MESLEĞİNİZİ VE GELİRİNİZİ SÖYLEYİN, USSAL SİYASAL TERCİHİNİZİ SÖYLEYEYİM SİZE – ALAİN TOURAİNE

0
282

TEMSİL BUNALIMI

Avrupa modernleşme modeli, toplumsal düzenlenim ve düşünce kategorilerinin hepsinin salt toplumsal bakımdan, yani toplumun bütünleşmesini sağlamak ve gerekli değişimlere kendini uydurma becerisini kullandırmak için aktörlerin ve kurumların yerine getirdiği işlevlerle tanımlanmasına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Bir yüzyıldan uzun bir süredir klasikleşen bu model temsile büyük bir önem verir. Siyasal güçler toplumsal aktörleri, özellikle de toplumsal sınıfları temsil etmelidir. Farklı bir alanda, bir kişinin temsil edilmesi, bu kişinin toplumsal işlevini ve toplumsal çevresini belirtmek anlamına gelir. Giysiler, duruşlar, her şey söz konusu kişinin toplumsal konumunu tanımlamalıdır ve temsil edilenin toplumsal çerçeveleri ne kadar belirgin bir biçimde gösterilirse kişisel özellikleri de o kadar iyi bir biçimde ortaya çıkar. Oysa bugün toplumsal bakımdan tanımlanan bu portreler değişmiştir. Toplumsal çevreye başvurular dolaylı yoldan yapılmaktadır. Tersine, bireysel özellikler gelişmiştir, hem de artık tarihçileri ilgilendirmeyen bambaşka bir türe yaşam verecek kadar gelişmiştir: yaşamöyküsü. Ressam önemli bir kişiyi ya da bir dansçıyı temsil etmeyi bırakıp da, gerçekliğin kendisinden çok gerçekliğe bakışını boyamaya kalktığında yapıtları figüratif olmayacaktır artık. Bireycilik ağır basmakta ve her tür temsil biçimi yok olmaya başlayıncaya dek her tür toplumsal çevreden kopmaktadır.

Düşük önemde bir örnek bu temsil bunalımını açıklar. Georg Simmel’in vurguladığı gibi, moda, benimsetilen toplumsal modellerin içinde bireysel farklılıkları öne çıkartıyordu. XX. yüzyılın ilk büyük terzileriyle birlikte toplumsal hiyerarşi bakımından bağımsızlığını kazandığında, moda giysi artık bir toplumsal sınıfı nitelemez oldu, kadın vücudunun bir yorumu haline geldi. Zaten Yves Saint Laurent son yarım yüzyılın terzileri arasında bunca belirgin bir biçimde egemen bir konuma geldiyse, bunun nedeni diğerlerinden daha çok bir çıplak bedeni giydirmeye cesaret etmiş olmasıdır. Bununla birlikte, onun örneğini izlememiş olanlar belirli bir toplumsal türün temsiline geri dönmemiş, çeşitli tiyatro dekorları üretmiş, renkler ve biçimlerle oynamışlardır. Ayrıca kendilerine “öncü” denmesine yol açacak birtakım riskler almışlardır.

Bu iki örnek birbirinden ayrı değildir. Temsil artık hiçbir yerde aranmaz olmuştur. Hatta bir sıradanlık göstergesi haline gelmiştir. Bu alanlarda da, diğerlerinde olduğu gibi, şimdi daha iyi anlaşılabilen bir kavramdan çıkmışızdır artık. İçinde bireysel olsun, ortak olsun her aktörün bir toplumsal durumla tanımlandığı, toplumun toplumsal anlayışı. Bugün “soyut olanın” içine daldığımız ve toplumu tanımaya çalışırken artık bize yardım eden kılavuz kalmadığı izlenimi de buradan doğar zaten.

Romandan mimarlığa kadar toplumu betimlemeye ve çözümlemeye yönelik bütün kategorilerimiz toplumsal gerçekçiliğin sona ermesiyle altüst olmuştur. Bu uzun dönem boyunca politika ve ekonomi büyük bir değer taşıyan kültürel ve toplumsal yaratımlar üretmiştir. Bunu unutmamamız gerek, ama bu mirastan da kopmasını bilmemiz gerek. Toplum bilimleri özellikle ciddi anlamda geri kalmıştır ve bir an önce aradaki fark kapanmalıdır. Toplumsal gerçeklikten XIX. yüzyıldan bu yana artık içinde yaşamadığımız kültürel modele uymayan ifadelerle söz ediyorlar hala sıklıkla. Yolunun sonuna gelmiş bu klasik toplumbilimin dayandığı kategoriler üzerine yeniden düşünmek başlıca uğraşlarımızdan biri olmalı.

Sistemler toplumbilimi, yerini aktörler ve özneler toplumbilimine bırakmalı artık.

Bu pek de kolay değil, çünkü Avrupa modeli en arı anlatımlarından birini, kişisel davranışları sistemin işleyişiyle açıklama becerileriyle tanımlanan toplum bilimlerinde bulmuştur. Birçok hukukçu ve Hauriou’dan özel hukuk uzmanı Jean Carborınier ’ye kadar çeşitli kurumsalcılık yanlıları baştan bu yana toplumbilimin, Emile Durkheim’ın toplumbiliminin yönelimini iyi temsil etmiştir. Toplumbilim, en büyük başarılarını toplumsal aktörlerin yanılgılarını ortaya koyarak, onlara bir özgürlük görünümünün arkasında saklı birtakım toplumsal düzeneklerin davranışlarımızı belirlediğini göstererek elde etmiştir. Toplumsal kökeninizin ne olduğunu söyleyin, eğitim sisteminde ne okuyacağınızı, nasıl okuyacağınızı anlatayım size. Mesleğinizi ve gelirinizi söyleyin, her zaman bağlı kalmasanız da ussal siyasal tercihinizin ne olduğunu söyleyeyim size. Her yayımlanan inceleme bir yanılgıyı ortadan kaldırıyormuş gibi görünüyor, geniş bir kitle eşitsizliğin, katmanlaşmanın ve yukarı ya da aşağı doğru hareketliliğin önemini fark ediyordu. Aslında incelemeleri okuyanlar bunları hiç bilmiyor da değildi, ama belli belirsiz bildiklerinin doğruluğunu onaylatmış oluyorlardı. Ekonomik incelemelere gelince, büyük çoğunlukla ussal seçimlerin incelenmesiyle özdeşleştirildiler, bu da, bu incelemelerin, öznellik gibi fazla karmaşık ve fazlasıyla kötü tanımlanmış bazı değişkenlerden uzak kalarak, ekonomik sistemin öğeleri arasındaki ilişkilerin incelenmesine yönelmesini sağladı.

Bu “toplumbilimselci” bakış açısı, kuşkusuz hiçbir zaman tam anlamıyla utkuya erişmedi toplumbilimde; ama Durkheim’dan Parsons’a kadar neredeyse her zaman baskın bir konumu oldu, günümüze kadar da toplumsal eşitsizlikleri daha iyi ortaya koyarak başarılarının meyvesini toplamaya devam etti. Ama “klasik” toplumbilimin bu egemenliği düşünsel eleştirilerin etkisinden çok, kurumların ve normların parçalanması nedeniyle nihayet ortadan kalktı.

Alain Touraine
Modernliğin Eleştirisi

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz