“Siz de bilirsiniz; ölümlülerin başını yiyen kendine fazla güvendir” Shakespeare’in Macbeth’i – Safiye Gül Avcı

0
32

Shakespeare“Planladığımız cinayet, tüm olumsuz sonuçları ağına alıp beraberinde götürecekse ve O’nun ölümü bize bu dünyada başarı getirecekse, yapılması gereken en önemli şey bu darbeyi gerçekleştirmektir bir an önce. Gerçekten böyle olacağını bilsek, bu dünyanın sığ zaman kıyısında sürdüğümüz hayatı tercih edip, öbür dünyadaki sonsuz hayatımızı tehlikeye atardık. Ama böyle cinayetler, bu dünyada da cezasız kalmıyor. Bizlerden kanlı dersler alan öğrenciler, dönüp dolaşıp biz öğretmenlerine musallat oluyor. Tarafsız adalet, başkalarına içirdiğimiz zehirli kadehi bu sefer bizim dudaklarımıza sunuyor. Her şey bir yana, Kral buraya çifte güvenceyle geldi. Öncelikle ben onun hem akrabasıyım hem de tebaasındaki bir kulum. Cinayete karşı benim onu korumam gerekir. İkincisi, onu ağırlayan bir ev sahibi olarak, bıçağı elimde tutmak yerine, onun katillerine kapılarımı kapatmam gerekir.”

“Ölüler ve uyuyanlar resimden farksızdır!”

Macbeth, Shakespeare’in yazdığı en kısa trajedi örneği olmasına rağmen, yazarın bu oyun türündeki dört büyük eseri arasında yerini almıştır. Oyunun 1603-1607 yılları arasında yazıldığına inanılmaktadır. Shakespeare bu eserini yazarken, kaynak olarak Holinshed’in Vakayiname’sinden yararlanmıştır. Anlam, düşünce ve duygu yoğunluğuya dikkat çeken bu kısa eser, tüm dünyada hem yerel hem de ulusal tiyatrolarda sahnelenmiştir.
Eser, Kral Duncan’ın Macbeth tarafından öldürülmesini ve bunun ardından yaşanan olayları konu alır. Norveç ve İrlanda birliklerinin İskoçya’ya saldırması ve ülkede yaşanan ayaklanmalar sonucunda, İskoçya Kralı Duncan için kahramanca çarpışan ve zafer kazanan Macbeth, savaş bittikten sonra arkadaşı Banquo ie birlikte saraya geri döner. Ancak yoda tuhaf bir olay yaşanır ve bu iki savaş kahramanı “kader haberciler” adı atında üç cadıya karşılaşır. Cadılar burada büyük bir kehanette bulunurlar ve Macbeth’e kral olacağı vaadinde bulunurlar. Macbeth’in kral olacağını haber veren bu doğaüstü yaratıklar, aynı zamanda Banquo’ya kendisinin değil ama çocuklarının kral olacağını söylerler. Bu aşamadan sonra, İskoçya’ya ve Kral’a büyük bir bağlılıkla hizmet eden Macbeth’in aklında kötü planlar belirmeye başlar. Daha evine varmadan, bu kehaneti bir mektupla karsı Lady Macbeth’e müjdeleyen oyunun başkahramanı, bu kehanetin gerçekliğine öylesine inanır ki kral olabilmek için hem Kral Duncan’ı öldürmeyi hem de onun varislerinden bir şekilde kurtulmayı hedefler. Macbeth karısıyla yaptığı planların hepsini hayata geçirir ve çok arzuladığı taca kavuşur. Ancak, sürekli bir iç hesaplaşma yaşayan ve tahtı başkasına kaptırma korkusuna esir olan Macbeth, gün geçtikçe daha da zorba bir hükümdar görüntüsü sergilemeye başlar ve kendini garantiye alabilmek adına yakın dostu Banquo’yu bile öldürtür. Süreç içerisinde İskoçya halkı artık bu zorba hükümdarın eziyetlerine katlanamaz ve ülke içinde ayaklanmalar baş gösterir. Bunun yanı sıra, Macduff ve Ross gibi ülkenin ileri gelen soyluları, Kral Duncan’ın İngiltere’ye kaçan oğlu Malcom’dan da yardım alarak, Macbeth’e karşı savaş açar ve bu savaşın sonunda zafer kazanırlar.
Macbeth trajedisi yakından incelendiğinde; hırs, savaş, ihanet, iyiliğin ve kötülüğün yanıltcı yüzü gibi konular dikkat çeker. Oyunun başkahramanı Macbeth, ilk sahnelerde yiğit ve sadık bir asker olarak karşımıza çıkar. Ancak, yukarda da sözünü ettiğimiz gibi savaş sonrasında yüz yüze geldiği cadıların kehanetleri, içinde gizli kalmış hırsı ve katili harekete geçiren ilk kıvılcım olur. Gerçekten kral olmayı isterken, bunu nasıl yapabileceğini düşünen ve bu konuda kararlı bir duruş sergileyemeyen Macbeth’in acımasız ve hain yönünü ortaya çıkaran ikinci bir etkense karsı Lady Macbeth’tir. Eserin ana temalarından biri olan savaş, aslında sadece fiziksel olarak göstermez kendini oyunda. Macbeth sürekli yaptığı iç hesaplaşmalara aynı zamanda kendi içinde ruhsal bir savaş yaşar. Macbeth aslında işin başından beri yaptığı planların yanlış olduğunu bilmektedir ama bir taraftan da hırsına ve isteklerine söz geçirememektedir. Yukarıda yer alan monoloğa baktığımızda, Macbeth’in yaşadığı gelgitleri görmek mümkündür. Macbeth cadıların kehanetinden cesaret alıp cinayet planları yaparken, bir taraftan da konuşmasından anlaşılacağı üzere, bu işten vazgeçmeye başlar. Ancak, kendisi vazgeçse de bu sefer karısı Lady Macbeth bu işin peşini bırakmayacaktır. Oyun boyunca acımasız ve gaddar bir kadın görüntüsü sergileyen Lady Macbeth, bir anlamda hem kendisinin hem de kocasının sonunu hazırlayan kişinin ta kendisidir. Macbeth’i gerçek bir katile dönüştüren ve hırslarının esiri haline getiren temel etken, Lady Macbeth’in kendi hırsları ve gözü dönmüşlüğüdür. Lady Macbeth her fırsatta kocasına “erkekçe” davranmasını telkin etmekte ve sanki bu cinayeti işlerse ona olan aşkını katlayacağını hissettirmektedir. Macbeth işlediği cinayetlerden önce ve bunların sonrasında hem vicdan azabı çekip hem de korkulu rüyalar görmeye başlarken, karısı her seferinde onun bu halleriyle alay edercesine “korkusuz ve gözü dönmüş” bir eş rolünü üstlenmektedir. Lady Macbeth’in aşağıda yer vereceğimiz bazı konuşmaları bize gerçek karakteri ve engel tanımaz büyük hırsı hakkında daha iyi bilgi verecektir:

