Herkes yalnızca kendi vicdanıyla savaşmış olsa savaş olmazdı – Lev Tolstoy

Piyer kendi evindeymiş gibi önden giderek Prens Andrey’in çalışma odasına geçti, alışkanlıkla hemen kanepeye uzandı, raftan rasgele bir kitap aldı (Caesar’ın Hatıraları), dirseğini kanepeye dayayıp kitabı ortalarından okumaya koyuldu.
Prens Andrey çalışma odasına girdi, küçücük beyaz ellerini ovuşturarak, “Mademoiselle Şerer’e ne yaptın sen?
O şimdi büsbütün hasta olur,” dedi.
Piyer bütün gövdesiyle öyle bir dönüş döndü ki, kanepe gıcırdadı, canlanan yüzünü Prens Andrey’e çevirdi, gülümseyerek elini salladı.
“Hayır, şu rahip çok enteresan, ama sorunu tam anlamıyor… Bence sonsuz barış olanaklıdır, ama anlatamıyorum… Ancak siyasi dengeyle değil herhalde…”
Görünüşe göre Prens Andrey bu soyut laflarla ilgilenmiyordu.

“Akla gelen her şey her yerde söylenmez mon cher. Neyse, bir şeye karar verdin mi? Süvari muhafızı mı olacaksın, diplomat mı?” diye bir süre sustuktan sonra sordu Prens Andrey.
Piyer doğruldu, bacaklarını altına çekti:
“İnanır mısın, hâlâ bilmiyorum, ikisi de hoşuma gitmiyor.”
“Bir şeye karar vermek gerek, değil mi? Baban bekliyor.”
Piyer yedi yaşındayken bir rahip öğretmenle yurtdışına gönderilmiş, yirmi yaşına kadar orada kalmıştı. Moskova’ya dönünce babası rahibe yol vermiş, delikanlıya demişti ki: “Şimdi sen Petersburg’a git, kendine bir meslek seç. Her şeye razıyım. İşte Prens Vasiliy’e bir mektup, işte sana para, olup biten her şeyi bana yaz, sana her konuda yardım ederim.” Piyer üç aydır kendine bir meslek seçmek istiyordu ama hâlâ bir şey yapamamıştı. Prens Andrey ona işte bu işten bahsediyordu. Piyer alnını ovuşturdu; davette gördüğü rahibi kastederek, “Mason herhalde,” dedi.
Prens Andrey sözünü yine kesti.
“Bunlar boş laflar,” dedi, “işten konuşalım, daha iyi. Süvari muhafız alayına gittin mi hiç?”
“Hayır, gitmedim, bak aklıma ne geldi, sana bir şey söylemek istiyordum. Bugün Napoleon’a karşı savaş var. Bu savaş özgürlük uğrunda bir savaş olsa anlardım, askerlik hizmetine ilk olarak ben girerdim; ama dünyanın en büyük adamına karşı İngiltere’ye, Avusturya’ya yardım etmek… İşte bu kötü…”
Prens Andrey, Piyer’in bu çocukça sözlerine omuz silkmekle yetindi. Bu gibi saçmalıklara yanıt verilemeyeceğini anlatır gibi durdu. Gerçekten, bu safça soruya Prens Andrey’in verdiği yanıttan başka bir yanıt vermek zordu.
“Herkes yalnızca kendi vicdanıyla savaşmış olsa savaş olmazdı,” dedi.
“Bu çok iyi olurdu,” dedi Piyer.
Prens Andrey güldü.
“Evet, çok iyi olurdu. Ama bu hiçbir zaman olmayacak…”
Piyer sordu:
“Peki, niçin savaşa gidiyorsun?”
“Niçin mi gidiyorum? Bilmem. Öyle gerekiyor, gidiyorum…” Durdu. “Gidiyorum, çünkü buradaki hayat bana göre bir hayat değil!”

Lev Tolstoy
Savaş ve Barış
Rusça Aslından Çevirenler:  Zeki Baştımar ve Nâzım Hikmet Ran

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim…” Hrant Dink ve Rakel Dink’in Nişanı

Kapat