‘Geri gelmez biçimde mi yok olup gidiyor her şey?’ Suç ve Ceza | Radyo tiyatrosu

Daha dün kendisine nerdeyse hayal gibi gelen, gerçekleşmesine rağmen hala imkansızmış gibi görünen olayı, hoşlansa da, hoşlanmasa da, olup bitmiş, geri alınması elde olmayan bir gerçek olarak kabul etmek zorunda kaldı. Yaralı onurunun kara yılanı bütün gece yüreğine zehrini akıtıp durmuştu. Yataktan kalkıp aynaya baktı. Bir gece içinde sarılığa uğramış olabileceğinden korkuyordu. Ancak bu bakımdan şimdilik içi rahat olabilirdi. Soylu, beyaz ve son zamanlarda hafif tombullaşmış yüzünü seyrettikten sonra, kendisine bir başka yerde, belki de daha iyi bir kız bulabileceğine kesin olarak inanarak rahatladı, ama bu rahatlama çok kısa sürdü, olup bitenleri hatırlayınca başını yana çevirip okkalı bir tükürük savurdu.

Onun böyle tükürmesi, genç dostu ve oda arkadaşı Andrey Semyonovic Lebezyatnikov’un yüzünde sessiz ama alaycı bir gülümseme uyandırdı. Bu gülümseme Pyotr Petroviç’in gözünden kaçmadı ve bunu hemen genç arkadaşının hesabına geçirdi. Son zamanlarda bu hesap epey kabarmıştı. Dün aksam olup bitenleri Andrey Semyonoviç’e anlatmaması gerektiğini düşününce, duyduğu hınç bir kat daha arttı. Dün aşırı öfke ve taşkınlık içinde yaptığı ikinci yanlış olmuştu bu.


Sonraki bölüme geçmek için >| şbölüm seçmek için [>] işaretine basınız.

Üstüne üstlük, o sabah sanki inadınaymış gibi terslikler birbirini kovalamıştı. Yargıtay’da bile, üzerine onca düştüğü bir davada kendisini başarısızlık bekliyordu. Ama bu arada onu en çok sinirlendiren, yakında gerçekleşecek evliliği için kiraladığı ve kendi parasıyla onarımını yaptırdığı evin sahibi oldu.
Esnaflıktan zenginleşme bir Alman olan ev sahibi, Pyotr Petroviç evini kendisine yeniden yapılmışçasına teslim etmesine rağmen, daha yeni imzalanmış olan kontratı bozmaya yanaşmıyor ve kontratta yazılı cayma tazminatının tümüyle ödenmesini istiyordu. Yine, satın aldığı, ancak daha eve bile getirilmemiş olan mobilyalar için verdiği kaparonun da bir rublesini bile geri vermek istememişlerdi. Pyotr Petroviç dişlerini gıcırdatarak, “Sırf mobilya aldım diye evlenecek değilim ya..!” diye söylendi. Hemen ardından da umutsuzluk içinde, ‘Gerçekten de her şey bitti mi?’ diye düşündü. ‘Geri gelmez biçimde mi yok olup gidiyor her şey? Acaba bir denemeye daha girişilemez mi?’ Duneçka düşüncesi içini hoş eden bir kıymık gibi battı yüreğine. Sadece istemekle Raskolnikov’u öldürmek mümkün olsaydı eğer, Pyotr Petroviç bu isteği göstermekte bir an bile duraksamazdı.
Üzgün üzgün Lebezyatnikov’la paylaştığı odaya dönerken, ‘Bir yanlışım da onlara para vermemek oldu’, diye düşünüyordu, ‘Allah kahretsin, niye böyle cimrileştim ben! üstelik bu öyle bir hesap işi de değil! Onları güç durumda bırakarak, beni bir nimet gibi görmelerini sağlamak istemiştim, onlarsa… şu işe bak, tuh! Oysa, çeyizlerini hazırlamaları, ne bileyim ben, tuvalet takımları, akik taşları, kumaşlar, armağanlar ve şu Knop’tan, İngiliz mağazasından başka birtakım ıvır zıvır almaları için kendilerine örneğin bir bin beşyüz ruble verseydim iş… çok daha temiz ve… sağlam olurdu. O zaman beni bu kadar kolay reddedemezlerdi! Bunlar öyle insanlardır ki, böyle bir ayrılık durumunda armağanları da, paralan da geri vermeyi kendilerine vazgeçilmez bir görev bilirler… †te yandan da bunları geri vermek onlara zor gelecekti, kıyamayacaklardı eşyacıklarına. Hem. vicdanları da rahat olmayacaktı, bugüne kadar böylesine cömert davranmış kibar bir adamı böyle birdenbire nasıl kovabiliriz? diye düşüneceklerdi. Hım! Yanlış iş yaptım!’ Yine dişlerini gıcırdatan Pyotr Petroviç kendi kendine -tabi içinden-, ‘aptal’ dedi.

Bu sonuca.varınca, çıktığından bir kat daha sinirli ve öfkeli olarak döndü eve. Katerina İvanovna’nın odasında yapılan yas yemeği hazırlıkları biraz ilgisini çekti. Dün de bir şeyler duymuştu bu yas yemeğiyle ilgili olarak, hatta, yemeğe kendisinin de çağrıldığını hatırlıyordu, ama içine düştüğü su telaş yüzünden, başka hiçbir şeye dikkat edemez olmuştu.
Katerina İvanovna hala mezarlıkta bulunduğu için, hemen hemen hazırlanmış durumda olan sofranın eksikleriyle uğraşmakta olan. bayan Lippevehzel’den bilgi almaya koştu. Kadından öğrendiğine göre, yas sofrası çok görkemli olaca’ktı, aralarında rahmetlinin tanımadıkları da bulunmasına rağmen kiracıların hemen hepsi, çağrılmıştı, hatta bir zamanlar Katerina İvanovna’yla kavga etmiş olmasına rağmen, Andrey Semyonoviç Lebezyatnikov bile çağrılmıştı, kendisine, Pyotr Petroviç’e gelince, yalnızca bir çağırdı değil, bütün kiracılar ve konuklar arasında en önemli konuk olarak sabırsızlıkla bekleniyordu. Amalya İvanovna’nın kendisi de, Katerina İvanovna’yla aralarındaki bütün o eski tatsızlıklara rağmen, büyük bir saygıyla çağrılmıştı; şu anda, hem de nerdeyse zevk duyarak sofra için koşturması, ev sahipliği yapması bundandı. Sonra, pek de şıktı; gerçi yas elbisesiydi üzerindeki, ama yepyeni ve ipekli bir elbiseydi bu ve bayan Lippevehzel elbisesiyle pek övünüyordu. Öğrendikleri, Pyotr Petroviç’in kafasında bazı düşünceler uyandırmıştı. Odasına, daha doğrusu Andrey Semyonoviç Lebezyatnikov’un odasına giderken epey dalgındı. Pyotr Petroviç, çağrılılar arasında Raskolnikov’un da bulunduğunu öğrenmişti.Andrey Semyonoviç bu sabah nedense odasından hiç çıkmamıştı. Pyotr Petroviç’in onunla tuhaf, ama oldukça da doğal bir ilişkisi vardı. Odasına yerleştiği günden beri Lebezyatnikov’a karsı nefret ve küçümseme duyuyor, ama aynı zamanda ondan çekiniyordu. Petersburg’a gelir gelmez onun odasına yerleşmesinin başlıca nedeni cimriliği olmakla birlikte, bir tek neden değildi. Başka nedenler de vardı. Bir kez Pyotr Petroviç, Andrey Semyonoviç’in vasisiydi ve onun adını daha kendisi taşrada bulunduğu sıralarda duymuştu. Kulağına çalındığına göre, Lebezyatnikov aşırı ilerici gençlerden biriydi ve hatta çok ilginç ve akla hayale gelmez birtakım derneklerde oldukça önemli rolü vardı. Bu durum Pyotr Petroviç! fazlasıyla şaşırtmıştı. Her şeyi bilen, herkesi aşağılayan, herkesin foyasını açığa çıkaran ve herkesi suçlayıp kınayan bu güçlü dernekler, Pyotr Petroviç’te ne zamandır kendisinin de anlayamadığı özel, belirsiz bir korku uyandırmaktaydı,. Kuskusuz onun, hele de taşrada yasıyor olmoktadan hareket ederler, ne şekilde yaparlardı bu isi? Öte yandan bu adamlar eğer gerçeklen güçlüyseler, acaba herhangi bir şekilde onlardanmış gibi görünmek ve kendilerini aldatmak mümkün değil miydi? Böyle bir girişimde bulunmalı mı, yoksa hiç ilişmeme!! miydi?
Örneğin, onların aracılığıyla meslek hayatı yönünden tırmanışa uygun iyi bir yer kapabilir miydi? Kısacası cevapsız yüzlerce soru vardı önünde.
Pyotr Petrovic’in oda arkadaşı Andrey Semyonoviç, hastalıklı denilecek kadar cılız, sıracalı, kısa boylu bir adamdı. Bir yerlerde memur olarak çalışıyordu. Saçları beyaza yakın açık sarı, dudağının kenarına kadar uzanan favorileri kalın ve gürdü. Andrey Semyonoviç favorileriyle çok ovunurdu. Gözleri hemen hep ağrırdı. Yumuşak yürekli bir insan olmasına karşılık sözlerinde kendine aşırı güven, hatta bazen aşırı küstahlık sezilirdi ve bu durum onun dış görünüşüyle bir çelişki yaratırdı. İçki içmediği kirasını da düzgün ödediği için Amaliya İvanovna’nın hatırlı kiracılarından sayılırdı. Bütün bu niteliklerine rağmen Andfey Semyonoviç gerçekten de aptal bir adamdı. Onu ilericilere ve “genç kuşaklarımız”a yönelten şey tutkuları olmuştu. Yürürlükteki en yeni düşüncelere, onları bayağılaştırmak için, hemen ve ne olursa olsun burnunu sokan, bazen son derece içtenlikle çalışıp çabalamalarına karsın, el attıkları her şeyi gülünç bir hale getiren, her alanda bilgisi yetersiz budalalar sürüsünden, binbir çeşit prematüre yaratıktan biriydi.
Lebezyatnikov da, çok iyi yürekli bir insan olmasına karşılık, kendi hesabına, eski vasisi ve oda arkadaşı Pyotr Petroviç’! katlanılmaz bulmaya başlamıştı. Bu iki taraf için de sanki birdenbire ve karşılıklı olmuştu. Ne. kadar saf olursa olsun, Andrey Semyonoviç yine de Pyotr Petrovic’in kendisini aldattığını, için için küçümsediğini ve hiç de “göründüğü gibi bir adam olmadığını” yavaş yavaş anlamaya başlamıştı. Ona Fourier’in sisteminden ve Darvvin kuramından sözedecek olmuş, ama Pyotr Petroviç, özellikle de su son sıralar onu alayla dinlemeye, hele şu son birkaç güldür ise, resmen azarlamaya başlamıştı. Aslında durum şuydu: Pyotr Petroviç, Lebezyatnikov’un budalanın teki olmakla kalmadığını, ama belki de palavracının da biri olduğunu ve bağlı olduğu dernekte önemli bir yeri olmadığını, ancak üçüncü ağız olabilecek kişilerle ilişkisi bulunduğunu sezgileriyle de olsa anlamaya başlamıştı: üstüne üstlük, Lebezyatnikov görevi olan propaganda işini bile doğru dürüst yapamıyor, konuşur] en sık sık şaşırıyordu, bu adam mı birinin foyasını açığa çıkara’ ilecekti! Bu arada, yeri gelmişken belirtelim: Pyotr Petroviç şu son bir iki haftadır (özellikle de ilk günleri) Andrey Semyonoviç’in birbirinden tuhaf övgülerini seve seve kabul ediyor, yani bu övgülere hiç itiraz etmiyordu. Örneğin Andrey Semyonoviç, çok yakında Meşçanskaya caddesinde kurulacak yeni bir komün’e Pyotr Petrovic’in de yardıma hazır olduğunu; ya da örneğin, evliliklerinin, daha ilk ayında Dunecka eğer kendine bir sevgili edinmek isterse, Pyotr Petrovic’in buna hiç karsı çıkmayacağını; ya da doğacak çocuklarını vaftiz ettirmeyeceğini ve hep bu türden daha pek çok şeyi, sanki daha önce Pyotr Petrovic’in kendisi söylemiş gibi, ona yükleyerek ileri sürdüğü zaman, Pyotr Petroviç hiç ses çıkarmıyor, bu tür övgülerle de olsa övülmesine izin veriyordu; öylesine hoşlanıyordu övülmekten Pyotr Petroviç.
Hangi nedenle olduğu bilinmez, bu sabah yüzde beş faizli tahvillerinden birkaç tanesini satan Pyotr Petroviç, masasının basına geçmiş önünde yığılı duran, banknot destelerini sayıyordu. Hemen her zaman parasız olan Andrey Semyonoviç’se odada dolaşıyor ve paralara, karsı kayıtsızmış, hatta onlara küçümseyerek bakıyormuş gibi görünmeye çalışıyordu. Andrey Semyonoviç’in bu paraları gerçekten kayıtsızlıkla seyrettiğine Pyotr Petroviç dünyada inanmazdı; Andrey Semyonoviç’e gelince, o da üzüntü içinde, Pyotr Petrovic’in gerçekten, de bu şekilde düşünmeye yatkın bir insan olduğunu, hatta, masanın üzerinde yığılı duran paralarla ona hiçliğini ve aralarında sözüm ona var olan farkı hatırlatarak onunla alay etmekten, onu kışkırtmaktan zevk duyacağını düşünüyordu.
Andrey Semyonoviç ona, yeni bir “komün”ün kurulması gibi en sevdiği konuyu açtığı halde, Pyotr Petroviç! bu kez hemen hiç görmediği kadar sinirli ve dikkatsiz buldu. Hesap tahtası üzerinde bilyelerin çıkardığı seslerin kesildiği aralarda Pyotr Petrovic’in birkaç kelimeyle dile getirdiği kısa itirazları, kasıtlı ve açıktan açığa kaba alayla doluydu. Ama “insanlık”tan nasipsiz olmayan Andrey Semyonoviç, onun bu ruh halini dün Duneçka ile ayrılmalarına yüklüyor ve bir an önce bu konuyu görüşmek isteğiyle yanıp tutuşuyordu. Bu konuda söylemek istediği bazı ilerici ve propagandacı görüşleri vardı ve bunlar, sayın dostunu avutabileceği gibi “kuşkusuz” bundan sonraki gelişmesine de yardımcı olabilirdi.
Pyotr Petroviç, Andrey Semyonoviç’in sözünü en duyarlı yerinde keserek:
“Şu… dul kadın, bir yas yemeği veriyor galiba?” diye sordu.
“Sanki bilmiyorsunuz! Daha dün böylesi törelerimiz üzerine düşüncelerimi açıklamıştım ya size… Hem duyduğuma göre siz de çağrılıymışsınız bu yemeğe… Dün de kendisiyle konuşmuşsunuz…”
“Bu dilenci kılıklı budala kadının, öteki budaladan… Raskol-nikov’dan aldığı paraların hepsini yas sofrasına harcayacağı hiç aklıma gelmezdi doğrusu. Demin geçerken gördüm de şaştım kaldım: o ne hazırlıklar öyle!.. Şişe şişe şarap, bir yığın çağrılı L Ne olup bitiyor, şeytan bilir!” Pyotr Petroviç konuşmayı bu konuda derinleştirmek istercesine sorular sorarak sürdürdü sözlerini:” Ne? Benimde mi çağrılı olduğumu söylediniz? “Birden hesap tahtasından başını kaldırarak sormuştu bu soruyu. “Ne zaman çağırmışlar? Hiç hatırlamıyorum… Gitmem ben, ne işim var orda? Dün geçerken, söyle ayaküstü, yoksul bir memur dulu olarak, bir sefere mahsus olmak üzere, kocasının bir yıllık maaşı tutarında bir yardım alabileceğini söylemiştim.
Sakın beni bunun için çağırıyor olmasın? Hah-hah-ha!”
“Ben de gitmemek niyetindeyim”, dedi Lebezyatnikov.
“Daha, neler, yok bir de gidecektiniz! Kadına attığınız o kötekten sonra, olacak şey mi bu,
hah-hah-ha!”

Suç ve Ceza – Dostoyevski

“‘Geri gelmez biçimde mi yok olup gidiyor her şey?’ Suç ve Ceza | Radyo tiyatrosu” üzerine bir yorum

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Milletler, cumhurbaşkanlarıyla değil aydınlarıyla gelişirler” Cumhurbaşkanı ve Akademisyenler – Ahmet Altan

Çok ünlü hikayedir… Eski bir gazeteci olan Fransız Başbakanı Clemenceau, Polonya’nın en ünlü piyanist ve kompozitörlerinden biriyken cumhurbaşkanı olan Paderewski...

Kapat