“Sevgilisini unutmuş görünüyordu. İnsanın üşüyeceğini unuttuğu gibi” – Cafer Yurtsever

cafer yurtseverBabası Şilan’i Kindergarten’den almaya yanında yeni sevgilisiyle gitmişti. Hamburg’da hava bu gün de yağmurlu ve soğuktu. Yine cadde ve ağaç dallarından yağmur suları süzülüyordu. Abidin, silecekleri otomatiğe almış; silecekler gıcırtıyla yağmur tanelerini silip süpürürken o, yanında oturan kızın yüzüne bakıyor, ona dilinin ucuna geldiği gibi sözler söylüyor; kız da kıkırdayarak, “also”, “du Mensch”, “Nie” gibi kısa, kesik kesik sözcüklerle katılıyordu ona. İkisi de mutlu görünüyorlardı. Sakındıkları, gizlemeye çalıştıkları, dert ettikleri hiçbir şeyleri yoktu. Birlikte dans ederlerken, yemek yerlerken, böyle arabada yol alırlarken, banyo yaparlarken rüyadaymışçasına kadar rahat davranıyorlardı.

Okula vardıklarında Abidin arabayı, okulun karşısına düşen caddeye gelişigüzel park etti. Yağmur seyrelmişti biraz. Şemsiyeyi almaya gerek duymadı.
“Sen arabada kal, Schatz!”
Kız, koltuğa yayılmıştı önceden. Sağ elini hafifçe kaldırmakla yetindi.
Çocuğun annesi, telefon edip, provalarının olduğunu bildirince Şilan’ı okuldan almak bu gün babaya kalmıştı.
Çocuğun velayeti annenin üzerindeydi. Baba sıfatıyla kızını eski karısının evinde görüyor ya da böyle arada bir okuldan alarak birkaç saat onunla zaman geçiriyordu
Küçük Şilan, babasının kendisini kapıda beklediğini görünce, her zamanki gibi bir sevinç gösterisi yaptı.
“Papa!”
“Oh, mein Schatz!”
Abidin çömelip kızı Şilan’ın onun boynuna sarılmasına yardımcı oldu ilkin, ardından onu havaya kaldırarak etrafından birkaç kez dönüp, uçurdu. Küçük Şilan çığlıklar atarak çok mutlu olduğunu, çok sevindiğini gösterdi babasına.
Bu mutluluk havası kısa esti. Şilan, arabada bir yabancının olduğunu fark etmiş, yüzünü asmıştı hemen.
“Papa bizim arabada birileri var!”
Şilan öyle bir ses tonuyla uyarmıştı ki babasını, babası da;
“Birileri mi var?” demek zorunda kalmıştı.
Bu cevap ikisi için bağlayıcı olmuştu birden.
“Var, baksana!”
“Nerede?”
“İşte.”
“Yanılıyor olmalısın kızım. Hiç kimse bizim arabaya binmeye cesaret edemez.”
“Sen uyuyorsun papa.”
“Ben neden göremiyorum.”
“Bakmıyorsun da ondan.”
Şilan dört yaşındaydı. Babasının elini çekiyor, arabadan taraf bakmasını istiyordu. Babası ise, arabasını arıyormuş gibi yapıp etrafa bakınmayı sürdürüyordu.
“Papa şimdi sen bana, arabanı nereye park ettiğini unuttuğunu mu anlatmaya çalışıyorsun?”
Abidin, arabadan taraf bakmak zorunda kalmıştı sonunda.
“Ben arabamı nereye park ettiğimi biliyorum elbet.”
Arabasında yabancı birilerinin olduğunu yeni fark etmiş gibi, hık duruvermişti birden.
“Haklısın kızım, bizim arabada birileri oturuyor.”
Şimdi Abidin’in yüz hatlarından çok sinirlendiği, yabancıyı kolundan tutup arabadan kovacak kadar kızdığı okunuyordu. Bu Şilan’ın hoşuna gitmişti.
Babasının güçlü ve korkusuz olduğunu biliyordu zaten. Bütün iş babasına düşüyordu artık. Birlikte arabanın bulunduğu tarafa geçtiler. Şilan babasının elinden tutmuştu. Abidin’in diğer elinde kızının okul çantası vardı.
Arabanın sağına geçtiler.
Abidin, içeride ön tarafta oturan sevgilisine, camı indirmesini işaret etmeden önce kızına döndü, üşümüş gibi yaparak;
“Kızcağız üşüdüğü için bizim arabaya binmiş olmasın mı?” dedi. “Hava çok soğuk, üstelik yağmur da yağıyor.”
Kızından “evet” cevabını bekledi. Ancak kızı sadece dudaklarını büzdü ve omuzlarını oynattı.
Kızından beklediği cevabı almayınca, kız arkadaşının indirdiği cama doğru eğilerek;
“Bizim arabada ne işiniz var?” diye sordu kızgın bir ses tonuyla. “Üşüdüğünüzü söylemezsiniz herhalde.”
Arabanın ön tarafında oturan kız, yayıldığı koltuktan toplanmış, ilk kez karşılaştığı Şilan’a “Hello” demeye hazırlanmıştı. Abidin’in ses tonu karşısında gülümsemesi donup kalmıştı yüzünde.
Kız, Şilan’dan taraf baktı bir an, sonra başını kaldırdı.
“Affedersiniz” dedi. Dışarı çıkacakmış gibi yaptı. “Hava çok soğuktu. Isınmak için oturdum. Gerçekten başka bir amacım yoktu. Lütfen yanlış anlamayın.”
Abidin duymak istediği cevabı almıştı, kızına döndü. Birlikte bir karar vermeleri gerektiğini ima edercesine;
“Ne yapalım canım?” dedi. “Ben kolundan tutup dışarı atalım diyorum.”
Şilan’ın duygusal bir çocuk olduğunu biliyordu. Onun üşüdüğü için arabalarına sığınan bir insanı dışarıya atmasına izin vermeyeceğini sanıyordu. Şilan, sabırsızca babasının elinden çekerek;
“Ne duruyorsun papa?” dedi sızlanarak. “Kovsana onu!”
Abidin kapının koluna yapıştı tekrar, hışımla.
“Lütfen arabamızı terk eder misiniz?”
Kız, torpido kapağına parmaklarıyla vurdu. Direksiyondan taraf baktı.
“Tekrar özür dilerim” dedi ve dışarıya çıkmak için kaykıldı.
Şilan babasının elini bırakmış, geriye çekilmişti.
Yabancının arabadan inmesini izliyordu çekildiği yerden. Babasının kararlı davranışı çok hoşuna gitmişti. Bir başka adamın kızı olmak istemediğini düşündü. Ne bir başka adamın, ne de bir başka kadının kızı…
Anne ve babasının ayrı yaşıyor olmasına alışmıştı. Kardeşi Bertha’nın babası, onun da babası sayılırdı artık. Diğer çocukların bir babası varken, onun iki babası vardı.
Yabancı kız arabadan indi. Kısa saçlı, bakımlı ve uzun boyluydu. Üzgün ve davet edilmesi halinde hiç tereddüt etmeden tekrar arabaya bineceğini ele veren ürkek bakışlarla baba ve kızına bakıyordu.
Şilan aldırmaz davranıp arka tarafa yöneldi. Abidin, sabırsız davranan kızına arka kapıyı açtı. Sevgilisini arabadan çıkardığını, unutmuş gibi davranıyordu. Şilan arka koltuğa yerleşmek için tırmanır gibi kendisini koltuğun ortasına çektikten sonra, çantayı kızının yanına bıraktı ve kapıyı kapattı. Kızının ayağı, kaşkolü ve çantasının kayışı kapının arasında kalmamıştı. İçi rahat, baba değil de küçük hanımın şoförü rolünü oynadığını göstere göstere davranıyordu.

O şimdi sadece küçük hanımı memnun etmek için çırpınan bir sürücüydü.
Sevgilisini tamamen unutmuş görünüyordu. Yağmurun yağdığını, dışarıda havanın serin olduğunu ve sıcak bir arabadan çıkınca insanın üşüyeceğini unuttuğu gibi. Hızlı adımlarla arabadan indirdiği kızın önünden geçmesi, arabanın önünden dolanıp kendisini sürücü koltuğuna atması rol oynamaya benzemiyordu.
“Abi!”
“Efendim kızım!”
Abidin, ayağını gazdan çekmeden, başını geri çevirdi. Kızının “arabayı durdur” demesini bekliyordu.
“Filmimde rol aldığın için teşekkür ederim abi.”
Abidin, kızına verecek cevap bulamadı. İlk çıkışta sağa sinyal verdi ve 30 km hızla yoluna devam etti.

Öykü: Şilan
Cafer Yurtsever

[email protected]

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
İnsanı Anlamak: Davranışlarımızın Oluşması ve Öğrenilmesi – Prof. Dr. Özcan Köknel

Bilinç; belirli bir zaman sınırı içerisinde insanın yaşantısından haberdar olması, kendisinden ve çevreden bilgi edinmesi demektir. Gerçekte bilinç (şuur) sözcüğünün...

Kapat