İnsandaki din duygusunun kaynağı korku mu? – Ali Şeriati

Bir çok psikolog din duygusunun kaynağında korkunun bulunduğunu ileri sürmektedirler.
Başlangıçtan beri insanın, ölümden, tufanlardan, depremlerden, hastalıklardan korkmuş olduğunu biliyoruz. Bu korku insanın bir şeylere sığınma gereksinimi duymasına sebep olmuştur.

İşte din bu noktada insana bir sığınak vazifesi görmüş bulunmaktadır. İnsan, doğadaki zararlı olguların defedilip, faydalı olguların muhafaza edilmesi için bazı aracı sığınaklara (tevessül) gerek duyduğu için dine sarılmıştır.

Bu yorumun güçlüğü neredededir? Psikolojik olarak dini duygunun korkunun bir neticesi olarak ortaya çıktığı, insanın korkudan dolayı dine sığındığını ileri süren kimseye, dinin soyluluğunu göstermek için neler söyleyebiliriz?

İnsandaki din duygusunun kaynağı korku olmuş olsaydı, medeniyetin güçlenmesi ve bilimsel teknolojik ilerlemelere paralel olarak korkunun zayıfladığı bir gerçek olduğundan, korkunun zayıflamasıyla birlikte dini duygunun da zayıflaması, hatta ortadan kalkması gerekecekti. Yani insan bedevilikten çıkıp medenileştikçe dininde ve dinsel duygusunda bir gerilemenin olduğu varsayılmış olacaktı. Ya da sınıflı toplumlarda, dinsel duygunun avam tabakasında daha güçlü, üst sınıf arasında ise daha zayıf olması gerekecekti. Halbuki mevcut durum hiç de böyle değildir; aksine tarih bilgimiz, orta sınıfa mensup insanlar arasında dini duyguların daha güçlü olduğunu göstermektedir. Mesela günümüz İran’ında şehirlilerin din duyguları köylülerinkinden daha güçlüdür.. Bu da bize “doğru din” duygusunun kaynağında korkunun olmadığım göstermektedir.

Bunun ortaya çıkarılması için iki metoddan yararlanabiliriz. Yataylamasma yapılan (diyakronik) araştırma metodu ve dikeylemesine yapılan (akronik) araştırma metodu. Mülk edinmenin tarih boyunca nasıl tezahür ettiğini araştırmak yatay metod (diacronic), bunun çağdaş toplumlarda tezahürünü araştırmak ise dikey metod (acronic)tur. Analiz ve sentez için takibedilmesi gereken en iyi ve en doğru yöntem her ikisini de birlikte kullanmaktır. İki metodun birarada kullanılması bize yüzde yüz doğru sonuçlar verecektir.

İkinci mesele ise, tıp biliminin hastalık korkusundan ortaya çıktığı iddiasıdır. Ya da sanatın , insana güzele olan gereksiniminin bir ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim doğrudur da. Bu tanımın olağan sonuçlarından birisi de şudur: Tıp ve sanat alanındaki tepkilerin ve olguların tümü, onların doğmasına yolaçan ilk nedenin göstergesi durumundadır. Sanatta ve tıpta ortaya konulan eylemlerin hepsinin de hastalık korkusundan kaynaklandığını kabul etmek durumundayız. Tıpta, hastalığın engellenmesine yönelik olmayan, hiç bir eylem yoktur.

Eğer din, korkunun bir sonucu olarak ortaya çıkmış olsaydı, insanın sığınağı olan kutsal güçler karşısında beslediği ve eğilim duyduğu dinî duyguların, insan korkusundan kaynaklanmış olması gerekirdi. Oysa durum böyle değildir. Dinin korkudan türediğini iddia etmek, tüm kutsal şeylerin, putların, insanın eğilim duyduğu tüm mabetlerin insan korkusundan türemiş olduğunu iddia etmek anlamına gelir. İnsanın tufan korkusu dolayısıyla seçtiği bir tanrının tufanı önleyecek bir güce sahip olması gerekir.

İnsan korkusunun ürünü olan güçlerin ve tanrıların varlığını kabul ediyorum. Ancak insanın meylettiği, kendisine yöneldiği tüm ma’budları, onun korkusunun bir ürünü olarak kabullenmek mümkün değildir. Kabilevî toplumlarda bulunan ilahları toplasak, bunlardan ancak yüzde biri “güç”ü temsil ederken, geriye kalanlar, güç dışında her şeyi çağrıştıran sembolik ifadelerle anılmaktadırlar.

“Fetişizm” dininin küçük taşları gibi hacim ve cisim bakımından küçük ve ufak olan mabutlara insanın bir güç atfettiğinden sözetmek mümkündür. Ancak onlara atfedilen sembolik güç, insandaki tapınma duygusunun bir sonucudur. Yani insan, bir şeyi mabud olarak kabul etmezden önce, ona tapınmazdan önce onun güçlü olduğu duygusunu taşımaz. Ancak o şeyi mabud olarak tapınmaya başladıktan sonra ona belli bir güç atfeder.

Diğer bir husus da, eğer korku, dinin ortaya çıkmasının nedeni olmuş olsaydı, dinle ilgili olan her kurumun ve ekolün, dini edebiyatın korku unsurlarıyla dolu olması gerekirdi. Halbuki dinlerde ve edebiyatta korkudan çok aşk ve iman unsurları hakimdir.

Ali Şeriati
Kaynak: Sanat
Dini Korku Temeline Dayalı Olarak Açıklayan Teoriler

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
“Aşk, ölümün gülümseyen yüzüdür” Aşk ve Ölüm – Ahmet Hamdi Tanpınar

Hiç ihtiyar kadınların, ömürlerinde bir kere sevmiş olmanın gururiyle gözlerinin nasıl parladığına dikkat ettiniz mi? Bütün bir harabî içinde gülen...

Kapat