Tutunamayanlar üstüne Oğuz Atay ile bir söyleşi: “Henüz bir karşılık alamadım”

Küçük burjuva dünyasını ve değerlerini zekice alaya alan, edebiyatımızın en önemli eserlerinden biri olan Oğuz Atay’ın  ilk romanı  Tutunamayanlar ve kahramanları üzerine birinci ağızdan bir şeyler okuyacağınız bu şöyleşide;  eserinin eleştirmenler ve okurlar tarafından görmezden gelinişi karşısında kırgın ama ne olursa olsun yine de okurdan yana umudunu yitirmeyen, okurunu aramaya devam eden bir yazar var.  Yaşarken önemsenmeyen, yıllarca eserleri görmezlikten gelinen, anlaşılmayan ya da yalan/yanlış değerlendirilen birkaç  yazarımızdan biri olan Atay’la yapılmış söyleşilerin sayısı yok denecek kadar az. Bu sebeple 1972 yılında Yeni Ortam’da çıkan ve 38 yıl sonra cafrande.org’ta yer verdiğimiz  bu söyleşinin  özel bir önem arz ettiğini belirtmekte fayda var.*

1970 TRT Roman ödülünü kazanan ilk romanınız Tutunamayanlar’a karşı, eleştirmenlerimiz genellikle yaklaşmaktan kaçınır bir tavır takındılar. Romanınızı ödüllendiren TRT seçici kurul üyesi edebiyatçılarımız da bu suskunluğa katılır göründüler. Tavrı bütün olarak nasıl yorumluyorsunuz?

Eleştirmenlerimizin, daha doğrusu uzun süredir yazmayanların dışında olanların kafasında belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir roman tanımı var sanıyorum. Bu yüzden bir kitabı, bu ölçülere uyup uymamasına göre değerlendiriyorlar. Belki de benim yazdığım bir bakıma karmaşık ve alışılmadık sayfalar için henüz bir kalıp bulamadılar.

Oğuz Atay romanının yapı, içerik ve anlatım çeşitliliği bakımından anlaşılandan farklılığı hemen dikkati çekiyor. Anlatım özelliğindeki değişiklikler, sıçramalar ve hız, okurun romana girmesini bir ölçüde güçleştirmiyor mu? Bu, okurla aranızda kurmak istediğiniz bağ bakımından düşündürücü değil mi?

Ülkemizde okur sayısı oldukça düşük. Büyük kalabalıklarla bağ kurduğu sanılan romanların bile aydınların dışında bir okuyucu kitlesi bulduğunu sanmıyorum. Üstelik aydınlar bir de kendileri hakkında yazılanları okumak zorunda. Bu bakımdan benim gibi yeni yazmaya başlayan birini arayıp bulmak ve alıp okumak zahmetinin üstesinden gelmiş okuyucuların, ilk bakışta yorucu görünen sayfalar arasında güçlük çekmeyeceğine güveniyorum. Okur yazarı az olan ülkemizde bile, okuyucular böyle bir kitap yayımlandığını haber alırlarsa, birçok yazarımızın aklından bile geçiremeyecekleri bir yetenekle daha neler neler okuyabileceklerine inanıyorum. Okuyucuyu yeteneksiz sayarak, yazmak istediklerini sadeleştirme çabasına girişenlerin de neden oturup yazdıklarını anlamıyorum.

“Tutunamayanlar” ile ne yapmak, neyi vermek istediniz?

“Tutunamayanlar” ile çok basit bir iş yapmak istedim: İnsanı anlatmayı düşündüm. Kapalı dünyalar içinde yaşayan yazarların bile bu cümleye hemen isyan edeceğini; peki herkes ne yapıyor? diye öfkeleneceğini bildiğim halde bu basit gerçeği söylemekten kendimi alamıyorum. Ben, kahramanlarının iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok. Ya da insanlara, özellikle tutunamayanlara saygım büyük olduğu için, acıyorum onlara; böyle büyük meselelerin makale, inceleme, deneme gibi yazı türlerinin konusu olduğunu sanıyorum.

Tutunamayanlar’dan Selim Işık kimdir?

Selim Işık, birçok tutunamayanın bileşkesidir. İntihar eden bir arkadaşım Ural var; ama bütünüyle Selim Işık o kadar değil. Belki ben varım. (Bu cümleyi yazmayın) Adlarını saymanın sakıncalı olduğu birçok arkadaşım var. Herkesin “tutunan” olmak istediği bir ülkede tutunamayanlığı seçen Selim Işık’la yakınlığı olmak birçok kimseye dokunur diye onların adlarını saymak istemiyorum. Selim öldü; Selimlik de ölmüştür. Başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşamadığını görüyorum. Neden yanaşsınlar? Bir arkadaşımın dediğine göre ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum. Henüz bir karşılık alamadım.

Ya Turgut Özben?

Turgut Özben’in durumu farklı bir bakıma. Turgut, bütün çabasına rağmen tutunamıyor. Bu açıdan Selim kadar akıllı değil. Belki de Turgut, bir kişinin, bir tutunamayanlar prensinin ortaya çıkarak hepsi adına sonuna kadar dayanmasını istediği için kata, arabaya ve küçük burjuva nimetlerine boş verip tutunamamayı seçiyor. Selim’le birlikte Selim öldükten sonra yola çıkıyor. Son olarak bir trende görmüşler onu. Belki yolculuğu bitmemiştir daha.

Bir de hikayeniz yayımlandı. (Yeni Dergi, Eylül 1972 sayısında) Roman ve hikaye bağıntısı üstüne düşündükleriniz? Bugün hala ayrı türler olarak tanımlanabilir mi?

Bugünlerde hikaye yazıyorum. Kısa yazmaktan başka bir meselem yok; çünkü 60 sayfalık bir hikaye yazdım, bastırması güç oluyor dergilerde. Romanda şiir, oyun, makale (hepsi uydurma elbette) gibi birçok türden yararlanmıştım. Romanın bu bakımdan hikayeden farklı imkanları var herhalde. İkinci romanım “Tehlikeli Oyunlar” da özellikle oyun parçaları var. Bunun dışında bu iki tür arasında farklar varsa onu eleştirmenler daha iyi bilirler.

Yazarlarınızı açıklar mısınız? Neden sevdiğinizi gerekçeleriyle.

Sevdiğim yazarların başında Kafka ve Dostoyevski’yi sayarsam “Tutunamayanlar”ı okuyanlar için şaşırtıcı olmaz herhalde. İnsanı, bu arada Selim Işık’ı yalnız bırakanların dünyasında böyle yazarlara da tutunamazsak sonumuz ne olur? Gonçarov’un “Oblomov”u bir zamanlar hepimizi çok sarsmıştı. Stendhal, Laclos, George Eliot, Henry James, Melville, Nabokov gibi ustalardan da etkilendiğimi sanıyorum. İnsan roman yazmak isteğine, bir yazarın dediği gibi, başka romanlara heyecan duyarak kapılıyor. “Hayatı roman” olanların yazdığı pek görülmüyor.

Pakize Kutlu, Oğuz Atay ile Konuşma
Yeni Ortam, 30.09.1972


* Oğuz Atay Tutunamayanlar’ı Sinan Yayınevi’nden iki cilt olarak 1972 yılında yayınlıyor. Yaşamı boyunca kitabından hiç bir zaman ikinci basımı yapmasa da, okuyan dar bir çevre Atay’ın yeni bir üslup, başka bir tarzla tutunan bu kitabın hikayesini merak ediyor olsa da dönemin dergileri/gazeteleri Oğuz Atay’ı  TRT Roman Ödülü’nü aldıktan sonra  röportaj için aramaya başlıyor. Rivayetlere göre çabuk heyecanlanan, sosyal ilişkilerden çekinen ve ön planda olmaktan kaçınan bir yapıya sahip olduğu için bu röportaj tekliflerini geri çeviriyor. Fakat Pakize Kutlu’nun istikrarlı telefonlarına dayanamayan Atay sonunda bu söyleşi teklifi kabul ediyor.
Toplam yedi kitabı bulunan yazar asıl şöhreti ölümünden sonra yakalamış  yaşamı boyunca da Tutunamayanlar dışında da hiç bir kitabıyla anılmamıştır. Öyle ki; 1975 senesinde Halit Ziya Uşaklıgil ile ilgili bir TRT programına katıldığında da sadece Tutunamayanlar’ı anlatmış, onun üzerinden edebî kişiliğini tarif etmiştir. 

“Tutunamayanlar üstüne Oğuz Atay ile bir söyleşi: “Henüz bir karşılık alamadım”” üzerine bir yorum

  1. Oğuz Atay; tutunamayan bir adamın tutunamayan kitabı…
    Bu güzel paylaşım ve duyarlılık için sitenize ve sizlere teşekkürler.
    Tabiki de bir gün bizleri; hayatta yenik, tutunamayanları anlatan bir yazar olacaktı, nihayetinde bu Oğuz Atay oldu.
    saygılar OĞUZ ATAY

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Öykü |Çamlı Evler Kooperatifi, Kurban Kanı – Rıfat Ilgaz

İlk taksiti yatırdığım gün taaa merdivenin alt basından seslendim bizimkine: «Salime, oldu bu iş! Altı aya varmaz içindeyiz!» Birinci ikramiye...

Kapat