Franz Kafka’dan Milena’ya Mektuplar: “Kimi zaman yalnız kalabilmek, mutluluğun ilk koşulu”

milenaYeni evimi kutlamak için bu birkaç satırı yazıveriyorum; çabuk tutmalıyım elimi, çünkü anamla babam onda Franzensbad’dan, amcam da on ikide Paris’ten geliyor, karşılamaya ben gideceğim; ablam Marienbad’da olduğu için, ben onun evine geçtim, amcama benim odayı bıraktım. Koskoca; bomboş bir ev burası, bu bakımdan iyi. Ama sokak çok gürültülü, gene de kötü bir değiş tokuş yapmış sayılmam. Son mektuplarından öylesine yakındım ki, “güveni sarsıldı, beni yitireceğinden korkuyor” diye düşünebilirsin, onun için işte, hemen yazmak zorunda kaldım sana. (Bu sabah öyle bir mektup yazmıştım ki, sonra utandım da yırttım; ne yapayım? Daha tek satırın gelmedi…

Postayı mı sorumlu tutayım? Saçma… Postayla ne alışverişim var?) Güvenim sarsılsa, emin olmasam senden, böylesine sevebilir miyim seni? Ne zaman anladım bunu biliyor musun? Çok kısa süren etimizin birleşmesinden ve birdenbire ayrılmak zorunda kalışımızdan. (Pazardan başka bir gün olamaz mıydı? Yeniden başka bir saat olamaz mıydı sanki? Neden bütün bunlar?) Haksız mıyım altüst olmakla? Hoş gör beni! Akşamın şu geç saatinde sana iyi geceler dilerken, kendimi, her şeyimle bir solukta veriyorum sana, mutluluk, sende erimek!

***

Sokak çok gürültülü, üstelik karşılarda bir de yapı işleri var, Rus kilisesi de değil tam karşıma düşen, içi insanlarla dolu büyük evler var karşıda, gene de -tek odada bir başına olmak, bir evde yalnız yaşamak, yaşamın en önemli yanı- daha doğrusu: kimi zaman yalnız kalabilmek, mutluluğun ilk koşulu. (Ne var ki, önce yaşamam gerekir, yoksa evim olmuş, yurdum olmuş kaç para eder? Bir çift canlı, parlaklığım nereden aldığı bilinmeyen mavi gözü görebilir miydim yoksa?) Ama evin içi sessiz, banyo, mutfak, odalar tam bir sessizlik içinde. Kalabalık evlerin o patırtısı gürültüsü, gem vurulamayan istek dolu etlerin birleşmesi, düşünüler, dilekler, köşe bucakta, her koltuğun, her kanapenin yanında yöresine gizlenmiş göz yumulmayacak davranışlar, yersiz, beklenmedik şeyler, günah çocuktan, hiçbiri yok bu evde… Viyana’daki pazar sabahının sessizliğini andırıyor; ama bir de cumartesi akşamını anımsıyorum; istekle dopdolu, soluğumuzu kesen, hiç bitmeyecekmiş gibi süren bir cumartesi akşamını…
Kız kardeşim ta evden buraya gelmiş, bana kahvaltı getirmiş. (Boşuna yorulmuş, nasıl olsa ben gidecektim oraya.) Beni mektuptan ve dalgınlığımdan uyandırmak için birkaç dakika kapryı çalmak zorunda kalmış.
Burası benim evim değil; yaz aylarında eniştem bir süre için burada oturacak.
F.

***

Artık önemsiz geliyor bu yazışmalar; önemsiz de. En iyisi bir trene atlayıp Viyana’ya gitmek ve seni almak; yaparım da belki, istemediğini bildiğim halde. Yapılacak iki şey var, biri ötekinden daha güzel: Ya Prag’a gelirsin, ya da Libesic’e gidersin, Yahudiliğin verdiği kuşku beni dün J.’nin yanına sürükledi. Libesic’e gidiyordu, yakaladım onu. Senin Stassa’ya yazdığın mektup ondaydı ya. Ne kusursuz bir adam, açık yürekli, güler yüzlü, akıllı; hemen koluna giriyor insanın, çekinmeden başlıyor gevezeliğe, her şeyi yapmaya hazır, anlayışlı, hem de biraz anlayışlı! Karısıyla Brünn’e gitmeyi tasarlıyormuş, Florian’a, oradan da Viyana’ya geçeceklermiş, seni görmeye. Bugün öğleden sonra dönüyor Prag’a, Stassa’nın cevabını getirecekmiş; saat üçte buluşacağım onunla; sana hemen telgraf çekerim. Bundan önceki on bir mektupta ettiğim saçmalıkları hoş gör, yırt at o mektupları; ne olacaksa şimdi olacak, güçlü ve daha iyi olan gerçeği anladım artık. Tek şey belimi büküyor: kocana olan sevgin.
Sözünü ettiğin yeni ödevimin zorluğunu bilmiyor değilim, ama yakınlığının bana verdiği gücü de küçümseme Milena. Evet, bu günlerde uyuduğum yok pek, gene de dünkü iki mektubunu okuduğum zaman kinden daha rahatım şimdi. (Mektuplarını okurken Max da buradaydı, bulunması pek iyi olmadı, ne de olsa bu yalnız beni ilgilendiren bir iş… Ah zavallı Milena, görüyor musun? Kıskanç olmayan adamın kıskançlığı başlıyor bile.) Bugünkü telgrafın yüreğime su serpti biraz. Kocan için -hiç değilse şimdilik- pek o kadar büyük, çekilmeyecek gibi değil üzüntüm. Kocan, çok zor bir işi başarmaya kalkıştı, başarmadı da değil, sonuna dek namusluca dayandı, ama sürdüremez artık, gücü yetmeyeceğinden değil (onun gücünün yanında benim sözüm mü olur?). Hayır, ama bugüne dek olanlardan çokça sorumlu, çokça ezilmiş bu yükün altında, bu işler için gerekli düşünce gücünü yitirmiş artık. Bilinmez: öteki işlerin yanı sıra rahat bir soluk almasını sağlayacaktır belki bu. Neden istemiyorsun ona yazmamı?

Franz Kafka
Milena’ya Mektuplar

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
İnsanın iyi tarafını bulmağa ondan istifade etmeğe mahkumuz, mecburuz | Sait Faik’in insana bakışı

Sait Faik insan sevgisiyle örülmüş öyküler yazdı. Öykülerinde kimi zaman insanın güldürücü yanlarını da yakalayıp okuyucuya verdi. Zaman zaman öykülerinde...

Kapat