nasıl en iyi şekilde uygulanabileceğini içgüdüsel olarak bilirler. Grup içindeki etkileşime daha fazla yatkın olan insanları tanır ve üstlerinin bu insanlara ihtar etmesine müsaade ederler. Otoriteye cevap veren insanlarla kendileri uğraşır. Psikopat olanları grubun işleyişini bozmayacak şekilde izole ederler. Her şeyden önemlisi kendi şahıslarına yöneltilecek eleştirilerden kaçmayacak kadar kendilerine güvenleri vardır. Birçok iş idarecisi şeflerini eleştiremedikleri için gerginlik altına girerler. Diğerleri bunu gizli bir şekilde veya gruba daha zararlı olabilecek bir şekilde şeflerini onun altındakilere şikayet ederek yaparlar. Fakat eleştirinin amacı firmanın menfaatlerini gözetmek ve bireye karşı bir tavır almak değilse böyle bir eleştiri bir çok anlaşmazlığı ortadan kaldıracak ve dikkate alınacaktır. Amerikan Brake Ayakkabı Şirketi’nin başkanı William B. Given Jr. müdürlerin nasıl eleştirilmesi gerektiğine ait bir soruyla karşılaşınca şöyle demiştir: “Kendiniz sizden alt bir pozisyonda olan birisi tarafından nasıl eleştirilmek isterseniz öyle. Eleştiri kimsenin pek hoşuna gitmez. Fakat eğer şefinizin yaptığı veya yapmadığı bir şey sizin veya sizin bölümünüzde bir başkasının işini bozuyorsa, bu kendisi de işinde o kadar başarılı değildir demektir. Bunu onunla konuşmanın bir yolunu bulmalısınız. Aslında bu göründüğü kadar zor değildir, onu eleştirme özgürlüğünü göstermenizi bir iltifat olarak kabul edebilir.”

Filozof Herbert Spencer, gruplar kurmanın, ‘gözde’ bir grup oluşmasını olduğu kadar ‘gözden düşmüş’ rakip gruplar oluşmasını beraberinde getirdiğini söylemiştir. ‘Principles of Ethics’ adlı eserinde kendi grubumuz için dostluk, rakip gruplar için ise düşmanlık hisleri beslediğimizi belirtmiştir. Bu duygusal kutuplaşma, ilkel ormanlarda olduğu kadar modem iş dünyasında da ayakta kalmaya çalışan gruplar için önemli bir faktördür. Darwin’in dediği gibi:”Aynı ülkede yaşayan iki ilkel kabile birbiriyle rekabete giriştiği zaman daha cesur, heyecanlı ve sadık adamları olan kabile daha başarılı olmakta ve diğerlerini yenmektedir.”

Sosyal becerilerimizi “T” gruplarına girerek belli bir ölçüde düzeltebiliriz. Eğer iyi idare edilirse bu gruplar kendimize olan bilincimizi arttıracak, başkalarının davranışlarına karşı bizi daha duyarlı yapacak ve grup içindeki ilişkileri kolaylaştıran veya zorlaştıran faktörleri daha iyi anlamamıza yol açacaktır. Bireysel bir düzeyde grup içindeki ilişkileri aşağıdaki taktikleri uygulayarak düzeltebiliriz:

Olaylara daima karşınızdaki insanın bakış açısıyla bakınız

Henry Ford’un dediği gibi ‘.”Eğer başarının sırrı varsa, bu karşınızdaki insanın bakış açısını bilmekte ve olayları kendi açınızdan olduğu kadar onun açısından görebilmekte gizlidir.” Bu altın kuralın bir benzeri dünyanın önemli din kitaplarında yer almaktadır. Undanavarga Budistlere şöyle der.’Kendiniz için acı olabilecek şeylerle başkalarına acı vermeyiniz.’ Manhabharat ise Brahmanlara şöyle der.’Size acı verebilecek şeyleri başkalarına yapmayınız. Bu dindarlığın temelidir.’ Müslümanlıkta şöyle denir.’Kendisi için istediğini kardeşi için istemeyen dindar değildir.’ İncil Hıristiyanlara şöyle der.’Size yapılmasını istediğiniz şeyleri başkalarına da yapınız.’ Tevrat ise Musevilere, ‘Sizde nefret uyandıran şeyleri başkalarına yapmayınız. Bütün Kanun bundan ibarettir, geri kalanlar sadece yorumdur.’ der.

Daima nazik ve usule uygun hareket edin

Topluluk içinde ki davranış kuralları seneler süren denemelerden sonra geliştirilmiş ve inceltilmiştir.Deneylerimiz, bu kuralların sosyal ilişkileri pekiştiren ince yollar olduğunu göstermiştir. Edmund Burke’un dediği gibi “insan ilişkilerini tehlikeye sokan veya sıcaklaştıran, bozan veya düzelten, yükselten veya alçaltan olay, davranış biçimleridir.” Başarılı girişimci genellikle kaba, anlayışsız ve aldırmaz bir karakter olarak düşünülür. Fakat bu tip hakikatten uzaktır. Çünkü ticaret dünyasında da insan ilişkilerini bilen kazanır, yüksekten atan ve kabadayılık yapan kaybeder. Güneş ile rüzgarın güçlerini yarıştırmaları hakkında eski bir hikaye vardır. Rüzgar üstünlüğünü göstermek için yaşlı bir adamı göstermiş ve demiş ki:”Gücümü ispatlamak için bu yaşlı adamın paltosunu sırtından alacağım.” Ve önce bir fırtına sonra da bir tayfun çıkarmış, fakat o ne kadar eserse yaşlı adam da o kadar paltosuna sarılmış. Nihayet rüzgar mücadeleden vazgeçmiş ve güneş gelip ışıklarını aşağıya vermiş. Bir kaç dakika sonra adam paltosunu çıkarmış ve yüzünü silmeye başlamış. “Gördün mü?” demiş güneş, “yumuşaklık ve sıcaklıkla bütün fırtına ve güçlerden daha fazla şey elde edilebilir.” Büyük Latin şairlerinin sonuncusu olan Claudius’un dediği gibi: “Otorite yumuşaklıkla, şiddetin yapamadığı şeyi yapar ve İmparatorluk emirlerini daha çok sükunetle kabul ettirebilir.”

Karşılıklı olarak güvenmeyi öğrenin

Bireyler arasındaki ilişkilerde güvensizlikten daha zararlı bir şey yoktur. Konfüçyus’un dediği gibi:”Eğer bir insandan şüphe ediyorsanız onu işe almayın; eğer onu işe alırsanız, ondan şüphelenmeyin.”

Sık sık övücü sözler kullanın, çok az suçlayın

Eğer insanların kötü taraflarından çok iyi taraflarını görmeye çalışırsanız sonunda aradığınızı bulursunuz. Birçok insan kendilerine arada sırada iltifat edilmesinden hoşlanır, çünkü bu onların öneminin ve değerinin diğer insanlar tarafından da takdir edildiğini gösterecektir. Fakat bu iltifat çok dikkatle yapılmalıdır. Eğer fazla abartılırsa karşınızdaki kimse kendisiyle alay edildiğini zannedebilir, doğru olmadığı için kendini suçlu hisseder.

Size nasıl mukabelede bulunacağını şaşıracaktır. Eğitim psikolojisi profesörü Roger Severson’un dediği gibi “Bir insana iltifat ederken o insanın tahammül haddini aşmamanız gerekir.” Karşıt uçlara giderseniz övdüğünüz insan şöyle diyecektir:”Bu anlattığı aslında ben değilim, böyle sözler benim kendimi işe yaramaz bir insan olarak hissetmeme sebep oluyor.”

Sitemler aynı şekilde dikkatle yapılmalıdır, tercihen özel olarak ve bireyin kendisine olan saygısını zedelemeden. En iyi tekniklerden birisi gerçeklerin sempatik bir sunuşunu yapmak, sonra bireyin bu durum hakkındaki görüşlerini almak, nedenlerini araştırmak ve yeniden olmaması için ne yapılması gerektiğini düşünmektir. Meseleyi bu açıdan ele aldıktan sonra düzeltilmesi için bir deneme süresi teklif edin ve sonra durumun yeFFFniden gözden geçirileceği bir ikinci görüşme önerin.

Olayları fazla ciddiye almayın ve sakin olmasını bilin

Herhangi bir iş görüşmesinde en değerli özellikler serin bir kafa yapısı ve sıcak bir kalbe sahip olmaktır. Sert tartışmalar daima büyük riskler getirir. Bir münakaşayı kazanıp değerli bir müşteriyi veya arkadaşı kaybetmek pek iyi bir alışveriş değildir. iş idarecileri sakin ve sabırlı oldukları kadar neşeli olma özelliklerini de kazanmak zorundadırlar. Eğer başkalarıyla barış içinde yaşamak istiyorlarsa önce kendileriyle barışık olmayı öğrenmelidirler. Balzac’ın dediği gibi:”Cesur ve sakin olabilmek, az konuşmak, her şeyi kolaylıkla hazmedebilmek zihnin ve şahsiyetin büyüklüğü için veya dehanın doğru gelişebilmesi için mutlaka gereklidir.”

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz