Murathan Mungan: Her insan, kendi olması karşılığında topluma bir bedel öder

Birinden bir şey isterken, kimi kadfnlann yüz ifadesi fazlasıyla değişir, ağır bir riya perdesi iner yüzlerine… Suratlan birdenbire çok kaynatılmış reçellere benzer. O kadar ki, istediğini yerine getireceğiniz varsa bile cayarsınız. îki şeydir sizi kızdıran: Bir, insanın kendini o hale düşürmesi ağrınıza gider, onun adına utanırsınız.
İki, bu kadar aptal yerine konmak hiç de hoşunuza gitmez.
Onun isteklerini karşıladığınızda, sanki o çok akıllı, çok uyanık da, siz çok salakmışsınız gibi bir rol dağılımı çıkacaktır ortaya.
Bu rolü oynamak istemezsiniz.

Bir gün Mısır Çarşısı’ndan çıkmış, alt geçitten geçerek yeni Galata Köprüsü’ne yönelmiştim ki, köprüye çıkan merdivenlerin basamaklarında oturmuş küçük bir kız çocuğu ilişti gözüme. Üzerinde rengi solmuş, uçuk mavi bir elbise vardı ve sımsıkı tuttuğu avuçlarında birkaç şam fıstığıyla, biraz bozuk para gözüküyordu.
Orhan Kemal hikâyelerinden fırlamış gibi iç sızlatan bir görünüşü vardı; kaybolmuş gibi, ama sanki burada değil de dünyada kaybolmuş gibi dalgm ve umutsuz, orada öylece oturuyordu. Sahiden içim sızladı. Çantamı omuzumdan koluma düşürdüm, çantamı açmış içinden para çıkarmaya çalışıyordum ki, beni gördü, düğmesine dokunulmuş gibi, birdenbire bütün ifadesi değişti, yüzüme çok tekrarlandığı için hiçbir sahiciliği kalmamış bir mahzunlukla bakarak, o malum merhamet uyandırıcı ezber sözleri, bildik dilenci sesi ve tonuyla, kurulmuş gibi arka arkaya tekrarlamaya başladı. Uçuk mavi melek uçup gidivermiş, aniden kaşar bir “kibritçi kız” oluvermişti karşımda! Az önce, o basamakların orada öylece otururken, benim mahzunluk, boynu büküklük sandığım şeyin, aslında sıradan bir dalgınlık ânı olduğunu anladım. Bir “boş zaman” ânı… Diğer zamanlarda ise “çalışıyordu”. Gerçek yaşını ancak dalgın olduğu zamanlar yaşıyordu demek. Dünyayla ilişkisi ise, dilenmek, istemek, ısrar etmek, üstelemek, kısacası
sonuç almak, para kazanmak anlarıydı. Hayatı elinden erken alınmış, kendi büyümeden içi büyümüştü. Yoksulların başka türlü büyüdüğünü unutmuşum. Kızm görünüşündeki ani değişiklik, kendimi aldatılmış hissetmeme yol açmıştı; panikle çantamı kapatıp omuza attım ilkin; ısrarlı adımlarla bir süre ardımdan seğirtti. Kısa bir süre sonra aslında karşılığı olmayan bir şeyi cezalandırmaya çalıştığımı, şu halimin pek burjuva olduğunu düşünüp yeniden çantama davrandım ve hızla uzaklaştım oradan. O da avucunda verdiğim parayla yeniden basamaklarına döndü.
İşte şimdi Tuğde’nin yüzünde gördüğüm şey, tam da o gün o kızın yüzünde gördüğüm ifadenin aynıydı. Aynı dilenme tonu, aynı merhamet mıncıklama numaracılığı!.. O günkü hayal kırıklığımın anısını görmüştüm Tuğde’nin yüzünde. Ben ayaktaydım, o kanepede oturuyordu; o kız da merdiven basamaklarında, ben ayaktaydım. Açılar arasındaki bu benzerlik, çağrışımdaki örtüşmeyi de sağlamıştı. Kızgınlıklarımın benzeşmesini de…
Aslında kime kızacağımı bilmiyordum.
Kadınların birbirlerine kızgınlığına çoğu kez çaresizlik neden olur. Birbirini anlamanın çaresizliği, birbirine kızmanın kolaylığını da beraberinde getirir.
Kadınlar bu role mahkûm edilirler. İsteklerini açıkça belirtmekten, görüşlerini serbestçe dile getirmekten, düşündüklerini dosdoğru söylemekten mahrum edilmişlerdir. Kararlan erkekler verir. Onlara kalan, yalnızca hemen herkesin bildiği “kadınca entrikalar” ya da “kadın kurnazlığı” diye tabir edilen, alttan alarak, yaltaklanarak, ağzından girip burnundan çıkarak, dolap çevirerek, cilveleşerek, kendi isteklerini erkeğin görüşleriymiş sanmasına yol açacak oyunlardır. Buna mahkûm edilmişlerdir. Ta çocuk yaşta bunu öğrenirler, öğrenmek zorunda kalırlar. Yüzlerindeki o merhamet uyandırıcı dertli boynu büküklük havası, seslerindeki o kaderin sillesine açık rüzgârlar, davranışlarındaki sahte tevekkül, ta o zamanlar yerleşir benliklerine ve bu, onların kaderi olur artık. Halk arasında, “işini bilen akıllı kadın,” diye de bunlara denir.
Erkeklerin iktidarını sarsmadan, onlarla yarışmadan, erkeklerin gururlarını ve egolarını okşayarak, pohpohlayarak, görünüşü kurtararak, hep kendi isteklerini bu tür numaralarla erkeklere
yaptırabilen kadınlar herkesin gözünde “akıllı kadın” olur, bizim gibiler de “problemli, mutsuz kadın”…
Hem kendi olmak, heıp kadın olmak, asıl gerçekçi olup imkânsızı
istemek budur.
Her insan, kendi olması karşılığında topluma bir bedel öder.
Az ya da çok, ama mutlaka bir bedel. Kimse bedelsiz kendi olamaz.

Bu bedel çoğu kez yalnızlıktır.

Yüksek Topuklar
Yazar: Murathan Mungan
Yayınevi : Metis Yayıncılık , Edebiyat Dizisi

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Tüm Zamanların En Ünlü 20 Resmi

Kapat