İnsanı Anlamak: Davranışlarımızın Oluşması ve Öğrenilmesi – Prof. Dr. Özcan Köknel

Özcan KöknelBilinç; belirli bir zaman sınırı içerisinde insanın yaşantısından haberdar olması, kendisinden ve çevreden bilgi edinmesi demektir. Gerçekte bilinç (şuur) sözcüğünün Latince karşılığı olan “conscientia” bilgi durumunda olmak, bilgiyle donatılmış olmak anlamına gelmektedir. Sağlıklı iletişim için gerekli olan koşulların en üst düzeyinde bilinç yer almaktadır.
Dikkat; açık seçik, aydınlık ve duru bilinç durumunda algının bir kişi konu nesne ya da olay üzerinde odaklaşması, yoğunlaşmasıdır. Uyaranlara karış çabuk, doğru ve kolay tepki verilmesini, çevreye en doğru ve iyi uyumu, davranışın amaca yönelik, anlamlı ve etkin olmasını “uyanık bilinç” durumu sağlar.

Davranışlarımızın Oluşması ve Öğrenilmesi

Davranış, uyarana karşı organizmanın tepkisi olup, konuşma gibi sözlü; jest, mimik, hareket gibi sözsüz iletilerle başkalarının görüp izleyebileceği biçimde dışarıya yansır. Davranışı oluşturan iki yapı vardır. Birisi, iş yapan enerji, diğeri organizmayı ve davranışı biçimlendiren bilgi ve işlevlerin tümüdür.
Öğrenme Kuramları: Öğrenme, yeni durum, konum ve ortamda yeni davranışlar kazanmak ve bunları sürdürebilmektir.
1. Klasik Koşullanmayla Öğrenme: Pavlov tarafından geliştirilen bir kuramdır. Pavlov deneyleri sonucunda şu sonuçları elde etmiştir.
a- Koşulsuz Cevap, Tepki: Koşullanmadan önceki uyarana verilen cevap, deneyde, tükürük salgısı gibi.
b- Koşulsuz Uyarıcı: Koşulsuz cevaba, tepkiye yol açan uyarıcıdır. Deneyde, et parçası gibi.
c- Koşullama Uyarıcısı: Koşullu cevabı, tepkiyi oluşturmak için kullanılan uyarıcıdır. Çıngırak, zil sesi ya da ışık kaynağı gibi.
2. Ödül Ceza Yöntemiyle Öğrenme: (Edimsel Koşullama): Ödüllendirme ya da cezalandırma yoluyla organizmaya davranış öğretmektir.
3. Thorndik Öğrenme Kuramı: Buna göre, merkezi sinir sisteminde uyaranla tepki arasında kurulan bağlantı olarak tanımlanmıştır. Organizma geliştikçe sinir sisteminde kurulan bağlantı sayısı artar, öğrenmenin sınırı genişler, bilgi birikimi çoğalır.
Özel Alıcılarımız Duyu Organları: İnsan organizması ve duyu organları bir bilgisayar gibi çalışır. Bu nedenle hücreye en küçük bilgisayar diyebiliriz.
Görmeyi sağlayan ışık uyaranları elektromanyetik dalgalarla iletilir. Gözde bulunan alıcıların (receptör) uyarılabilme duyarlılığına görsel keskinlik (visual acuity) adı verilir. Bu alıcılar 400-700 milimikronluk yelpaze içinde yer alan elektromanyetik dalgalarla uyarılabilir.
Ses dalgaları, titreşen nesnelerden kaynaklanan, birbirini izleyen hava basıncı biçiminde ilerler. Nesne titredikçe, önce hava moleküllerini sıkıştırarak basıncı artırır, sonra geri çekerek basıncı düşürür. Böylece ses dalgası adını alan basınç dalgası oluşur. Kulakta bulunan alıcıların uyarılabilme duyarlığına, işitsel keskinlik (adutive acuity) adı verilir. Bu alıcılar 20-20.000 Hertz arasında uyarılabilir.
Deride basınç ya da dokunma, ağrı, soğuk ve sıcak duyuları için alıcı hücreler vardır. Bu alıcılar değişik deri yüzeylerinde farklı yayılma göstererek belli alıcıların yoğunluk kazandığı belli bölgeler ortaya çıkar. Örneğin, dokunma duyusunun alıcıları el parmaklarının uçlarında yoğunluk kazanmışken, gövdede, sırtta çok azdır.
Ruhsal Enerji Kaynağımız: Güdüler: Güdü, bir davranışı başlatan, açığa çıkaran, anlaşılır kılan, açıklayan, sürdüren ve yönlendiren fizyolojik ve ruhsal enerjidir. Güdüler (Saik) (motiv) bir yandan içgüdü ve dürtüden kaynaklanan yönüyle fizyolojik bir yandan da çevreden ve toplumdan kaynaklanan yönüyle ruhsal enerji sağlar. Yemek, içmek, korunmak, uyumak, üremek gibi doğuştan gelen güdüler insan neslinin sürekliliğini sağlar.
Genetik İletişim: Soya çekimle ilgili iletiler kodlanmış şifrelenmiş olarak genlerde depolanmıştır. Genler, hücre çekirdeğindeki kromozomlar üzerinde yer alır. Kromozomlar, bilgisayardaki anabelleğe benzetilebilir. Genler üzerinde kayıt, depolama ve saklama dezoksiribonükleik asit (DNA) aracılığıyla olur. İnsan beyni genetik iletiyle edinilen ya da dıştan gelen uyarıcıların taşıdığı bilgiyi içerir. Beyin gerektiğinde bu bilgileri kullanarak yeni bilgi ve öneriler üretir, çözümlemeler ve birleştirmeler yapar.

Bilgiyi Oluşturma ve İşleme

Bilinç; belirli bir zaman sınırı içerisinde insanın yaşantısından haberdar olması, kendisinden ve çevreden bilgi edinmesi demektir. Gerçekte bilinç (şuur) sözcüğünün Latince karşılığı olan “conscientia” bilgi durumunda olmak, bilgiyle donatılmış olmak anlamına gelmektedir. Sağlıklı iletişim için gerekli olan koşulların en üst düzeyinde bilinç yer almaktadır.
Dikkat; açık seçik, aydınlık ve duru bilinç durumunda algının bir kişi konu nesne ya da olay üzerinde odaklaşması, yoğunlaşmasıdır. Uyaranlara karış çabuk, doğru ve kolay tepki verilmesini, çevreye en doğru ve iyi uyumu, davranışın amaca yönelik, anlamlı ve etkin olmasını “uyanık bilinç” durumu sağlar.
Algılar; duyu organlarıyla alınan uyaranların yorumlanıp anlamlı duruma getirilmesini sağlar. Algı sürecinin işleyebilmesi için duyu organlarının eşik değerinin üstünde uyarılması ve bellekte daha önceki deneyimlerden kalan anıların, izlerin, kalıpların bulunması gereklidir. Uzun bir süre duyu organlarına dışarıdan uyaran gelmemesi ya da gelen uyaranların algılanmaması ciddi bilinç bozukluğu, karışıklığı ve ruh hastalıklarına yol açabilir.
Algı sürecinin işleyebilmesi için dikkatin algı alanı içinde bir uyaran üzerine odaklanması, yoğunlaşması gereklidir. Odaklanma dışında kalan uyaranlar bulanık bir ardalan oluşturur. Yani algıda ve dikkatte bir seçicilik sözkonusudur.
Bilinçli algılama süreci sonucu insan, yer zaman ve hareket yönelmesi (orientasyon) kazanır.
Yanılsama (illüzyon) ve sanrı (hallüsinasyon) gibi başlıca algı bozuklukları, iletinin içeriğine yansıyarak iletişimi olumsuz biçimde etkiler.
Düş (rüya) türlü nedenlerle engellenen, bastırılan güdülerin, günlük yaşamda doyuma ulaşmamış beklenti ve isteklerin bilinç alanının kabul edeceği değişik simgeler biçiminde ortaya çıkışıdır.
Bellek: Hafıza (memory) uyaranların algı aracılığıyla oluşturduğu simgeleri depolar ve saklar. Bu süreç şu şekilde olur:
– Algılamayla kazanılan simgelerin saklanması
– Simgelerin beynin bir bölgesine yerleştirilmesi
– Yeni algıların bellekte saklanan, tutulan eski simgelerle birleştirilmesi
– Bellekte saklı simgelerin canlandırılması, anımsanması
Kolay Öğrenmek ve Anımsamak için Tavsiyeler
– Öğrenilmesini istediğiniz konudan sonra çözümü, öğrenilmesi zor olan yeni bir konu ya da sorunla ilgilenmeyin. Örneğin; sosyal bilimlerden sonra, dinlenmeden, matematik problemleri çözmeyi

– Çalışılan konu, yapılan iş ne olursa olsun, kısa tutun. Bir iki saatlik çalışma dönemlerinden sonra 15-20 dakikalık dinlenme yapın.
– Öğrenilenlerin bellekte kalıcı olması için, günlük yaşamınız da bunları kullanacak fırsatlar oluşturun.
– Önce bellenecek konunun temelini, önemli bölümlerini anlamaya çalışın.
– Yeni öğrendiklerinizle, eski öğrendikleriniz arasında bağlantılar kurun.
– Çalışma, iş ve öğrenme için bir itici güç bulun.
– Çalışmanın, işin, öğrenmenin amacını doğru olarak saptayın.
– Çalışmayı ve öğrenmeyi bedensel ve ruhsal yorgunluğun olmadığı zaman yapın. Çevrede bilincinizi dağıtacak etkenlerin olmamasına özen gösterin.
– Günlük, haftalık, aylık, yıllık çalışma planları yapın.

Prof. Dr. Özcan Köknel
Kaynak: İnsanı Anlamak

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu: Dilsizleşen Bir “Kendinde Aydın” – Müge Günay

Şeylerin çeşitliliğini eşdeğer kılan para en korkunç tesviyecidir. Çünkü para her tür nitel farkı "fiyatı ne?" sorusuyla ifade eder. Olanca...

Kapat