İLİŞKİSİZLİĞİN KABULLENİLMESİ – ALENKA ZUPANCİC

Özgürleşme çoğu zaman kendimizi (toplumsal) ilişkisizlikten kurtarmak olarak –ya da İlişki İdeali’ne (ulaşılamaz da olsa) yakınlaşmak olarak– kavransa da, Lacan bize çok farklı bir bakış açısı sunar. İlişkisizliği ortadan kaldırma (ve onu bir İlişki’yle değiştirme) amacı aslında tüm toplumsal baskıların alametifarikasıdır. Cinsel fark ve kadınların ezilmesi bunun çok iyi örnekleridir. En ezici toplumlar her zaman cinsel ilişkinin varoluşunu aksiyom olarak ilan eden (dayatan) toplumlar olmuştur: “ahenkli” bir ilişkinin önkoşulu (bu ilişkiye karışan) özlerin ve bu özlere bağlı rollerin tam olarak tanımlanmasıdır. Eğer bir ilişki olacaksa, kadınların şöyle şöyle olması gerekir. Yerini bilmeyen bir kadın ilişki imajını (mesela birbirini tamamlayan iki öğenin bütünlüğü, ya da başka türden bir “kozmik düzen”) tehdit eder. Buna karşılık psikanaliz, kadının aslında bu ezici düzenlerin ona atfettiğinden daha başka bir şey olduğunu söylemez, çok daha farklı ve çok daha güçlü bir iddia ile yanıt verir: Kadın varolmaz. (Daha sonra, cinsel fark ya da bölünme üstüne tartışmamızda buna döneceğiz.)
Siyasî (ve sınıfsal) eziciliğin tarihine bakarsak, “ahenkli” sistem ya da toplumsal organizma fikrinin dayatılmasına her zaman en acımasız dışlama ve ezme biçimlerinin eşlik ettiğini de görebiliriz. Esas mesele ise (Lacancılar için) sadece şöyle bir şey değildir: “Gelin imkânsızlığı (ilişkisizliği) kabullenelim, ve onu ‘zorlamaya’ uğraşmak yerine onunla idare edelim.” Bu aslında çağdaş “laik” toplumsal düzen ve tahakküm biçiminin resmî ideolojisidir, bu toplumsal biçim (ahenkli) bütünlük fikrini terk ederek “demokratik” bir ağ oluşturan tekilliklerin bütünleştirilemez çokluğu fikrini öne çıkarmıştır. Hatta bu anlamda ilişkisizliğin “kapitalist demokrasilerin” hakim ideolojisi olduğu görülebilir. Her birimiz, bütünleştirilemez bir toplumsal ağda sesini duyurmaya çalışan (az ya da çok kıymetli) bir tekillik, “öğesel parçacık” gibi kavranırız. Önceden belirlenmiş hiçbir (toplumsal) ilişki yoktur, herşey müzakereye açıktır, bize ve somut koşullara bağlıdır. Fakat bu, Lacan’ın ilişkisizlik iddiasının amaçladığından çok farklıdır. Lacan’ın iddiasına göre (kabullenilmiş) ilişki yokluğundan elimizde kalan şey, saf çoğulcu bir (toplumsal) oluş tarafsızlığı değildir. İlişkisizliğin bu şekilde kabullenilmesi onu gerçekten kabullenmek değildir. (Lacancı) ilişkisizliğin anlamı tam olarak (toplumsal) oluşta hiçbir tarafsızlık olmadığıdır. En aslî düzeyinde, (toplumsal) oluş zaten taraflıdır. İlişkisizlik basit bir ilişki yokluğu değildir, söylemsel uzamın teşkil edici bir bükülmesine ya da taraflılığına atıf yapar –ilişkinin kayıp öğesi bu uzamı “taraflı” kılar. Bu anlamda, mesela demokrasiyi aslen tarafsız olan bir toplumsal oluşun öğeleri arasında az ya da çok başarılı bir müzakere gibi kavramak, toplumsal düzenin çekirdeğinde işler hâlde olan bu etkili olumsuzluğu gözardı etmektir –aslında bastırmaktır. Aslında bu, ilişki anlatısının farklı bir biçiminden ibarettir, tarafsız tekilliklerin bütünleştirilemez çokluğunun siyasî ve ekonomik ontolojisine çoğu zaman bir tür kendini regüle etme fikrinin eşlik ettiği düşünüldüğünde bu apaçık olur. “Pazarın görünmez eli” de bunun vitrinlik örneğidir.
Lacan’a göre ilişkisizlik önseldir, tam olarak şu anlamda: ilişkisizlik her ampirik ilişkide onun yapısına inherent olarak belirir, onun ötekisi olarak belirmez. Tercih hiçbir zaman ilişki ve ilişkisizlik arasında olmaz, ilişkisizliğin büktüğü söylemsel uzamda biçimlenen farklı tür ilişkiler (bağlar) arasında olur. İlişkisizlik, belirli öğeler arasında hiçbir (sabit, önceden belirlenmiş) ilişki yoktur anlamına gelmez, bu öğelerin kendi içindeki bir geri çevirmeye, bir bükülmeye atıf yapar: “kendi içlerinde” bu öğeler zaten ilişkisizliğin işaretini taşır (ve bu işaret onlara katılan keyif fazlasıdır). İlişkisizliği kabullenmek “imkânsız olanı” (yapılamaz bir şey olarak) kabullenmek anlamına gelmez, onun imkânlı olan herşeye nasıl katıldığını, onları nasıl en-forme ettiğini, her bir somut vakada ne tür bir çatışkıyı nasıl idame ettirdiğini görmek anlamına gelir. Böyle bir kabullenme siyasî buluş ve müdahale uzamını –hiç de kapatmaz– olsa olsa açar.

Alenka Zupančič


Zizek: “Alenka Zupancic ismi kendi alanında, üzerinde önemle durulması gereken biri.”
Alenka Zupančič, çalışmaları psikanaliz ve kıta felsefesine odaklanan bir Sloven filozofudur. Mladen Dolar ve Slavoj Žižek ile birlikte büyük ölçüde politik olarak aşılanmış Lacancı psikanalizin popülerliğinden sorumlu olan bir Sloven psikanalitik teorisyeni ve filozofudur.

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz