Homo Deus: Yalnızca insan, geçmişi ve geleceği olan ebedi bir benlik olarak algılar kendini

Kendini Bilen Şempanze

İnsanın yüceliğini kutsamak isteyen bir başka yaklaşım, fare ve köpek gibi hayvanların bilinçlerinin olduğunu ama özbilinçlerinin olmadığını öne sürer. Hayvanların bunalmış, mutlu, aç ya da tok hissedebildiklerini kabul eder ama ne hikmetse açlık ya da bunalmıştık hissinin “ben” denilen o özgün varlığa ait olduğunun farkında değillerdir.
Bu fikir yaygın olduğu kadar mantıksızdır. Acıkan bir köpek, bir parça et bulur ve yemeğini başka bir köpeğe vermektense mideye indirir. Bir köpeğe komşu köpeklerin salyasına bulanmış bir ağaç koklatın; ânında kokunun kendisine mi, komşunun sevimli labradoruna mı yoksa bir yabancıya mı ait olduğunu anlayacaktır. Köpekler kendi kokularıyla, muhtemel eş ve rakiplerinin kokularına çok farklı tepkiler verirler. O hâlde köpeklerin özbilinçten yoksun olduğu iddiası boşa çıkmaz mı?

Bu iddianın daha karmaşık ve detaylı bir yorumuysa farklı özbilinç seviyeleri olduğunu söyler. Yalnızca insan, geçmişi ve geleceği olan ebedi bir benlik olarak algılar kendini. Çünkü muhtemelen sadece insanlar geçmiş deneyimleri ve gelecek davranışları üzerine kafa yorarken dillerini kullanırlar: Diğer tüm hayvanlarsa geçmiş ve gelecekten bağımsız, ezeli bir şimdide sürdürür varlıklarını. Geçmişlerini hatırlayıp geleceğe dönük planlar yapabiliyor gibi görünseler de aslında sadece anlık dürtülere ve uyaranlara tepki verirler. Mesela sincaplar fındıkları geçen kış açlık hissettikleri ya da gelecek hakkında endişelendikleri için istiflemez. Hissettikleri dürtülerin kökenlerinden veya amaçlarından habersiz, anlık bir dürtüyle hareket eder. Henüz hiç kış görmemiş gencecik sincaplar bile fındık istifler.

Ne var ki yaşanmış ve yaşanılacak olayların bilincinde olmak için dilin neden gerekli bir koşul olduğu açık değildir. İnsanların kendilerini ifade ederken dili kullanması bir kanıt sayılamaz, sonuçta diğer hayvanlar sözsüz olarak da aynı dertleri gayet iyi aktarabilin öyle ki insanlar da çoğu zaman söze dökmeden geçmiş ve geleceğin bilincindedirlen özellikle rüya görürken bütünüyle sözsüz anlatıların farkındayızdır, öyle ki uyandığımızda rüyalarımızı kelimeye dökmekte bile zorlanırız.
Çeşitli deneyler bazı hayvanların (papağan ya da çalı kargası gibi kuşlar dahil olmak üzere) birbirinden bağımsız olayları hatırlayarak olası ihtimaller için bilinçli olarak hazırlandıklarını ortaya koyuyor. Ancak hayvanlar ne kadar karmaşık davranışlar sergilerse sergilesin, şüpheciler her zaman bunların zihindeki bilinçli imgeler yerine bilinçsiz algoritmalardan kaynaklandığını iddia edebileceği için, bu bilgiyi de tartışma götürmez bir kanıt olarak sunmak imkansızdır.

İşveç’teki Furuvik Hayvanat Bahçesi’nde yaşayan Santino adındaki erkek şempanze bu sorunu anlamamıza yardımcı olabilir. Can sıkıntısından bir az olsun kurtulmak isteyen Santino heyecan verici bir hobi geliştirir: ziyaretçi taşlamak. Ne var ki pek de özgün bir etkinlik değildir bu; öfkeli şempanzelerin taş, sopa, hatta dışkı fırlatması oldukça sık rastlanan bir durumdur. Ancak Santino tüm hareketlerini önceden planlar. Sabah hayvanat bahçesi açılmadan, erken saatlerde cephanesini toplayıp köşeye yığar ama bu esnada hiç renk vermediği gibi herhangi bir öfke belirtisi de göstermez. Ziyaretçilerin, Santino özellikle taş yığının yakınlarında durduğunda dikkat etmeleri gerektiğini öğrenmeleri fazla zaman almaz ve böylelikle Santino’nun hedeflerini tutturması zorlaşır.

2010’un Mayıs ayında Santino yeni bir yöntem geliştirir. Her zamanki gibi erken saatlerde uyuduğu köşesinden bir saman balyası alır ve samanları ziyaretçilerin genellikle şempanzeleri izlemek için toplandığı köşeye doğru, kafesin duvarına yakın bir yere yerleştirir Ardından topladığı taşlan samanların altına saklar. Bir saat kadar sonra ilk ziyaretçiler toplanırken Santino hiçbir huzursuzluk ya da saldırganlık belirtisi göstermeden rahat tavırlar sergiler. Hedefleri menzile girdiği anda Santino gizlediği taşları kaptığı gibi insanları bombalamaya başlar. 2012 yazında Santino silahlanma yarışını hızlandırarak sadece balyaların altına değil, ağaç kovuklarına, duvar kenarlarına, bulabildiği her uygun yere taşlarını istifler.

Gel gör ki Santino bile bu şüphecileri ikna edemeyecektir. Sabahın yedisinde oraya buraya taş sıkıştırırken Santino’nun ziyaretçileri haklamanın ne kadar eğlenceli olduğunu düşündüğünden nasıl emin olabiliyoruz? Belki Santino da hiç kış yaşamamasına rağmen “kış için” fındık saklayan o genç sincap gibi bilinçsiz bir algoritma tarafından yönetiliyordur, kim bilir?

Yoksa, haftalar önce canını yakan rakibine saldıran erkek şempanzenin aslında geçmişte kalmış bir davranışın öcünü aldığı falan da yoktur. Şüphecilere göre şempanze, nedeni sonucundan çok daha karmaşık, anlık bir öfkeye kapılarak tepki verir. Yavrusunun peşinde bir aslan gören anne fil, aylardır biricik bebeğini besleyip büyüttüğünü hatırladığından değil aslana karşı akıl sır ermez bir düşmanlıkla dolduğu için hayatını riske ederek kendini öne atar. Sahibi geldiğinde mutlulukla zıplamaya başlayan köpek, doğumundan beri kendini besleyip seven sahibini bildiği için değil açıklanamayan bir coşkuyla dolup taştığından oyunlar yapar.

Bu iddialar “Başka Zihinler” probleminin çeşitlemeleridir, tek birini bile ne çürütebilir ne de kanıtlayabiliriz. Bilinç gerektiren herhangi bir algoritmaya aşina olmadığımızdan, hayvanların tüm davranışları, bilinçli anılar ve planlardan ziyade bilinçsiz algoritmaların sonucu gibi görünür. Santino örneğinde de asıl soru, hangi tarafın kendini kanıtlamak zorunda olduğuyla ilgilidir. Santino’nun davranışına en uygun açıklama ne olabilir? Geleceğe yönelik bilinçli planlar yaptığını varsayarak karşı çıkanlardan aksini ispatlamalarını mı beklemeliyiz? Yoksa şempanzenin bilinçsiz algoritmalar tarafından yönetilerek bilincinde olduğu tek şeyin saman balyalarına taş saklamaya yönelik derin bir dürtü olduğunu düşünmek daha mı akla yatkın?

Santino geçmişini hatırlamıyor ya da geleceği üzerine hayal kurmuyorsa bile bu kendi varlığının farkında olmadığı anlamına gelir mi? Sonuçta geçmiş ya da gelecek üzerine kafa yormuyorken de insanların özbilinci olduğuna inanıyoruz, örneğin çocuğunun vızır vızır işleyen bir caddeye atladığını gören bir anne, o an geçmişi ya da geleceği irdelediği için duraksamaz. Tıpkı anne fil gibi çocuğunu kurtarmak için koşar. Bu anneyi neden fille aynı kefeye koyup, “Bebeğini tehlikeden kurtarmak için koşan anne, bunu hiçbir özbilince sahip olmadan sadece anlık bir dürtüyle hareket etti,” diyemiyoruz?

İlk buluşmalarında tutkuyla öpüşen genç bir çifti, yaralı arkadaşını kurtarmak için ağır ateş altında ileri atılan askeri, ya da çılgın fırça darbeleriyle şaheserini ortaya çıkarmakta olan sanatçıyı düşünün. Hiçbiri geçmiş ya da gelecek üzerine hülyalara dalarak duraksamıyor. Bu onların da özbilinçten yoksun oldukları anlamına gelir mi?

Yuval Noah Harari
Homo Deus – Yarının Kısa Bir Tarihi

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Hakkaniyet, Ahlak, Empati ve Bağnazlığa Dair – Sevan Nişanyan

Kapat