Gabriel Garcia Marquez: “Anneme söyleyin, insan öleceği zaman değil ölebileceği zaman ölür.”

Yüzyıllık Yalnızlık“Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları birörnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım.

Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı büyük bir dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.”*

Yüzyıllık Yalnızlık

“İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.”

“Kadının duygularını irdelemeye başladı; Öylesine derine indi ki, ilgi ararken aşk buldu. Çünkü kendini kadına sevdirmeye çalışırken sonunda kendisi ona aşık oldu.”

“İnsan ölme zamanı geldiğinde değil, ölebildiği zaman ölür.”

“Ömrünü zehir eden inatçılığı yine herkesin sandığı gibi kötü yürekliliğinden değildi de, sınırsız bir sevgiyle aşılmaz bir korku arasındaki ölümcül çatışmanın sonucuydu.”

“Yalnızlık, anılarını ayıklamış, yaşamın yüreğinde biriktirdiği özlem dolu süprüntüleri yakmış, geriye en acı anıları bırakarak onları arıtmış büyütmüş, sonsuzlaştırmıştı.”

“O çileden çıkartıcı suskunluk ve ürkütücü yalnızlıktan hem kaçmak, hem de hep orada kalmak isteğine daha fazla dayanamıyordu.”

“Ne gamın ne tasanın yanına hiç uğramadığı bir taş gibiydi. Yalnızca o günlerde, arapsaçına dönmüş yüreğinin sonuna dek bocalamaya mahkum olduğunu biliyordu.”

“Bir dakikalık uzlaşma ömür boyu arkadaşlıktan daha iyidir.”

“Ölümü umursadığı yoktu, ama yaşam çok şey demekti. O yüzden de idam hükmü verildiği andaki duygusu korku değil, özlem oldu.”

“İnsanın en iyi dostu ölmüş olan dostudur.”

“Yaşamla hesabını kesin olarak kapatırken kendi insanlarını düşündükçe duygulanmıyor, en çok nefret ettiği kişileri aslında nasıl sevmiş olduğunu anlamaya başlıyordu.”

“Melquiades, “Bilim uzaklığı oradan kaldırdı” diye fetva verdi. “Çok yakında insanoğlu evinden dışarı adım atmadan dünyanın neresinde ne oluyorsa görebilecek.”

“Koca tekne, yalnızlık ve unutulmuşluğun yarattığı, zamanın yıpratıcı etkilerinden ve kuş pisliklerinden korunmuş kendine özgü bir oylum içindeydi sanki.”

“Neredeyse kızı olacak yaştaki Remedios’un, yani yargıcın kızının hayali, içine dinmeyen bir sızı düşürmüştü. Bu ayakkabısında taş varmış gibi, yürürken insanın canını acıtan somut bir sızıydı.”

“Canayakın ve içten görünmesine rağmen içe dönük bir kızdı, yüreğinden geçenleri kimseye açmazdı.”

“Onda yalnızca hüzünlü bir yalnızlık buluyordu.”

“Sanırdınız ki, gündüz akşama kadar dokuyor, dokuması bitmesin korkusuyla da gece sabaha kadar söküyordu. Bu işi yalnızlığını unutmak için değil tam tersine yalnızlığını yoğunlaştırmak için yapıyordu.”

“Geleceğin belirsizliği, yüreklerini geçmişe çevirmişti.”

“Kaybedecek bir şeyi olmayanlardan korkmalısın. Çünkü onlar, kazanmak için herşeyi yaparlar.”

Gabriel Garcia MarquezGabriel José de la Conciliación García Márquez 
1927’de Kolombiya’nın Aracataca kentinde doğdu. Büyükannesiyle büyükbabasının evinde ve teyzelerinin yanında büyüdü. Başkent Bogota’daki Kolombiya Ulusal Üniversitesi’nde başladığı hukuk ve gazetecilik öğrenimini yarım bıraktı. 1940’lardan başlayarak uzun yıllar gazetecilik yaptı. Öykü yazmaya 1940’ların sonlarında başladı.

Yayınlanan ilk önemli yapıtı Yaprak Fırtınası idi. 1961 de yayınlanan Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı romanını, Hanım Ana’nın Cenaze Töreni(1962) adlı öykü kitabı ve Kötü Saatte(1962) izledi. Yazar en tanınmış romanı Yüzyıllık Yalnızlık’ı(1967) Meksika’ya ilk gidişinde yazdı. Yüzyıllık Yalnızlık’taki bir bölümden etkilenerek yazdığı öykülerini İyi Kalpli Erendina(1972) adlı kitapta toplayan yazar daha sonra sırasıyla Mavi Bir Köpeğin Gözleri (1972), Başkan Babamızın Sonbaharı (1975), Kırmızı Pazartesi (1981), Kolera Günlerinde Aşk (1985), Labirentindeki General (1989) yayınladı.

Yazarın Türkiye’de yayınlanan diğer kitapları arasında Bir Kayıp Denizci, Sevgiden Öte Sürekli Ölüm, Aşk ve Öbür Cinler, Şili de Gizlice, On İki Gezici Öykü ve Bir Kaçırılma Öykü sayılabilir.

2005 itibarı ile Ciudad de Mexico’da yaşadı.

17 Nisan 2014 günü Meksika’daki evinde 87 yaşında hayatını kaybetti.

Türkçeye Çevrilmiş Eserleri
Roman, Novella ve Öykü
Yaprak Fırtınası ,1955 (La hojarasca)
Albaya Mektup Yazan Kimse Yok ,1961 (El coronel no tiene quien le escriba)
Hanım Ana’nın Cenaze Töreni ,1962 (Los funerales de la Mamá Grande)
Şer Saati ,1962 (La mala hora)
Yüzyıllık Yalnızlık ,1967 (Cien años de soledad)
Sevgiden Öte Sürekli Ölüm ,1970 (Muerte constante mas alla del amor )
Mavi Köpeğin Gözleri ,1973 (Ojos de perro azul)
Başkan Babamızın Sonbaharı ,1975 (El Otoño del patriarca)
İyi Kalpli Erendira ile İnsafsız Büyükannesinin İnanılmaz ve Acıklı Öyküsü ,1978 (La increíble y triste historia de la cándida Eréndira y de su abuela desalmada)
Kırmızı Pazartesi ,1981 (Cronica De Una Muerte Anunciada)
Kolera Günlerinde Aşk ,1985 (El amor en los tiempos del cólera)
Labirentindeki General ,1989 (El general en su laberinto)
On İki Gezici Öykü ,1992 (Doce cuentos peregrinos)
Aşk ve Öbür Cinler ,1994 (Del amor y otros demonios)
Benim Hüzünlü Orospularım ,2004 (Memoria de mis putas tristes)
Edebiyat Dışı
Bir Kayıp Denizci ,1970 (Relato de un náufrago)
Latin Amerika’nın Yalnızlığı ,1982
Marquez’le Konuşmalar Plinio Apuleyo Mendoza ile birlikte,1982 (El olor de la guayaba. Conversaciones con Plinio Apuleyo Mendoza)
Şili’de Gizlice (Miguel Littin’in Serüveni) ,1986 (La aventura de Miguel Littín clandestino en Chile)
Bir Kaçırılma Öyküsü ,1996 (Noticia de un secuestro)
Anlatmak İçin Yaşamak ,2002 (Vivir para Contarla)
Diğer Eserleri
Un día después del sábado, 1955
Monólogo de Isabel viendo llover en Macondo, 1968.
Cuando era feliz e indocumentado, 1973.
Chile, el golpe y los gringos, 1974.
Ojos de perro azul, 1974.
El otoño del patriarca, 1975.
Todos los cuentos (1947-1972), 1976.
Textos costeños, 1981.
Viva Sandino, 1982.
El olor de la guayaba, 1982.
El secuestro, 1982.
El asalto: el operativo con el que el FSLN se lanzó al mundo, 1983.
Erendira, 1983.
Kızıl Oidipus, senaryo 1996
Erendira, senaryo
Ayrıca yazarın Aralık 1982 de Stokholm’de yaptığı Latin Amerika’nın Yalnızlığı başlıklı Nobel edebiyat ödülü töreni konuşması da dahil olmak üzere bazı yazılar Turhan Ilgaz tarafından çevirisi yapılan Marquez’le Konuşmalar (Metis Yayınları, Aralık 1983) içinde yer almıştır.

*Çevirisini Seçkin Selvi’nin yaptığı Can Yayınları 2005 tarihli 27. baskısının arka kapağı

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Orhan Veli’den Bir Öykü, Bir Mektup: “Çok âşık oldum, hiç evlenmedim”

Elimde bir bardak su.... bardak cam, su berrak... dudaklarım yanıyor susuzluktan. Gözlerimi ve dudaklarımı camın parlaklığında görüyorum. Su... Renksizlik, suda...

Kapat