Gabriel Garcia Marquez’den bir öykü: Üç Uyurgezer İçin Acı

Gabriel Garcia MarquezŞimdi o. evin köşelerinden birine kendini bırakmış, bizimleydi. Yeni kesilmiş odun kokulu giysilerini, çamurda giydiği ağırlıksız ayakkabılarını ve diğer kişisel eşyalarını ona götürdüğümüzde birileri bize onun, kendisi üzerinde her gün daha da etkisini artıran, hasır gibi örülmüş, acımasız yalnızlıktan başka çekiciliği olmayan, hiçbir güzel tadın yer almadığı, yaşadığı yavaş ve tek düze yaşama ayak uyduramayacağını söylemişti. Anımsamamız oldukça uzun sürdü, ama yine birisi, bize, onun da bir zamanlar çocuk olduğundan, çocukluk evrelerinden geçtiğinden söz etmişti. Belki de biz bunlara o anda inanmamıştık. Ancak, şimdi onu. parmağı dudaklarında, ürkmüş gözlerle, köşesinde, kendi halinde oturur görünce, onun da bir çocukluk geçirmiş, yağmurun yarattığı doğal serinlikle bile uyanan duyarlılık yetisine bir zamanlar sahip olmuş ve daima bedeninden hiç de umulmayan bir profil taşımış olabileceğini kabullenmeye başladık.

Devamı…Gabriel Garcia Marquez’den bir öykü: Üç Uyurgezer İçin Acı

Marquez: “Kötülük dünyada değil, insanın yüreğindedir. Yüreğini kolla, ölmeden çürüyorsun…”

Gabriel Garcia MarquezGabriel Garcia Marquez’den aşk üzerine 10 ders

♥ İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır.
♥ Gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.
♥ Zamanı, onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.
♥ Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.
♥ İnsanın sonunda başkalarının sandığı biri gibi olmaması olanaksız.
♥ Birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiçbir zaman ulaşamayacağını bilmektir.

Devamı…Marquez: “Kötülük dünyada değil, insanın yüreğindedir. Yüreğini kolla, ölmeden çürüyorsun…”

“Günün birinde hepimiz sonsuza dek susacağız!” Ayna ile Konuşma – Gabriel Garcia Marquez

Gabriel Garcia MarquezOdanın daha önceki sahibi, saatler boyu bitmek bilmeyen uykusundan; üzüntülerini unutmuş, yeni sabahın erkenliğinden rahatsız olmuş olarak, yarı açık pencereden giren havayı şehir sesleri istila edip, gün biraz daha geçince uyandı. Belleğinde başka hiçbir şey olmadığından, ölümün yoğun bir biçimde zihnini kurcalaması, her tarafını kaplayan korku —kendi bedeni— i!o büyük bir olasılıkla erkek kardeşinin dilinin altında olan toprak parçası hakkında düşünmeye başladı. Ama dışarıdaki neşe dolu, bahçeyi aydınlatan güneş dikkatini daha doğal, dünyasal ve belki de korku dolu iç varlığından daha az gerçek, farklı bir yaşama çekilmesine neden oldu. Sıradan bir insan olarak geçirdiği uysal yaşamı sinir sistemi ile kararsız ciğerine dayanmadan, bir burjuva gibi uyumanın çaresiz olanaksızlığını anımsattı ona.

Devamı…“Günün birinde hepimiz sonsuza dek susacağız!” Ayna ile Konuşma – Gabriel Garcia Marquez

“Santiago, yavrum, neyin var?”, “Beni öldürdüler, Wene Hala” Kırmızı Pazartesi – Gabriel Garcia Marquez

Gabriel Garcia MarquezFlora Miguel o pazartesi günü piskoposu getiren vapurun ilk düdük sesleriyle uyanmış, çok kısa bir süre sonra da ikiz Vicario kardeşlerin öldürmek için Santiago Nasari beklemekte olduklarını öğrenmişti. Felaketten sonra onunla konuşan tek kişi olan rahibe kız kardeşime, bunu kendisine kimin söylediğini bile hatırlamadığını anlatmıştı. “Yalnızca sabahın altısında bunu herkesin bildiğini biliyorum,” demişti. Ancak Santiago Nasarı öldürecek olmaları inanılır gibi gelmemişti ona, buna karşı hk namusunu temizlemek için onu Angela Vicario’yla zorla evlendireceklerini gelmişti aklına. Kendini son derece küçük düşmüş hissediyordu. Halkın yarısı piskoposu bekleyip dururken o, yatak odasında öfkesinden ağlıyor, Santiago Nasar’ın okuldayken gönderdiği mektupları kutusunun içinde düzene sokuyordu.

Devamı…“Santiago, yavrum, neyin var?”, “Beni öldürdüler, Wene Hala” Kırmızı Pazartesi – Gabriel Garcia Marquez

İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü – Gabriel Garcia Marquez

Gabriel Garcia MarquezSantiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 5.30’da kalkmıştı. Rüyasında kendini koca koca incir ağaçlarından bir ormanın içinden geçerken görmüştü, incecik bir yağmur çiseliyordu, bir an için mutluluk duymuş, ama uyandığında üstü başı kuş pislikleri içindeymiş duygusuna kapılmıştı. “Rüyasında hep ağaçlar görürdü,” demişti bana annesi Plâcida Linero, o uğursuz pazartesinin ayrıntılarını aradan 27 yıl geçtikten sonra anımsarken. “Bir hafta önce de rüyasında, badem ağaçlarının arasından uçarken dalların hiçbirine çarpmadan geçip giden yaldızlı kâğıttan yapılma bir uçağın içinde tek başına oturduğunu görmüştü.” Başkalarının rüyalarını, yemekten önce aç karnına anlatmaları koşuluyla, doğru yorumlamakta üstüne yoktu kadının, ama ne oğlunun gördüğü o iki rüyada herhangi bir uğursuzluk belirtisi fark etmişti, ne de ölümünden önceki sabahlarda kendisine anlatmış olduğu daha başka ağaçlı rüyalarında.

Devamı…İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü – Gabriel Garcia Marquez

Gabriel Garcia Marquez’in “Sevgiden Öte Sürekli Ölüm” Kitabı Üzerine Aziz Nesin’in Okuma Notları

Gabriel Garcia MarquezBu Kasabada Hırsız Olmaz öyküsü sevdiğim bir öykü… Ama sanki onu Marquez yazmamış. Ne biçimi, ne biçemi onun. Bu öykü için kitaba şu notu yazmışım: “Ne güzel yürüyor bu öykü… Bakalım nasıl son bulacak yada sonuna dek nasıl sürecek? Okuru coşkuyla ve duyguyla anlatıya katıyor; ustalığı burda.
Bu öyküde yazar, kendisi yan tutmadığı halde okurunu yan tutmak, hırsızdan yana olmak, hırsıza acımak durumunda bırakıyor ki bu bir ustalıktır. Çok güzel öykü!”
Dul Montiel öyküsü için kitaba yazdığım not: “Ulan bu ne be! Bu nasıl öykü ulan!
Her öykü aynı atmosfer, dekor, perde, aynı kişiler çevresinde geçiyor. Sanırım bunlar tek tek öyküler değil de bir dizi… Yada böyle bir izlenim bırakıyor.”

Devamı…Gabriel Garcia Marquez’in “Sevgiden Öte Sürekli Ölüm” Kitabı Üzerine Aziz Nesin’in Okuma Notları

“Size mi, belediyeye mi?” O Günlerden Birinde – Gabriel Garcia Marquez

Gabriel Garcia MarquezPazartesi sabahı gün doğduğunda hava ılık ve yağmurluydu. Sabahları erkenci olan diplomasız dişçi Don Aurelio Escovar, muayenehanesini saat altıda açtı. Camlı dolaptan, hâlâ alçı kalıbının içinde duran bir protez çıkardı, bir avuç dolusu aleti masanın üstüne koyup tıpkı bir sergideki gibi büyükten küçüğe doğru dizdi. Boynundan yaldızlı bir düğmeyle kapanan yakasız, çizgili bir gömlekle lastik askılı bir pantolon giymişti. Bedeni dimdik, sıska bir adamdı, tıpkı sağırlarmki gibi, içinde bulunduğu duruma pek uymayan bakışları vardı.
Aletleri masanın üzerinde hazır ettikten sonra, burgu aletini döner koltuğa doğru itti, oturup protezi cilalamaya koyuldu. Elindeki işi düşünmeden yapıyor gibi görünüyordu, ama inatla çalışıyor, aleti kullanmadığı anlarda bile pedalına basmayı sürdürüyordu.

Devamı…“Size mi, belediyeye mi?” O Günlerden Birinde – Gabriel Garcia Marquez