Sabahattin Ali: O hikâyeyi yazarken aklımda hep sen vardın

Ayşeciğim.

Nikâhına talibim, yani işim oldu. Daha tamamen olmadı, fakat ben de düğiln yapalım demedim… Esas itibariyle halloldu. Vekil Bey “her yerde müfit olabilirsiniz” dedi. “Hem ben daha ziyade devlet mekanizması içinde çalışmak için yetiştirildim” dedim. Güldü: “Sizin hakkınızda hiçbir menfi kanaatimiz yoktur. Şekil biraz fena idi, siz ne muallimi idiniz?” dedi.
“Almanca muallimi idim.”, “Peki, Hasan Ali Bey’e söyleyin münhal yer varsa sizi tayin etsin.”
Derhal dışarı fırladım. Tabii daha evvel bir teşekkür savurup elini sıkmayı unutmadım.

Hasan Ali “Bir istida ile müracaat et, istidanı Vekil Bey’e götürmeye mecburum” dedi. Bir kötüledim, ama derhal bir istida kaleme aldım. Vekil’e götürdüler, altına muvafıktır (uygundur) makamına (yerine) bir “M.” koyup iade etmiş.

Gelelim nikâh meselesine Hiç şaka değil, gayet ciddi söylüyorum. Oturup biraz düşündüğün takdirde senin de teyakkua (kabul) edeceğin bir takım muhakemelerden sonra dünyada bundan daha muvafık birçok şeyler yapamayacağımız neticesine vardım. Günün birinde nasıl olsa uzun bir yolculuk için bir arkadaş arayacağız ve ben, bunun, bana senden daha yakın olacağım tahmin edemiyorum ve istemiyorum da. Bilmem senin için nasıl. Yani ahbaplığımızı “Kırlangıçlar” hikâyesi gibi bitirmek istemiyorum.

O hikâyeyi Sinop Hapishanesi’nde yazarken aklımda hep sen vardın. Ne fesat ve ahlaksız adamım değil mi?.. Bu mesele üzerinde uzun boylu konuşmaya hacet yok. Bu sefer ben Ankara’ya gelirken Haydarpaşa Vapuru’nda sana böyle bir şey söylediğim zaman “Ben karışmam” demiştin. Yine karışma, ben karışayım ve sen bana tabi ol.

Hem sen benim gibi efendiyi mum ile arasan bulamazsın. Güzellik de senden fersah fersah ileride. Mesela bir Grek burnu bir Ayşe kıymetinde. Boy pos Allah’a şükür yerinde, hiç olmazsa seninkine muvafık. Akıldan yana hiç değilse sen bir şey söyleyemezsin.

Yani birbirimize bir şey söyleyecek halimiz, yok. Aşk ve muhabbet meselesine gelince, beraber gitmekten sıkılmayacak kadar birbirimizden hoşlandığımızı zannediyorum. Suluca âşık olacak kadar çocuk değiliz herhalde…

Canım, seni böyle sözlerle kandıracak değilim ya otur ve düşün, herhalde daha muvafık ve hakiki esbap (nedenler) bulursun, nedense kafanın benimkine benzeyen bir mihanikiyeti (mekanizması) var…

Bu karara nasıl vardığımı uzun uzun yazsam soğuk kaçacak. Sen zeki kızsın maşallah, anlarsın…

Daha birçok şeyler yazmak isterim ve yazabilirim belki, fakat insan istediği kadar samimi olamıyor ve böyle şeylerde tam samimi olunamazsa hiç söylememek daha iyidir.

Fakat bütün bunlar tali sebepler. Asıl sebebi yazamıyorum, çünkü ifade edemiyorum. Seninle evlenmek istiyorum işte, evvela bunu istiyor sonra bunu neden istediğimi düşünüyorum. Bilmem anlıyor musun?

Bana derhal cevap yaz, erkekçe bir cevap. Bu meselede benden başka türlü düşünceğin aklıma bile gelmiyor. Hele bir mırın kırın et, vallahi kaçırırım.

Şimdilik bu kadar. Daha ne yazayım, yazacak bir halt kaldı mı?

Gözlerinden öper ve seni kucaklarım Ayşe.

Soranlara selam.

15 KASIM 1934
Sabahattin Ali’nin Özel Mektupları “İki Gözüm Ayşe”

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz