Arif Damar’dan Cemal Süreya’ya Bir Mektup: “Sen kendine yedi kırlangıç ömrü hesaplıyordun”

arif damarNe iyi etmişim ölümünden 8 gün önce Hatay Meyhanesi’nde seninle barışmakla. Arkadaşlıkta her iki tarafın da yanlışları, hataları olur. Düşünemedim. Ne kadar üzüldüğünü biliyordum. Yazdın da. Senin gittiğini Sunay Akın telefonla bildirdi. Meğer hayatımda ne kadar çok önemin varmış, bunu sonraları anladım. Sunay Akın’ın ilk kitabının adını sen koymuştun: “Makiler”. Ama ona, fransızcadaki anlamını açıklamamışsın: Dağdaki partizan. Yani yurtsever savaşçılar. bunu bilerek yaptığının farkındayım. Ama ben kendisine anlattım. Kim bilir bilseydi, belki çekinir, istemezdi. Ne yazık ki iyi şair olamadı. Güzel düzyazılar yazıyor.

CEMAL SÜREYA
Orta boylu, zayıf, kumral saçları dalgalı, geniş alınlı, iri kahverengi gözlü, uzun ve derin kirpikli, kar beyazı dişleri olan oval yüzlü bir adam… Yüz çizgileri serttir; fotoğraflarında takındığı düşünür, gülümser, hayal kurar gibi pozlarda bile bu sertlik kaybolmaz.
(Sıdık Akbayır / Portreler)

Cemal, Cemo, kardeşim,
biliyor musun? Ama, nereden bileceksin ki, ben hala hayattayım, yaşıyorum. Oysa sen, benden altı yıl sonra doğdun, dünyamızdan ayrılalı da tam ondokuz yıl oldu. Bu arada Birsen, yani “Bayan Nihayet” de senin bulunduğun yerlere, yani sonsuzluğa göçtü. En son görüşmemizde kendisinden çok korktuğunu söylediğin (Korktuğunda başına gelmişti) oğlun Memo Emrah da çok kısa bir süre sonra senin arkandan geldi. Biliyorsun silahlara çok meraklı, düşkündü. İki arkadaşını eve çağırıyor, birinin eline bir tüfek veriyor. Boş olduğunu sanıyormuş, yani Memo. Arkadaşı tetiği çekince içindeki tek kurşun Memo’nun başına isabet ediyor ve Memo da Tahtalı Köyü boyluyor böylece. Neyse ki Memo’yu vuran çocuğun yanında söylediğim gibi bir arkadaşının tanıklığı ile sekiz ay hapis yatıp kurtuluyor. Annesi Zuhal Tekkanat bir süre daha senin zamanında Cihanseraskeri Sokağında oturduğun Başak Apt.da oturdu. Sonra Bostancı’ya taşındı. Cemalim şimdi o sokağa senin adın verildi. Ben Mühürdar’daki evimizden Kadiköy’ün aşağılara inerken ve çıkarken hep bu sokaktan geçiyorum. Sen kendine yedi kırlangıç ömrü hesaplıyordun. Ne yazık o yılı doldurmadın yani altmış üç yılı. Elli dokuzda kaldın. Ben neredeyse 83’ü bitirip 84’e gireceğim. Ama hemen söyleyeyim şimdi sen benden çok okunuyorsun ve ayrıca senin şiir üstüne düşüncelerin durmadan yineleniyor, bu düşüncelere dayandırılıyor yazılanlar. Kitapların, tabii en başta “Sözcükler” adı altında topladığın bütün şiirlerin durmadan okunuyor, kitabın baskı üstüne baskı yapıyor. Bu yıl “Üvercinka”nın 50. yılı dolayısıyla özgün bir baskısı yayınlandı. Sevgili cemal, ben de bu yıl yeni bir şiir kitabı yayınladım: “Bir Gökkuşağı İnerse Nasıl” adını verdiğim. Bu kitabın kapağını ve içinde 10 deseni Ömer Uluç çizdi. Senin bana resimlediğin (İlk baskısı) içinden on desenini kitabıma aldım. Tabii Zuhal’den ve ilk eşinden olan İzmir’de yaşayan Ayçe’den de izin almak gerekti. Ben bu yıl İzmir Tüyap Kitap Fuarının şeref konuğu seçildiğim için o kente gittim. Ayçe ile telefonla konuştum. Bir kez Fuara gelmiş, fakat beni bulamamış. Görüşemedik. Anımsıyor musun seninle ya 1957 ya da 1958’de Baylan Pastanesinde tanışmıştık. Ayçe’nin annesinden yeni ayrılmıştın. O da senin bütün elbiselerini makasla doğramış. Üstünde uygunsuz bir ceket ve pantalon vardı. Arkadaş olduk. Benim Mısır Çarşısı’na yakın işyerime gelirdin. Çarşıda bir muhallebicide öğle tatilinde birlikte olurduk. O sırada Üvercinka çıkmamıştı. Benim İstanbul Bulutu da. Yeditepe şiir ödülünü birlikte almıştık. Ama inan ki herkese söylüyorum senin kitabındaki şiirler benimkilerden çok daha güzel ve yeni idi. Benimkinde yalnız “Gitme Ka” aradan 51 yıl geçmesine karşın hala çok seviliyor, okunuyor. Yabancılar özellikle İngilizler çok beğeniyorlar. Çevirisini Yaşar Kemal’in eski eşi Matilda yapmıştı. Ha Yaşar şimdi eski, kırk yıllık sevgilisi Ayşe Baban’la evlendi. Şair arkadaşlarımız: Metin Eloğlu, Edip Cansever, Turgut Uyar da senin gibi 60 yaşını doldurmadan göçtüler dünyamızdan. Yalnız Ece Ayhan ile Can Yücel 70’e vardılar. F.H.Dağlarca 94, İlhan Berk 90 hala hayattalar. Senin iki tümceni unutamıyor, boyuna yineliyorum. İlkin “İnsan, arkadaşına kadar aptaldır”, ötekisi de “iyi arkadaş olmak için suç ortağı olmak gerekir.” Seninle politik anlamda suç ortağı olamadık ama kadınlar konusunda suç ortaklığımız vardır bildiğin gibi. Senin ilk şiirlerini Yeditepe dergisinde okuduğum “Aslan Heykelleri” idi. Taşradan bir çocuk herhalde yazık olup gidecek diye düşünmüştüm. Benim Hatay’da canımı sıkmış seninle iki yıl konuşmamıştım. Bütün barış taaruzlarını geri püskürtmüştüm. Ne iyi etmişim ölümünden 8 gün önce Hatay Meyhanesi’nde seninle barışmakla. Arkadaşlıkta her iki tarafın da yanlışları, hataları olur. Düşünemedim. Ne kadar üzüldüğünü biliyordum. Yazdın da. Senin gittiğini Sunay Akın telefonla bildirdi. Meğer hayatımda ne kadar çok önemin varmış, bunu sonraları anladım.Sunay Akın’ın ilk kitabının adını sen koymuştun: “Makiler”. Ama ona, fransızcadaki anlamını açıklamamışsın: Dağdaki partizan. Yani yurtsever savaşçılar. bunu bilerek yaptığının farkındayım. Ama ben kendisine anlattım. Kim bilir bilseydi, belki çekinir, istemezdi. Ne yazık ki iyi şair olamadı. Güzel düzyazılar yazıyor. Meddahlıkla para kazanıyor. Bir de TV.’lerde durmadan görünüyor, konuşuyor. Çok ünlü çok popüler oldu. Sanat adına olumsuz bir şeydir, bilirsin. Cemalim, benim kürt arkadaşım bundan sonra sana mektuplar yazacağım. Kara gözlerinden öper seni kucaklarım. İyi ki yaşadın ve iyi ki arkadaşım oldun. Yineliyorum: Unutulmadın, unutulmayacaksın bir anlamda hep yaşayacaksın.

16 Temmuz 2008
Senin Arif Damar
Namı diğer Arif Barikat

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
“Hastalık hayata bir bakış tarzıdır.”* Hasta kimdir? – Ulus Baker

Her durumda, birtakım olgusal gerçekler var: aileden okula, okuldan "vatani hizmete", oradan fabrikaya ya da "iş hayatına", bazen hastaneye, bazen...

Kapat