Lev Troçki’nin intihar eden sosyalist şair Sergey Yesenin’in anısına kaleme aldığı yazı

Yesenin’i yitirdik, gençlimin ve içtenliğin bu hayranolunası şairi Yesenin’i! Ne trajik bir son! Bilmediğimiz birkaç yakın dostuna, belki de hepimize allahaısmarladık deyip kendi kendine bizden uzaklaşıp gitti. Son dizeleri insanı şaşırtacak kadar sevecenlik ve yumuşaklık dolu. Sızlanmadan, kendini kimseye acındırmadan, gürültüyle çarpmadan, yavaşça kapadı kapıyı, elinden kanlar aka aka. Yesenin’in şiirsel ve insanca imgesi, bu jestiyle unutulmaz bir veda ışığı içinden fışkırır olmuştur.
Yesenin “Bir serserini şarkıları”nı yazdı ve Moskova izbelerinin kaba nakaratına yalnız Yessenin’e özgü. taklit edilemez bir melodi kazandırdı Çoğu kez, bayanı bir davranıştan, çiğ ve kaba bir sözden övündüğü olurdu. Ama bu görünüşün altında, savunmasız ve korunmasız bir ruhun garip sevecenliği seğiriyordu. Bu yarı yapmacık kabalıkla, tanığı olduğu sertliklere karşı kendini korumaya çalıştı ama başaramadı bunu. Kimseye meydan okumadan ve acı acı söylenmeden, “artık dayanamıyorum” dedi 27 aralıkta  hayatın yendiği şair.

Bu yarı yapmacık kaba yaşam üzerinde durmak iyi olur çünkü bu yaşam, yalnız Yesenin’in seçtiği basit bir biçim değil, aynı zamanda, pek az sevecen, pek az yumuşak olan bizim dönem koşullarının bıraktığı bir izdir. Küstahlık maskesini takmışı -ki, hiç de işine yaramayan bu maske pahalıya mal olmuştur ona- Yesenin’in, bu dünyaya her zaman kendini yabancı hissettiğini açıkça gösteriyor. Dünya hiçbir övünç kazandırmadı ona. İşte bu uyuşmazlık yüzünden vitirdik onu. Ama kınamıyorum onu-. Kendimize saklamayı bilmediğimiz bu büyük lirik şairi suçlamayı kim düşünebilir ki?

Bizim yaşadığımız dönem, uygar dediğimiz insanlık tarihinin belki de en acılı dönemidir. Bu birkaç on yılda doğan bütün devrimciler, kendilerini o dönem için azgın bir yurtseverliğe kaptırmışlardı, o dönem onların yurduydu, zaman içindeki yurdu. Ama Yesenin devrimci değildi. Pugaçev ve Yirmiattıların baladının yazarı, içe dönük bir lirik şairdi. Bizim dönemimizse, lirik bir dönem değildir. Sergey Yesenin’in kısa zamanda bizden ve kendi zamanından uzaklaşmasının önemli nedeni budur.

Yesenin kökleri derinlerde olan bir halkçıdır ve onun herşeyi gibi, “halk” temeli de yapay değildir. Bunun en tartışma götürmez kanıtını, onun halk ayaklanmaları üzerine yazdığı şiirlerde değil, lirik şiirlerinde görebiliriz yine ; Dingin, ardıç kümesinde, dere kıyısında, Yelesini sarsıyor sonbahar, al bir kısrak gibi.

Bu sonbahar imgesi ve daha başkaları, kolay cüretkarlıklarıyla şaşırtır insanı. Şair, imgelerinin köylü kökenlerini duymaya ve içimize adamakıllı sindirmeye zorluyor bizi. Fet, duygularını böyle dile getirmezdi, Tiuçev de öyle. Yaratıcı yeteneği ile değişime uğramasına ve incelemesine rağmen köylü temeli, onda sapasağlam kalmıştı. Bu köylü temelinden gelen güç, Yesenin’in güçsüzlüğüne yol açmıştır. Geçmişten sökülüp alınmış, ama bugüne kök salamamıştı.
Kent onu güçlendirmedi, sarstı ve yaraladı. Avrupa’ya ve Okyanus’un öteki kıyısına yaptığı dış geziler, onu «yeniden ayağa kaldırmadı.» Yesenin Tahran’ı New York’dan çok daha derinden özümledi ve Riazan’lı çocuğun o iç lirizmi, Avrupa ve Amerika’nın kültür merkezlerinden çok, İran’ da buldu kendisi için gerekli olan yakınlığı.

Yesenin Devrime düşman değildi ve Devrim de ona hiçbir zaman yabancı olmadı. Tam tersine, 1910’den itibaren hep ona doğru gitmeye çalışıyordu, şöyle dizelerle,

Ah anam, ülkem, ben bir Bolşeviğim!
Birkaç yıl sonra yine şöyle yazıyordu:
Ve Sovyetler için şimdi,
en ateşli bir yol arkadaşıyım ben.

Devrim, onun başta biraz karışık olan, ama sonra durulan dizelerinin ve imgelerinin yapısına, şiddetle girdi. Yesenin çöken geçmişte hiçbir şey yitirmedi; geçmişin ardından hiç üzülmedi. Peki, Devrime karşı yabancı mıydı? Hayır .değildi ama, Devrimle Yesenin benzer nitelikler taşımıyorlardı. Yesenin, içe dönük, yumuşak ve lirik bir şairdi; Devrim ise halkın eseridir, kahramanlıklar ve yıkımlarla doludur. Şairin o kısa süren hayatına son veren de bir yıkım oldu.
Her varlık, hayatının sonuna kadar kendi alınyazısının yargısıyla birlikte yaşar diye bir söz vardır. Bir bakıma bir gerçek payı vardır burada. Yesenin’in zaman içinde akıp giden yaratıcı gücü, bu dönemin sert köşelerine çarptı -ve kırıldı.
Yesenin’in şiirlerinde, kendi zamanını anlatan bir çok güzel dizeler bulunur. Bütün yapıtı zamanının damgasını taşır. Ne var ki, Yesenin «bu dünyanın adamı değildi.» Devrimin şairi de olamadı.

Herşeyi alıyorum – herşeyi kabul ediyorum,
Çiğnenmiş yollardan gitmeye hazırım.
Sizin Ekim’inize ve sizin Mayısınıza bütün ruhumu
vereceğim,
Ama sevgili sazımı, yalnız onu bırakmayacağım.

Onun lirik gücü, uyumlu, mutlu, müzik dolu bir toplumda ve sert kavgaların değil, dostluğun, sevinin ve sevecenliğin egemen olduğu bir toplumda, sonuna kadar gelişebilirdi ancak. Böyle bir zaman gelecektir. Bizim zamanımızda, insanın insana karşı amansız, kurtarıcı kavgaları hazırlanıyor hâlâ, acı güncel mücadeleler hazırlayan başka günler de gelecektir. O zaman, insanın kişiliği de şiiri’de gerçek bir çiçek gibi açılacak. Devrim, her insan için yalnız ekmek hakkı değil şiir hakkı da elde edecektir.

Yesenin, son saatinde, kime yazdı kan kokan mektubunu? Belki de uzakta henüz doğmamış bir dostuna Yesenin, başkalarının savaşlarla, kendisinin şiirleriyle hazırladığı geleceğin insanlarından birine mi sesleniyordu? Şair, Devrimle aynı özellikleri taşımadığı için öldü Ama gelecek adına Devrim, onu her zaman evladı sayacaktır.
Şiir yazmaya başladığı ilk yıllarından başlayarak, kendini savunamayacağının farkında olan Yesenin, ölüme doğru ilerliyordu. Son şiirlerinden birinde, çiçeklere veda ediyordu:

Evet, sevgililerim, evet
Sizi gördüm, yeryüzünü gördüm.
Sanki benim için yeni bir okşama
O ölüm ürpertiniz.

Ancak şimdi. 27 aralıktan sonra, onu tanıyan ya da tanımayan herkes, hepimiz, hemen her dizesi yaralı damarlarından akan kanla yazılmış olan şiirlerin içtenliğini tümüyle anlıyabiliyoruz. Bu yüzden acımız daha bir derin. Yesenin, kendi içdünyasından çıkmaksızın, yaklaşan ölümünün önsezisinde, melankolik ve dokunaklı bir avuntu buluyordu:

Sessizlikten yapılmış bir şarkı dinlerken,
Sevgilim, bir başka sevgilinin yanında.
Belki anımsayacak beni.
Benzersiz bir çiçek gibi,

Bilincimizde hâlâ taze olan keskin bir acıyı, bir düzünce yumuşatıyor-. Bu büyük, bu sahici şair kendi yöntemine göre zamanını yansıttı ve yeni bir seviyi, suya düşen mavi göğü, gökte bir koyun gibi yayılan ayı, benzersiz çiçeği—kendini—şarkılarında anlatarak kendi döneminin edebiyatını zenginleştirdi.

