SAİT FAİK: “AŞK, ŞUUR-ALTI BİLE OLSA YİNE BİR HESAP KİTAP İŞİDİR” DİYOR BALZAC, BENİM BİR HESABIM YOK!

Bekleyen Adamın Üç Hali II

Sevgilim gelmedi. Benim en aziz iki dostum, şimdiye kadar size yazamadığım için beni affedin. Ne zamandır -aşağı yukarı otuz sene geçti- size mektup yazamadım. Neden yazmadığımı sorarsanız söyleyeyim:

Efendim, canım dostlarım, aziz sevgililerim. Sizi bana kimler zemmetmedi. İnanmayacaksınız. Vallahi, sizi çok sevenler bile, sizden bahis açıldığı zaman “Aman! Aman!” dediler. İnsanı dedikodular şaşırtıyor, ne yapa hiç bilmediğim, aklıma getirmediğim, kendimden bir başkasını sevebilirmişim. İçimde onun için fedakârlıklar yaratabilirmişim. Ben hiç korkak değilmişim, hatta dövüşebilirmişim. Bir benden başkasını özler, kokusunu duyar, düşünür üzülürmüşüm. Balzac’ın hakkı yok: O diyor ki, “Aşk, şuuraltı bile olsa yine bir hesap kitap işidir.” Burjuvalar arasında doğru. Fakat benim ne şuur üstü, ne şuuraltı hiçbir hesabım yok. Hesapsızlıklarla doluyum. Sevgilim hesap ediyorsa, zararı yok ben hesap etmiyorum.

Zaman geçiyor. Bir cigara daha yakıyorum. Caddenin bir karış yerinden köpekli bir genç kız; siyahlar giyinmiş, sapı gümüş bastonlu bir Hıristiyan kadını geçti. “Mobilya Yapımevi”nin gürbüz çırağı gülüyor. Manavın önünde bir asker, üzüm alıyor. Bir araba geçti. Bir adam elinde bir şeyler götürüyor. Ana caddeye bir tramvay geliyor: Acaba aşağıdan mı? Şimdi yan sokağa insanlar çıkacak. Ya aralarındaysa, ben ne yaparım?

Geçen hafta böyle olmamıştı. “Son defa geleceğim” demiş ve hakikaten gelmişti. Ne olmuştu? Yarım saat karşı karşıya oturmuştuk. Ne kadar heyecansız, soğuk ve sakin gibiydim. O benden daha nazik, daha heyecanlı, daha bir tuhaftı. “Bir daha gelmeyeceğim” dedi. Ama dün tekrar ısrar ettim. “Peki yarın gelirim, bekle!” dedi. Gelmeyeceğini pek iyi biliyorum. Fakat o gelecek diye beklemek… Yahut yalnızca beklemek…

Dilerim Allahtan: Onu da benim gibi belalara müptela kılsın1! Bir insanı özlesin! İşini gücünü, havayı suyu, yemeği bir tarafa bıraksın! Böyle bir pencere önünde beklesin!

Saçım, tek tük sakalım ağardı. Fakat her zaman böyle pencere önlerinde bir hayal bekledim. Ne kadar fazla hakikat oldularsa şimdi bütün hepsi o nispette hayaldir.

“Mobilya Yapımevi”nin çırağı, elinde bir küçük şişe ile şimdi dükkâna girdi. Manavın önünde lacivert elbiseli biri, kavunları yokluyor. Küçük mektepli kızlar geçiyor.

Bu dekor, dakikadan dakikaya, saatten saate, hatta bomboş olduğu zaman bile aynı olmadan değişecek. Ben bu değişen manzarayı seyrederek seni akşamlara kadar bekleyeceğim. Akşamüstü içki içmeye gideceğim. Sonra seni yine bulacağım. Bu akşam, niyetim, sana yalnız uzaktan bakmak. Önünden bir selam verip geçmek. Yanıma gelmeyeceğine eminim, olsun. Seni gören bir yerde oturup vapur iskeleye yanaşıncaya kadar seni gözleyeceğim. Beni görürsen kızacaksın. Lafını şaşıracaksın. Belki de yer değiştireceksin. Görmezsen, uzun zaman seni seyretmek fırsatını bulacağım.

Manav, hani o perde sopası içlerinden çıkan zemberekli şeye üç kavun bağladı. Kavunlar zıp zıp sıçrıyorlar.

Sait Faik Abasıyanık
Kaynak: Son Hikayeler
Bekleyen Adamın Üç Hali I

SAİT FAİK: GELMEYECEĞİNİ ÇOK İYİ BİLİYORUM. ONU BEKLEMEK, BİLHASSA GÜZEL…

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz