Halil Cibran, Kum ve Köpük: “Bir kadın yüzünü gülücüğüyle saklayabilir”

Halil CibranYedi kere ruhumdan nefret ettim:
İlk keresinde, yükseğe ulaşabilir mi acaba diye onun boyun kırdığını gördüm.
İkinci keresinde onu sakatların önünde topallarken gördüm.
Üçüncü keresinde zorla kolay arasında tercih yapması istendiğinde, kolayı seçti.
Dördüncü keresinde, bir yanlış yaptı ve başkaları da aynı yanlışı yapıyorlar diye kendini teselli etti.
Beşinci keresinde, zayıflıktan kaçınarak, sabrını güçlülüğe atfetti.
Altıncı keresinde, çirkin bir yüzü hor görerek, aşağıladı, onun kendi maskelerinden biri olduğunun farkında olmadan.
Ve yedinci keresinde de, yaratıcıya bir şükür şarkısı söyledi ve bunu bir üstünlük zannetti.

Ben alevim ve kuru çalıyım ve benim bir parçam diğerini tüketir

***

Neşeli yüreklerle birlikte neşeli şarkılar söyleyebilen hüzünlü bir yürek ne asildir!
Bir kadını anlayabilecek veya bir dahiyi açıklayabilecek veya bilimin gizini çözümleyebilecek biri işte o kişidir, güzel bir düşten uyanıp, bir kahvaltı sofrasına oturan.

***

“Sevgi; ışıktan bir elin, ışıktan bir sayfaya yazdığı, ışıktan bir sözdür.”

***

Anma bir buluşma şeklidir. Unutkanlık ise özgürlük.
Biz zamanı sayısız güneşlerin hareketine göre ölçeriz; ama onlar ceplerindeki küçücük aletlerle.
Hadi söyleyin bakayım bana, biz nasıl olur da aynı yerde, aynı zamanda buluşabiliriz?
Samanyolu’nun pencerelerinden bakan biri için uzay güneşle dünya arasından ibaret değildir.
İnsanlık, daha önceki sonsuzluktan sonsuzluğa doğru akan bir ışık ırmağıdır.
Göğün yukarılarında oturan ruhlar insanın çektiği acıyı kıskanmazlar mı?

***

Şiir açıklanabilir bir görüş değildir. O, kanayan bir yaradan ya da gülümseyen dudaklardan yükselen bir şarkıdır.

***

Ey Tanrım, tavşanı bana av yapmadan önce beni aslanlara av yap.
Kişi gecenin yolunda yürümeden gün doğumuna eremez.

***

Bir insanın gerçeği, sana açıldığı kadar değil, içinde sakladığı, sana açılamadığı kadardır.
Bu yüzden, onu anlayacaksan ne söylediğine değil, ne söylemediğine kulak vermeye çalış.
Söylediklerimin yarısı anlamsız; ama bunları diğer yarısı sana ulaşsın diye söylüyorum.

***

Bana “seni anlamıyorum” demen haketmediğim bir övgü, haketmediğin bir hakarettir.

***

Yalnız kovalandığında hızlı koşabilirsin.

***

Solucanlar dönüşecek, fakat fillerin bile teslim olacak olması garip değil mi?

***

Kirli ellerini senin giysine silen kişi o giysiyi alsın. Ona tekrar ihtiyacı olabilir, senin ihtiyacın olmayacaktır kuşkusuz. (bu enkiman için)

***

İçimdeki hayatın sesi senin içindeki hayatın kulağına ulaşamaz, yine de kendimizi yalnız hissetmemek için konuşalım.


Kum ve Köpük, Lübnan asıllı Amerikalı yazar, şair ve sanatçı Halil Cibran’ın (1883-1931) aforizmalarını derlediği 1926’da yayınlanan kitabıdır. Avare ise yazarın mesellerinin toplandığı eseridir.
Cibran’ın edebi ürünleri ve resimleri ilk bakışta oldukça romantiktir, lirizmle dolup taşar; Kitab-I Mukaddes, Nietsche ve Wiliam Blake’ten etkiler taşır.
Arapça ve İngilizce olarak kaleme aldığı yapıtları aşk, ölüm, doğa ve yurt özlemi gibi konuları işler ve kendisinin dinsel ve mistik iç dünyasını yansıtır. Cibran kendi ağzından Kum ve Köpük kitabını şöyle sunar:

“Bu küçük kitap adından büyük değil; bir avuç kum, bir tutam köpük…
Tanelerini kalbimin derinliklerine saçsam da, köpüğünü ruhumun imbiğinden süzsem de, o, şu anda ve ebediyete kadar, kıyıdan daha çok denize yakın, sınırlı arzudan daha fazla, ifadelerin sınırlayamayacağı kavuşmaya komşu kalmakta ve kalacaktır da. Her erkek ve her kadının yüreğinde biraz kum ve biraz köpük bulunur. Ancak, kimimiz yüreğinde bulunanı aşikâr eyler kimimiz de mahcup olur. Bana gelince; ben mahcubiyet duymadım. Bu yüzden beni hoş görün ve bana anlayış gösterin.”

Ermiş’in ardından, 1926’da yayımlanan Kum ve Köpük 1960’larda düşünen ve üreten insanların yüreğine dokunmuştu. Beatles üyesi John Lennon, bir trafik kazasında yitirdiği annesi için yazdığı “Julia” adlı şarkıda bu yapıttan satırlara yer vermişti.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Franz Kafka: Fabrikanın avlusundan sessizce geçen çocuk “Baba,” diyor, “Çorbanı getirdim”

Her insan kendi içinde bir oda taşır. Bu gerçek, işitme duyusuyla bile kanıtlanabilir. Diyelim gecenin bir vakti, dört bir yan...

Kapat