Şairi burada anarken, cesaretimizi kıran, cesaretimizi eksilten hiçbir şey olmasın. Bizim dönemin etkisi, kendi kişisel etkinliğimizden çok daha güçlüdür. Tarih, kendi basamaklarını sonuna kadar tırmanacaktır. Biz buna karşı koymadığımız gibi, bütün bilinçli gücümüzle, bütün düşünce ve istemimizle ona yardım ediyoruz. Geleceği hazırlayalım. Kadın erkek, herkes için, ekmek ve şarkı söylemek hakkını kazanalım.

Şair öldü, yaşasın şiiri Bir insan evladı savunuşuz, uçuruma yuvarlandı!
Yaşasın yaratıcı hayat! O hayat ki son ana kadar, Sergey Yesenin şiirinin paha biçilmez tellerini sarmıştır ona!

Sergey Yesenin’in Anısına
 Pravda, 19 Ocak 1926,
Bu yazı, Troçki henüz hayattayken Edebiyat ve Devrim’de de yayınlandı.


Sergey Yesenin (d. 3 Ekim 1895 – ö. 28 Kasım 1925) Rusya’nın Ryazan bölgesinde Konstantinovo (bugün Yesenino) köyünde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Dokuz yaşındayken şiir yazmaya başladı. 1912’de düzeltmen olarak çalıştığı yayınevi tarafından Moskova’ya gönderildi. Ertesi yıl Moskova Devlet Üniversitesinde dışardan öğrenci olarak katıldı ve birbuçuk yıl boyunca orada çalıştı. 1915’te Alexander Blok, Sergei Gorodetsky, Nikolai Klyuev ve Andrey Bely gibi şairlerle tanışmak için St. Petersburg’a gitti. Alexander Blok’tan şairlik kariyeri açısından büyük destek aldı.

1916-1917’de, askere çağrıldı. I. Dünya Savaşının patlak vermesinden sonra devrimin daha iyi bir yaşam sağlayacağına inandı ve Ekim Devrimini destekledi. Fakat daha sonra Bolşevizmin kurallarını kritize ederek bunları şiirlerine yansıttı. Ağustos 1917’de, daha sonra Vsevolod Meyerhold’un eşi olan aktris Zinaida Raikh ile evlendi. Eylül 1918’de kendi yayınevini kurdu.

1921’in sonuna doğru ressam Gheorghi Yakulov’i ziyaret ettiği sırada, 44 yaşında olan dansçı Isadora Duncan ile tanıştı. 1922 yılında evlendiler. Birlikte Avrupa ve Amerika seyahatleri yaptılar. Yesenin’in içki sorunu; onu otel ve lokanta gibi yerlerde taşkınlık yapmasına sebep oldu. Mayıs 1923’de Duncan’den ayrılıp Moskova’ya döndü. 1924’te Tavern Moscow ve Confessions of a Hooligan, 1925’te ise Desolate and Pale Moonlight ve The Black Man’i yayınladı.

İntiharı

Sergey Yesenin, psikolojik bir rahatsızlık yaşadı ve bir ay akıl hastanesinde kaldı. Noel için hastaneden çıkarıldıktan birkaç gün sonra, 27 Aralık 1925’te İngiltere Oteli’ndeki odasında kendini asarak intihar etti. Cesedinin yanında, intiharından bir gün önce bileklerini kesip kendi kanıyla Mayakovski’ye yazdığı veda şiiri bulundu.[Oku>] Sergei Yesenin, Moskova’nın Vagankovskoye mezarlığına defnedildi.

Rusya’nın en popüler şairlerinden birisi Yesenin cenazesi için devlet töreni düzenlendi. İntiharı Rus gençlerini etkilemesi,  hatta mezarı başında intihar edenlerin ortaya çıkması sebebiyle  eserlerinin büyük bölümü Kremlin tarafından yasaklandı. Nikolay Bukharin’in Yesenin’i eleştirisi, önemli şekilde yasaklamaya katkıda bulundu. Eserleri yeniden ancak 1966’da yayınlandı.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Dur bakalım, ne olacak? Allah sonumuzu hayır eylesin! – Aziz Nesin

Boğaziçi'nin Karadeniz Boğazına yakın Anadolu yakasında, deniz kıyısı üstünde bir çayevi... O çay evinin hemen bütün müşterileri, hep o semtin...

Kapat