Sabahattin Ali: Bir fikrin kıymeti sabit oluşunda değil, samimi oluşundadır…

0
127

Sabahattin Ali’den Ayşe Sıtkı’ya mektup

İki Gözüm Ayşe!

Mektubunun bu seferki cevabı da biraz gecikti. Son günlerde başımdan acaip sevda yelleri estiği için bu teehhürü (gecikmeyi) mazur görmelisin.
…Mektubunda iki şeyi çok beğendim, hatta, kızmazsan söyleyeyim, biraz da hayret ettim: 1- Gayet düzgün ve nefis bir üslubun var. 2- Bu üslup bir takım fikirlerin ifadesini de çok maharetle ifa edebiliyorlar, yani sadece güzel laflardan ibaret değil. Sonra çok nefis bulduğum (malum olmasına rağmen) şu cümledir: “İnsan bazen karışık şeyler hisseder, bunlar bir düşünülse gayet basit şekle irca (indirgemek) edilebilirler, fakat bu türlü bırakmak da bazen hoşa gider.” Bu cümle üzerinde tahlillere girişmeyeceğim. Yalnız bunu tasavvur edebileceğin kadar mükemmel anladığıma emin olabilirsin. Anlaşılmadığından bahsediyorsun, dilini bilmediğim bir memleketteyim diyorsun. Bu gayet tabiidir, dünyada hiç kimsenin, hiç kimsenin dilinden anladığı yoktur, birbirleriyle en iyi geçinenler hiç konuşmayanlar, bu ihtiyacı duymayanlardır. Bu vakıa tasavvurların fevkinde feci (düşünülemeyecek kadar kötü). Mesela burada kolumda sevgili bir arkadaşla dolaşıyorum, o hararetle anlatıyor ben hararetle dinliyorum, aramızda bir santim mesafe bile yok, fakat ben birbirimizden kilometrelerle uzak olduğumuzu, başka diyarların, âdeta başka seyyarelerin (gezegenlerin) evladı olduğumuzu seziyorum. Bu düşünceler esnasında o sözünü bitiriyor ve bu sefer aynı hararetle ben başlıyorum. Aramız yine bir santim, fakat kilometrelerle uzağız, yanımdaki ihtimal bunu anlıyor, ihtimal farkında bile değil; bu komedi bazen beni kudurtuyor, bazen de miski-nane bir tevekkülle tahammül ediyorum. Sen orada ararsan belki dilinden anlayacak bir iki kişi bulursun, fakat burada bir tane, bir tane bile adam yok. Ben nasıl bibliyoman (kitap düşkünü) olmam sonra…

…Yalnızlığın insana verdiği gurur bile ilk fırsatta mevkiini bir aldanışa terkediyor. Sonra insana (tamamen değilse bile) kısmen yakın olanlar bulunabilir, mesela (bunu iltifat kabul edebilirsin) aramızda kilometreler bulunmasına rağmen seni bazen pek yakınımda hissettiğim oluyor ve arasıra: “Belki, diyorum, belki bunu o anlayabilirdi.” Sonra düşünüyorum ki anlamak mesailinde (sorununda) zekânın rolü çok azdır. Anlamak için dercenk-i evvel (her şeyden önce) iki şey lazımdır: Tolerans sahibi olmak, dünyayı ciddiye almamak. Düşünüyorum da görüyorum ki benim dünyada itham edebileceğim bir fert bile bulunamaz, herkesle aynıleşerek (özdeşleşerek) herkesi anlamaya o kadar hevesim ve istidadım var, herkes mütemadiyen sağır ve kör beni itham ettiği halde.

Bazı felsefelerin bana pamuk ipliğiyle bağlandığını söylüyorsun, öyle olabilir Ayşe, bir fikrin kıymeti sabit oluşunda değil, samimi oluşundadır. Ben onları yazarken samimi idim, ama onlar bana uymazlarmış da ben yarın değişebilirmişim, bu da olabilir ve gayet tabiidir, kör değneğini beller gibi bir fikre saplanacak değilim ya. Dediğim gibi insan bir fikre samimiyetle sarılmalı ve onun için ölebilmelidir, fakat bu, yarın o fikre hücum için mani teşkil etmemelidir. Dedim ya hiçbir şeyi ciddiye almamalı, hatta ölümü bile…

Herkese selam. Senin de gözlerinden öperim kızım.

Sabahattin Ali
Sabahattin Ali’nin Özel Mektupları “İki Gözüm Ayşe”

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz