Felsefe Öncesinde Evrensel Bağıntılılık Düşüncesi – Aydın Çubukçu

Evreni bir bağıntılar-ilişkiler örgüsü olarak düşünmenin ve bu bütünlüğü etkileyerek dönüştürebilme çabasının ilk izlerine, ilkel dinlerde, büyüde ve mitolojide rastlayabiliriz. Vahşet çağının dini sayılan animizm, her şeyde bir ruh bulunduğuna inanıyordu.

Animizme bağlı olduğu biçimiyle büyücülük, nesnel ilişkilerin pek az dolaylanmış bir taklidi durumundaydı: soyut ve uzak ilişkilere değil, bir eylem öngörüsüne dayanıyordu. Burada büyü, insanın şeyler üzerinde ve her şeyin birbiri üzerinde etkisini doğurmak ya da yönlendirmek iddiasını öne sürerken, onlar arasında bir biçimde denetlenebilir bağıntılar bulunduğunu varsayıyor olmalıydı. Öyleyse büyücülük, özel bir tarzda örgütlenmiş ve düzenli kılınmış eylem (büyü) aracılığıyla, bu etkileşmede, bir yanın etkin ya da egemen duruma geçirilebileceğini söylemiş olmaktadır. Bağıntının doğası hakkındaki inançla, bağıntının etkilenmesi için geliştirilen araç uyumlu görünüyor.
Büyünün içeriği, ideolojik tarzda ifade edilmiş olsa da, bir sezgiyi dile getiriyor ve kuşaklar boyunca edinilmiş bir görgü birikimine dayanıyordu. Bu içerik, karşılıklı etkileşme ve bağıntılı birlik içinde bir dünya tasarımının gelişmesinin ilk adımı olma özelliği gösteriyor.
Mitoloji, animizm tarafından çizilen nesnel, dolaysız ve her noktasında canlı tekil varlıkların oluşturduğu evren tablosunu, doğal ve sosyal olayların “hayali biçimler altında yeniden üretilmesi” olarak aşar. Yeni bir evren anlayışı ve evrenin insan bakımından anlamını zengin ve düzenli kılan yeni kavramlar geliştirir. Burada tanrılar, önce kendi hiyerarşileri içinde birbirlerinin yaşamını, sonra da insanların ve doğal olayların yaşamını belirlerler. Böylece bağıntılılık düzenli ve zorunlu kılınır.
Vahşet çağının animist ve “özgür” insanı, kendi eylemiyle doğanın gücü arasında bir düzey ayrımı görmüyordu. Oysa çok tanrılı dinler, deyim yerindeyse “dikey” bir ilişkiler sistemi içinde en yukarıdakilerden en aşağıdakilere doğru zincirleme bir belirleme ilişkisini zorunlu gösteriyordu.
Animizm, tekil olaylar ve nesneler üzerindeki etkiyi düşünür ve bunu sağlamanın yolunu, o şeyin kendine özgü ruhu ile ilişkiye geçmekte görürken, mitoloji, sınıflandırılmış olay ve nesne gruplarına karşılık düşen “uzman tanrılar” geliştirir. Böylece, sonsuzca bölünmüş ve tekil varlıklar düzeyinde parçalanmış animist evren tasarımı, yerini şimdi her bir nesne için ayrı bir ruh, ayrı bir tapınma ya da büyü işlemini anlamlı olmaktan çıkaran bir sınıflar hiyerarşisi ve tanrılararası işbölümü düzenine bırakır. Özetlersek, bu yeni evrende, olaylar ve nesneler sınıflandırılmış ve aşamalı olarak birbirine bağlanarak kurallara göre işler hale getirilmiştir.
Evrenin yukarıdan aşağıya, tek olandan çok olana doğru kurulduğuna dair bu inanış, bir “köken” ve “oluş” probleminin ortaya konuluşu olarak yorumlanabilir. Mitoloji, ele aldığı konular ve bunları işleyiş tarzı bakımından, içeriğini bu kavramların doldurduğu sorular sormuş ve bunlara, hayal gücüne, şiirsel imgelere dayanan masalsı cevaplar vermişti. Düşünce tarihinde birçok kez karşılaşıldığı gibi, burada da cevaplardan çok sorular önemlidir ve bunlar daha sonra felsefenin tartışacağı ve başlıca içeriği olarak geliştireceği problemlerin öncelleri olmuştur.
Mitolojide, tanrıların, evrenin ve insanın doğuş, türeyiş ve sonlarının açıklanmasında kutsal anlamlar taşıyarak yer tutmuş olan varlıklar, felsefede de ilk ilgilerin odağında bulunacaktır.
Örneğin su, eski uygarlıkların birçoğunun mitolojisinde evrenin özü olarak görülür ve kutsal sayılırdı. Suyun yoğunlaşmasından toprağın, buharlaşmasından da gökyüzünün doğmuş olduğuna inanılırdı.
Toprak da, ilkel din ve inanışların pek çoğunda kutsaldı. Yunan mitolojisine göre, kaos (düzensiz boşluk) içinden önce Gaia (toprak ana) çıkmıştı ve gökleri, denizleri doğurmuştu. Tanrılar da Gaia’nın çocuklarıydı.
Bütün bu inançlar, evrenin belli bir maddeden yola çıkılarak açıklanabileceğini düşünen ilk felsefi çabanın yolunu açmaları bakımından önem taşıyor. Mitoloji böylece bilginin tarihinde bir yer tutuyor.

Aydın Çubukçu
Mantık ve Diyalektik

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Gü­zel bir dün­ya­da ya­şa­mak is­ti­yor­sa­nız siz de ….” Hoşgör Köftecisi – Orhan Veli

Si­ze bu ya­zım­da üç ma­sa­lı bir ba­lık­çı mey­ha­ne­sin­de gör­dü­ğüm bir dün­ya­dan bah­se­de­ce­ğim. İşi­niz dü­şer, bil­me­di­ği­niz bir semt­te ka­lır­sı­nız. Ye­mek za­ma­nı...

Kapat