“Ama tabiatına güvenim yok; fazla insan sütü emmişsin, en kestirme yoldan gidecek yürek yok sende. Yükselmek istemesine istiyordun; içinde hırs yok değil. Taş gibi de bir yüreğin olmalı yanında, o yok sende. Can attığın şeyi namusunla suya, sabuna dokunmadan elde etmek istiyorsun.”

“Bundan sonra senin aşkından anladığım şey bu olacak. Olmak istediğin kişi gibi hareket edip, bunun için cesaret göstermeye korkuyor musun yoksa? Hem “hayatın süsü” dediğin taca sahip olmak istiyorsun hem de bir korkak gibi yaşamayı tercih ediyorsun öyle mi?”
“Bu işi yapmaya cesaret ettiğinde, gerçek bir erkektin sen. O an olduğundan daha fazlasını olabilmek için, daha da çok erkekleşmeye hazırdın.”
“Ben çocuk emzirmiş kadınım. Kucağımda süt emen bir bebeği şefkatle sevmenin nasıl bir duygu olduğunu bilirim. Ancak senin yaptığın gibi onu öldürmeye yemin etmiş olsaydım, yüzüme bakıp gülümsemesine aldırış etmeden henüz dişlerinin çıkmadığı ağzından mememi çeker ve oracıkta onun beynini dağıtırdım.”
“Demek yaptıklarının arkasında duramıyorsun hâlâ! Ver şu hançerleri bana! Ölüler ve uyuyanlar resimden farksızdır! Cansız bir resimdeki şeytandan ancak çocuklar korkar.”
“İşte, benim ellerim de seninkilerle aynı renkte şimdi! Kırmızı! Ama senin gibi korkudan solup beyaza dönmüş bir yüreği taşımaya utanırım ben!”
Oyunun en önemli temalarından birisi de “iyiliğin ve kötülüğün yanıltıcı yüzü”dür. Aslında eserin bütünü bu fikir üzerine kurulmuştur. Oyunun girişinde karşımıza çıkan üç cadı, birinci sahnenin sonunda “Fair is foul, foul is fa i r” diyerek hem oyununun temelini oluşturan hem de yüzyıllardır akıllara kazınan bu ünlü sözü dile getirmiştir: “Her iyilikte vardır kötülük, her kötülükte vardır iyilik;
Bu sisli, puslu havaya karışıp, ortadan kaybolalım şimdilik.” Kendilerine “kader habercileri” (weird sisters) diyen bu üç cadı, Macbeth’le karşılaştıkları her fırsatta kehanetlerde bulunurlar; ancak bu kehanetler görünüşte “iyiliğin” ya da “kötülüğün” habercisi olsalar da aslında her birinin ardında tam tersi gerçekler yatar. Hırstan gözü dönmüş Macbeth ise “her iyiliğin ardında bir kötülük; her kötülüğün ardında bir iyilik olduğunun” farkına varmadan kendini bu şeytani kehanetlere kaptırır ve tüm oyun boyunca bu sözün gerçekliği ortaya konulur.
Belli bir aşamadan sonra, çaresizliğin ve kötülüğün batağına saplanan Macbeth, “Kan gölünde yürüye yürüye öylesine ilerlemişim ki, artık durmamın bir anamı kalmadı. Geri dönmek de ileriye gitmek kadar zorlu olacak ne de olsa.” diyerek vicdanını ve korkularını bir kenara bırakır ve gün geçtikçe daha da eli kanlı birine dönüşür. Ortak olduğu cinayetlerin ve yaptığı kötülüklerin ağırlğına dayanamayıp akıl ve ruh sağlığını kaybeden Lady Macbeth, oyunun sonlarına doğru kendini ödürür. Bunun üzerine, “Yarın, bir sonraki yarın ve ondan sonraki yarınlar! Hepsi de böyle boş adımlarla ilerleyecek kaydedilen zamanın son hecesine kadar! Bizim dünlerimizse toprakla örtülü ölümün yoluna ışık tutacak ve gösterecek onu tüm budalalara. Sön, hadi sön artık günleri sayılı mum! Hayat dediğin yürüyen bir göge!” diyen Macbeth geç kalmış bir farkındalıkla hayatın gerçek amacından saptığını anlar; ancak daha önce kendisinin de dediği gibi geri dönmenin imkânı yoktur artık ve yaptığı her kötülüğün intikamı kendisinden alınacaktır.

Safiye Gül Avcı
Wiliam Shakespeare – Macbeth, Paraf Yayınları

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz